• Büyük Bozkır'ın göçebeleri tarihte ve insanlık kültüründe Avrupalılar'dan, Çinliler'den, Mısırlılar'dan, Persler'den, Aztek ve İnkalar'dan daha az rol oynamış değillerdir. Şu var ki onların oynadıkları bu rol, laf aramızda her etnosta olduğu gibi, nev-i şahsına münhasır ve orijinaldi.
    Lev Nikolayeviç Gumilev
    Sayfa 543 - Selenge
  • 312 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Sevdiğim kişilerin sevdiği şeyleri genellikle seviyorum. Bu nedenle ahbabımın tavsiye ettiği her şeyi ihtimamla not alıyorum. Bu kitabı da bir dostumun "Tam senlik bir kitap" demesi üzerine okudum. Ve bu tavrımla yanılmadığımı bir kez daha anladım.
    Yapı itibariyle biraz meraklıyımdır, bir olayın arka planında yatan sebepleri araştırmak oldumolası ilgimi celp etmiştir. "Panoptik Bela" ise bir dedektif romanı. Ama sıradan bir dedektif romanı değil; mesela çoğu esrarengiz cinayetlerde olduğu gibi katilin genellikle uşak olduğuna dair bir senaryosu yok. Muhayyileyi zorlayan olay ve kahramanların içinde anlamlı mesajlar da bulabileceğimiz kendi nev-i şahsına münhasır bir roman. Bana göre sadece bu detay bile kitabı okumaya değer. Üstelik kitabın dili , kurgunun yaşandığı ortama ve çağa göre kaleme alınmış. Kitabı okumaya başladıktan itibaren kendinizi bir anda Osmanlıca tabirler ile konuşurken bulabilirsiniz. Ben çok beğendim, tavsiye ederim. :)
  • Tavrınız olsun. Tarzınız olsun. Hedefiniz olsun. Çizginiz olsun. Prensipleriniz olsun. Farkınız olsun. Velhasıl kelâm her şeyiniz size has; Nev-i şahsına münhasır olsun. Davranışlarınız taklit, görüntünüz bir başkasına özenti, düşünceleriniz satılık, değerleriniz emanet olmasın.
  • 107 syf.
    ·4 günde·9/10
    Halil Cibran gerçekten nev'î şahsına münhasır bir yazar. Bunu daha kitabının ilk sayfasında anlayabiliyorsunuz. Kırık Kanatlar'ı okumamla başladı serüvenim, beni diğer eserlerini okumaya heveslendirdi ve elime ilk geçen Kum ve Köpük'ü aldım. Yine aynı kalitede önceki okuduğum eseri gibi. Dilinin şiirselliği bu sefer aforizmalarında keskin ve katmerli bir anlatımla birleşmiş. Kendinizden fazlaca parça bulabileceğiniz bir kitap. Bazı satırları siz yazmışçasına sizden bir kitap. Okunmalı.
  • Hayatta kalmak için bir işe ihtiyaç duyar çoğu insan. Bir meslek sahibi olmak ve oradan kazandığı para ile hayatını idame ettirmek zorundadır. Bütün mesleklerin zorlukları vardır ve her meslek erbabı kendi mesleğinin en zoru olduğunu iddia etmekten geri durmaz. Sahip olduğum mesleğin çok zor olduğunu, büyük bir sorumluluk gerektirdiğini düşünsem de benimkinden daha zor meslekler olduğu konusunda kimseye haksızlık edemem. Hem de zorluğu tartışılmaz meslekler. Ancak bir tanesi var ki hiçbir meslek meşakkati konusunda yanına bile yaklaşamaz. Büyük uğraşlar sonucu yazdığım bu girizgahla bu mesleği merak etmenizi sağladığımı umuyorum. Aksi bir durum söz konusuysa nezaket kurallarına uyma gerekliliğini hatırlatırım. Önceden tahmin edenlere ise söyleyecek lafım yok. Efendim tarihteki en zor meslek “roman kahramanlığı”dır çünkü zordur. Bir roman kahramanı okuyucuyla arasında bir bağ kurmak zorundadır. Başında ilginç olaylar geçmesi gerekir. Özel hayatı, en ince ayrıntısına kadar gözler önüne serilir. Banyoda, tuvalette bile yalnız kalamaz. Okuyucu, kahramanın hayatını kahramandan daha iyi bilir hatta. Roman kahramanlığı en zor meslektir ve biz İnsan Olun Biraz olarak bu mesleğin en önemli icracılarını bulduk ve onlarla iligili bu yazıyı sizinler paylaşmaya karar verdik.


    İlk meslek erbabımız Anayurt Otelinde resepsiyonda bizi karşılayan Zebercet. Zebercet roman kahramanlığı konusunda en ağır işçilerden biridir. Zira onunla ilgili bildiğimiz bazı konular gerçekten onu mahremine yapılan bir saldırı sayılabilir kolaylıkla. “Gecikmeli Ankara treni ile gelen kadın”ı bekleyişi aslında bizim bilmememiz gereken bir olaydır, hele ki o kadınla ilgili düşündükleri. Bir resepsiyonda geçen hayatı ve yaiadığı aşk onda saklı kalmalıdır ama biz meraklı gözlerle onu izler ve mesleğini bir kat daha zorlaştırırız. Zaten çok da dayanamaz zavallıcık bu duruma. Sahi Zebercet’in bıyığı var mıydı?


    Her işe burnunu soktuğu için, hayatına burnumuzu sokmaktan çekinmeyeceğimiz bir meslek sahibi var: İgnatius. Bir dahi olduğu için çevresinde oluşan “Alıklar Birliği”ni bir türlü uzaklaştıramayan kahramanımızın annesi ile olan ilişkisine ona görünmeden göz atmak bize yanlış gelmez. Çünkü İgnatius becerememiş de olsa işçilerin işlerine el atmış, çalıştığı şirket adına yaptığı ve yapmaması gereken yazışmalarla işleri çığrından çıkarmıştır. Sosisli satma işinde ondan aldığımız ticari tüyolaro günlük yaşamımıozda oldukça fazla işe yaramıştır. Tembelliği ile bize Oblomov’u hatırlatan İgnatius’un Oblomov’dan daha eğlenceli bir karakter olduğu konusunda -emin olmasak da- görüş beyan etmek isteriz.

    En ağır işçilerden biri ise Josef K. ‘dır. Josef K. hakkında açılan “Dava” konusunda elinden geleni yapar görünen ancak aslında hiçbir şey yapmayan bir kahramandır ki onun hayatını gözlemekten duyacağımız sıkıntı, onun hayat karşısındak pes etmişliği sayesinde azalır. İnfazına kadar geçen zaman zarfında, sanki suçunu peşinen kabul etmiş olan Josef K. sizi sinir buhranlarına sevk edebilecek bir kahraman olsa da onu sevmekten ve ona üzülmekten kendinizi alıkoyamazsınız. Bazen onu bu kadar açgözlü bir şekilde izlediğimiz için kendini savunma gereği duymadığı fikrine kapılmıyor değiliz.


    “Tutunamayanlar”dan biri olan ve entellektüelliği su götürür olan Turgut Özben ise bir başka nev-i şahsına münhasır kahramadır. Onun işe diğerlerine göre daha hafiftir, zira o sağdan soldan topladığı bilgi parçalarını yerli yerinde kullanarak kendini bir aydın olarak göstermeyi başarabilmiştir. Ayrıca onu izlemekten çekinmemiz için bir neden yoktur zira kendisi arkadaşı hakkında yaptığı araştırma ile zaten gün yüzüne çıkmayı amaçlamıştır diye düşünebiliriz. Yine de Selim Işık gibi bir arkadaşı kaybetmiş olması, onun da zor bir iş altında olduğunun şaşmaz bir kanıtıdır.


    “Atlas Vazgeçti”ğinde orada bulunan ve bu işi organize eden adam olan John Galt ise diğerlerinden oldukça şanslı zira John Galt göz alacak kadar yakışıklı, hayranlık duyulacak kadar zeki ve önünde eğilinecek kadar başarılı bir adam. Onu izleyip izlemememiz onu sorunu değil. Zira o bizden hep daha yukarılarda ve biz ona ne kadar bakarsak bakalım, o bizi görmeyecek. Dagny Taggart ile bir tünelde yaşadığı cinsel deneyime tanıklık etmiş olamamız bile onun umrunda olmayacak. O elinde üzerinde dolar işareti taşıyan sigarası ile bize üstten bakar bir tavırla gülümsüyor olacak. John Galt kim ki?

    Ve daha birçok meslek erbabı daha… Bu ağır işçiler hakkında yapacağımız araştırmalar devam edecektir. Kendileriyle yakından ilgilendiğimiz bilmeleri ve hayatlarını ve işlerini ona göre sürdürmeleri herhalde hepimizi mutlu edecektir.
  • İslâm’ı modern dünyanın sağı ve solu dışında anlayabilmek için önce Müslümanlığımızın bir adaptasyon vesilesi olmadığını kavramamız gerekiyor. Eğer modern dünyanın müesses nizamlarının korunması, yürürlükte bulunan hayat tarzının pekişmesi, insanların dünyayı anlama biçimlerinin olduğu yerde sabitleşmesi, insan ilişkilerinin bugün tanıdığımız ölçüler içinde güçlenmesi uğruna Islâmî bir ideoloji benimser isek sağcı olmaktan kurtulamayız. Tersi de doğrudur: Modern dünyanın sahip olduğu imkânların yeni ve arzulanan müesseselere dönüştürülmesi, bugünün imkânlarını nimet bilerek ideal bir yaşama tarzının elde edilmesi, bugün dünyayı anladığımız tarzın yanlışlardan aritılarak onarılması, günümüzün şartları uyarınca insan ilişkilerinin daha güçlü (veya İslâmî) kılınması gibi bir hedef benimser, böyle bir ideoloji türetirsek nev'i şahsına münhasır bir solculuk içine girmekten kendimizi alıkoyamayız. Kısacası, İslâm'ı mevcut şartlara adapte etmek İslâm'dan uzaklaşmaktan başka sonuç vermez.
  • Şimdilerin "özgün", eskilerin ""nev-i şahsına münhasır" dedikleri insanlar azalıyor. Kendine özgü, farklı insan