İstanbul on altıncı yüzyıldan günümüze kadar sayısız deprem görmüş, birçok bina yerle bir olmuştu. Fakat Süleymaniye ve Şehzadebaşı camilerinin bu depremlerden etkilenmemesi bilim ekibinin dikkatini çekmiş olmalı ki çalışmalarını bu alanda yoğunlaştırdılar.
Uzun ve yorucu bir çalışmadan sonra ilginç ve ilginç olduğu kadar da şaşırtıcı bir sonuçla karşılaştılar.
Cami, esnek bir zemin üzerinde inşa edilmişti. Herhangi bir sarsıntı anında oynayarak yıkılmaktan kurtuluyordu.
Ayrıca minareler raylı sistem üzerine oturtulduğundan, her yönde zeminle beş derece eğim yapabiliyordu. Bu eğim sırasında ağırlık merkezinden geçen düşey doğrultu, hep yatay düzlem üzerinde kaldığından ince uzun ve zarif minareler sarsıntıdan etkilenmiyordu. Kısaca demem o ki, Süleymaniye'de ve Şehzadebaşı'nda hiçbir şey rastlantısal değil, her şey eğitime dayalı yüksek matematik ve jeofizik bilgisinin ve bu bilgileri bilinçli ve doğru uygulayan, tasarım yeteneğinin sonucudur.
İncelemeye Haydarpaşa'dan başlayalım. Ne kadar güzel bir yapı değil mi? Demek ki Alman sermayesi sadece demir yolu yaparak bırakmadı; istasyon binaları, lojmanlar yaptı; belirgin noktalara hastane yaptı. Eskişehir Hastanesi var, Ankarada bir hastane var. Yine Eskişehir'de "cer atölyesi" var. Bunlar İzmit'ten itibaren hep Alman yapısıdır. Gazi İstasyonu Cumhuriyet yapısıdır ama Mustafa Kemal Paşa'nın oturduğu ve çalıştığı ilk gar binası Almanlarındır. Hepsi mühim yapılardır, tümünün iyi lojmanları vardır. Örneğin Çumra'da sulama tesisleri var, o bile düşünülmüştür.
Sözün özü bunlar görülmesi gereken yapılardır; civarına uğrandığı zaman, yanından kafa yerde geçmemek, onları dikkatle incelemek gerekir.