• Neşeyle oynaşıyor, kıvrakça,
    Neva üstünde, yüce divanın alacalı bayrakları.
    Kürekçilerin berrak, uyumlu şarkıları,
    Kopup geliyor kayıklardan.
    Petro'nun sarayında bir neşeli şölen;
    Mahmur konukların sohbeti uğultulu.
    Ve salvo ateşle dövülmekten,
    Neva'nın öteleri köpüklü.
    Büyük Çar'ın bu şöleni neye acaba,

    Petersburg şehrinde?
    Neden bu salvo ateş ve kalabalıklar?
    Ya nehirde demirli filo?
    Yoksa yeni ve şerefli bir zafer ışığı mı,
    Aydınlatan Rus süngüsünü ve bayrağını?
    Çetin îsveçli'yi mi yendik?
    Barış mı dileniyor korkunç düşman?
    Ya da aldığımız İsveç toprağına,
    Brandt'ın çelimsiz teknesi mi uğradı?
    Ve güney donanmamız ailecek,
    Dedesini görmeye mi gitti?
    Savaşçı torunları,
    İhtiyarın önünde esas duruşta,
    Verilen dersin onuruna,
    Duyulmakta koro ve top gürlemesi.

    Poltava'nın yıldönümü mü,
    Kutladığı efendilerimizin?
    Rus Çarı tahtını, o gün kurtarmıştı Karl'dan.
    Yoksa Katerina doğum mu yaptı?
    Ya da isim günü mü kendinin,
    Kahraman Dev'in, sihirbazın,
    Karakaşlı karısının?

    Hayır, tebâsıyla barışıyor Çar.
    Suçlunun suçunu affedip, neşeyle,
    Köpürterek dolduruyor bir kadehi.
    Ve alnından öperek onu,
    Aydınlık kalbi ve yüzüyle,
    Af gününü kutluyor,
    Düşmana karşı bir zaferi kutlar gibi.
    İşte bundan, gürültü ve kalabalıklar var,
    Petersburg şehrinde.

    Salvo ateş ve müziğin gümlemesi, bundan.
    Ve nehirde demirli filo.
    Bu yüzdendir ki mutlu vakitte,
    Çar'ın kadehi dolu.
    Ve salvo ateşle dövülmekten,
    Neva'nın öteleri köpüklü.



    1835
    Aleksandr Sergeyeviç PUSKIN
  • Gerçi bu aşktan hayır beklemiyor ve Neva'ya asla dokunamayacağını biliyordu. Fakat bir başkasının ona dokunabilecek olması fikri, zaman zaman onu çıldırtacak gibi oluyordu. Böyle bir şeye asla ve asla izin veremezdi. Uzaklarda olsa bile Neva hep onun olmalı, hep onun kalmalıydı.
  • Neva'ya kitapçımda arayış içersindeyken denk geldim, gerek kitabın ismi arka kapağındaki görüşler, gerekse kitapçımın şiddetle tavsiye ediyorum kesinlikle okumalısın ablamm :))) ısrarı nedeniyle alıp maalesef okumak zorunda kaldım...
    Okunması gereken onca edebi eser varken ve maalesef ki yazarımızın edebi eser yazma kaygısı gütmeyen bu kitabı, bana göre fazlası ile vakit kaybından başka bir şey değil.
    Sanki başından geçen olayları Doktor'luk mesaisinden arta kalan vakitte, oturup kaleme alayım, hele bakayım nasıl olacak :)) diye düşündükten sonra alelacele, kuru, sığ, ve kısır bir anlatım dili ile kaleme almış...
    Özetle beğenmedim kitapçımın şiddetle tavsiye ediyorum, kesinlikle okumalısın ablamm dediği gibi ablalarım, abilerim, kardeşlerim şiddetle ve kesinlikle okumanızı tavsiye edemiyorum. :)))

    Bu arada kitabın gerçek hayat hikayesi olması, aynı zaman da sinema filminin de çekilmiş olması, sonunda meşhur karakterimiz Neva'nın intiharı, meraklılarının bir kısmını salya sümük ağlayıp:)) gözyaşlarına boğulmalarına neden olmuş.
    Çocukluk yıllarım da Rahmetli ninem tv'de film izlerken ölen, ya da yaralanan oyuncular olduğunda dizlerini döverek ağlardı... Masumluğuna kurban olduğum, sonrasında farklı bir filmde aynı oyuncuyu gördüğünde öldürmeyen Allah öldürmüyormuş diye çocuklar gibi sevinirdi. :)
    Ben de meraklılarını sevindirmek adına naçizane belirtmek isterim:)
    Neva'mız çok şükür ki yaşıyormuş, hayatına evli, mutlu, çocuklu bir şekilde devam ediyormuş.
  • Puslu Kıtalar Atlasına olan hayranlığım devam ederken 1K Afyon buluşmasında seçtiği kitapla muhteşem bir eser okumamıza vesile olan Uğur Ukut'a teşekkür etmeden başlayamayacağım incelememe.
    Artık kitap okurken yorulmak isteyen, sorgulamak isteyen ,kurguyu gerçek yaşamımın içinde hissetmek isteyen biri olarak fazlasıyla yordu ve yetti bana bu kitap.
    Merak bir işin sonunu görebilmek için gerekli bir unsurdur,satırlar akıp giderken acaba nereye bağlayacak diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz.
    Satır aralarına gizlediği manaya kitabın son cümlesinde
    ulaşabiliyorsunuz.Konuşmanın bir ihtiyaç olarak görüldüğü şu çağda susmanın varılabilecek son nokta olması...
    Hakikati gördükten sonra kör olmak, gerçeği duyduktan sonra sağır olmak artık Hakk'a ulaştıktan sonra Hakk'tan geldiğini, Hakk olduğunu anlayabilmek..
    Eflatun görmüş,işitmiş,anlamış ve susmuş.Çünkü artık en güzel mertebeye ulaşmıştı.(Ene'l Hakk)
    Eflatun karakterinde yazarın kendisinden izler de yok değil.
    En azından bir röportajını okuduktan sonra buna inancım daha da arttı.
    https://www.haberturk.com/...elik-harekatindaydim

    Kitabın içerisindeki Kalın Musa'ya ise fazlasıyla güldüm.Bulduğu civcivi besleyip, adına Zümrüdüanka deyip, yiyeceği günü hayal edip yiyememesi hem gülünç hem düşündürücü.
    İnsanoğlunun yaşamı yanlış anlamasının en güzel hüsran örneği belki de, Kalın Musa.
    Davut,Asım,Pertevelli hepsinin Neva'ya aşık olup yalnızca Davut'un vuslata erebilmesi, aşkı doğru anlamış olmanın bir sonucu bana kalırsa.
    Neva:ses,seda,makam,ahenk demekmiş.
    Hakk'ın sesi Neva,aşkın sesi Neva.
    Müziğin haram sayıldığı o dönem ancak bu kadar güzel eleştirilebilir,kurgulanabilir.
    Kitabın son sayfalarında Tağut ve Davut'u karşı karşıya getirmek, eğrinin yanına doğruyu koymak...
    Karakterlerin isimlerini biraz araştırdıktan sonra taşlar yerine daha sağlam oturuyor.
    Kitaptaki karakterler bu kadar sınırlı değil ama hepsini burada tek tek alırsam uzun sürecek.
    Kitabın diline gelecek olursam evet fazlaca Osmanlıca kelime,yoğun bir anlatımı var ama odaklanma problemi yaşamadığınız takdirde bağlamdan çıkarılabilecek,anlaşılabilecek nitelikte.
    Bırakın kendinizi kelimelerin kollarına,masalın içinde yürümemek mümkün değil.
    Üzerine daha bir sürü şey söylemek mümkün elbette ama belki de susmak anlatmanın tek yoluydu sözleri üzerine bu kadar kelime fazlasıyla fazla :)
    Kesinlikle okumalısınız.
    Manayı bulabilmeniz dileğiyle,
    Hakikati Hakta bulabilmeniz dileğiyle,
    Dünyaya kör Hakikat'e aşık olabilmeniz dileğiyle...
  • ..gri eldivenli elleriyle troçki köprüsünün korkuluklarına tutunup neva'ya atlayacak görünümü veren ak çoraplı, güzel, küçük bir hanımı izlerken, onun aya dilini; minik, sivri ve pembe dilini çıkardığını gördüm.
    ay, göklerin bu yaşlı ve kurnaz tilkisi, sinsice süzülmekteydi kirli bulutların arasından. çok iriydi, çok içmiş biri gibi kızarmıştı dudakları üstelik.genç bayan tutkuyla, dahası öç alırcasına kışkırtmaktaydı onu en azından öyle göründü bana.'
  • Ya Neva'nın bütün suları birdenbire denize giderse? Ya kayık batarsa? Ya Morskaya ve bizim ev çökerse?

    Ya birdenbire benden soğursan...
    İvan Gonçarov
    Sayfa 389 - İş Bankası Yayınları
  • Neva Bulvarı'nda ya da rıhtımda yaşayan o kont, o da aynı şeyi yaşayabilir,ama sadece başka türlü görünür, çünkü onun da her şeyi kendine göredir, yüksek üslupladır, ama o da aynıdır, her şey gelebilir başına, benim de başıma aynı şey gelebilir...