• 136 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Öyküleri severim. Hem de çok. Kısacık şeylerdir kimi zaman. Ama aldanmayın kelime sayılarının az olmasına. Düşlere daldırır daldırır çıkartır sizi. Aklınızı alır dolaştırır başka alemlerde. Bu kitabı çok sevdim. Özellikle içindeki bir öykü beni çık mutlu etti. Aynı zamanda küçük bir hüzün. Zemberek adlı bir öykü var içinde. Ondan bahsediyorum. Hani hatırlayan vardır belki. Eskiden derslerde belli başlı kişilerde kol saati olurdu da diğerleri onlara kaç dakika kaldı kaç dakika kaldı diye sorardı ya. Bu öyküde de sadece bir kişide var zamanı gösterenden.

    -Kaç dakika var Celil
    +Neye kaç dakika var

    Diğer öykülerde çok sevdirecekler,Diş ve Diş ağrısı nedir bilmeyen adam da çok güzel.

    Havuz başı ve Haritada bir noktada çok iyilerdi. Daha çok öykü var içinde de kussura bakmayın isimleir aklımda değil.

    Okuyun,çok iyi okumalarınız olsun :)

    Sevin,sevilmesenizde. Yaşam dediğimiz şey için gerekli. İnsan denen bizler için büyük ihtiyaç. Sevilmesenizde sevin. Aşkı kendi tanımınıza göre yaşayın içinizde. Ha olurda sizi de seven varsa oturun karşılıklı türk kahvesi için. Yanında da en güzelinden renkli lokumlar. Bir tane benim yerime yiyin. Kahveyi ben içerim her gün hem de. Lokum yesemde lezzetini sizin o anda alacağınız gibi alamam o yüzden ben yermişim gibi bir tane yiyin o tadı benim yerime de hissedin


    Sevgiler......
  • Aynı denizde, aynı çevre koşullarında yaşayan köpekbalıklarının kötü, yunusların iyi olmasına neyle açıklayabilirdik?
    Aslında köpek balığı neye göre kötü, Yunus neye göre iyiydi?
    Belki de iyilik ve kötülük diye bir şey yoktu.
  • Bir yandan iç sesin yanlış yaptığını söylemesi , diğer yandan iç sese yaptığın şeyin yanlış olmadığını çaresizce kanıtlama isteyi, karmaşık bir durum...
    Bazen içinden geldiği gibi davranmaktır ama yanlıştır bilirsin, zarar göreceğini de tahmin edersin ama önemli değildir. senin için önemli olan kendin olmak, içinden gelen davranışı sergilemektir. kaybedeceksen kendin olarak kaybedeceksin ve bu da rol yaparak, istemediğin bir şeyi yaparak kazanmaktan çok daha onurlu ve keyifli bir durumdur...
    Yasak elma hesabı. Akla şu soruyu getiriyor tabi,yanlış olduğu için mi keyif veriyor yoksa insanoğlu denen şeyin haz aldığı lezzetler hep yanlış kafesten mi çıkıyor.
    yanlış olanın kime göre neye göre hesabı da göz ardı edilir mesela... şu noktada diyelim ki, buna göre yanlış olan acıtır sonunda, burdan da karşı taraf çıkar ortaya, demek yanlış yapmak acıdan keyif almakmış aynı zamanda... evet
  • Aynı denizde, aynı çevre koşullarında yaşayan köpekbalıklarının kötü, yunusların iyi olmasını neyle açıklayabilirdik? Aslında köpekbalığı neye göre kötü, yunus neye göre iyiydi? Belki de iyilik ve kötülük diye bir şey yoktu.
  • herkes, nesnel olduğu gibi öznel olarak da, insan yaşamına acı veren kaynakların birisinden uzaklaştığı ölçüde bir diğerine yakınlaşır. Buna uygun olarak, kişinin doğal yatkınlığı, bu bakımdan nesnel olanı öznel olana olabildiğince uygun hale getirerek, yani daha büyük bir duyarlılık gösterdiği acı kaynağına karşı daha büyük bir önlem alarak onu yönlendirecektir. İç dünyası zengin bir insan, her şeyden önce acı çekmemeye, kendini ihmal etmemeye, dinginliğe ve kendi başına kalmaya yönelecektir, yani sakin, alçakgönüllü ama olabildiğince engellenmemiş bir yaşam arayacaktır ve buna göre, sözümona insanlarla kimi tanışıklıklardan sonra, kendi köşesine çekilmişliği ve hatta, büyük bir kafaysa eğer, yalnızlığı seçecektir. Çünkü bir kimse kendinde ne çok şeye sahipse, dışarıdan o denli az şeye gereksinir ve ötekiler de o denli az onun olabilirler. Bu yüzden, zihnin kendinde olağanüstülüğü, toplumdan uzak durmasına yol açar. Toplumun niceliğinin yerini nitelik alırsa, o zaman büyük dünyanın içinde yaşamak için çaba göstermeye bile değer: Ama ne yazık ki yüz delinin arasından henüz bir akıllı bile çıkmıyor. Buna karşılık öteki aşırı uçtaki kimse, sıkıntıya düşer düşmez hemen ne pahasına olursa olsun oyalanmayı ve topluma karışmayı isteyecektir ve her şeyle kolaylıkla yetinecek, kendi kendisinden kaçtığı gibi kaçmayacaktır onlardan. Çünkü, herkesin kendine döndüğü yalnızlıkta, bir kimsenin kendinde neye sahip olduğu ortaya çıkar:
  • Kitaplarımdan birine yeni bir önsöz yazmak... Yaptığım işin neye tekabül ettiğini gayet iyi biliyorum. Bu bilgi doğrultusunda önce şunu söylersem taşı gediğine oturtmuş olacağım:

    Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat taşları yemek ilelebet yasak kalacaktır. Lâtife mi yapıyorum, yoksa nazire mi? Ne biri, ne öbürü... Hiçbir letafetle temas imkânı kalmadığından lâtife yapmıyor, yapamıyorum. Türk topraklarında takdir salâhiyetinin hiçbir cinsini tefrik etmek ve hele de temyiz etmek imkânı bırakılmadığından nazire yapmıyor, yapamiyorum. Sadece Türkiye'nin "cebren ve hile ile" getirildiği yerde yazdıklarımı okuyanların sahip oldukları değerleri yoklama ihtimalini büyütmek istiyorum. Yazdıklarımı okuyanların her biri eğer değere kavuşabilirlerse bu kavuştukları değerin ancak İslâm kaynağından doğmuş bir istinadı olabileceğini bilmelerini istiyorum. Üstelik benim ne istediğimin herhangi bir kıymet-i harbiyesi olmadığından haberdarım. Yazdığım her cümlenin karşısına "Hep yaptığı gibi yine zırvalamış!" diyerek çıkanların nelerle iştigal ettiğinin âyan beyan olduğu günlerde yazıyorum bu önsözü. Yani hangi hacının koltuk altından hangi haçın çıktığının kolayca anlaşılabildiği günlerde.

    Kolayca anlaşılabildiği halde, neden herkes anlamazlıktan geliyor? Acaba Taşları Yemek Yasak kitabının neşredildiği Hıristiyan takviminin 1985 rakamını gösterdiği senede anlama, anlaşılma dediğimiz şeyler ne vaziyetteydi? Kitabı bunları ölçerek biçerek yazmadım ben. Kitabımın neşredildiği zamanda bu kadar çok hacının koltuk altlarından hiç haç eksik etmediklerini ben bilmiyordum. Hele alti köşeli yıldızla olan ubudiyet münasebetleri içinde hareket edenlere yakın durma gafleti bana hiç mi hiç enteresan gelmiyordu. 0 günlerde bana göre Türkiye'nin Müslüman geleceğini inşa etmenin bir yolunu bulmak Siyasal İslâm’la münasebettar birçok kimsenin meşguliyeti olsa gerekti. Benim dikkatleri çeken işim hataları asgariye indirme faaliyetine bir katkı mahiyetindeydi ancak. Ne yazdımsa bu işimi aksatma vebali üzerimden kalksın diye yazdım. O günlerde Siyasal İslâm'ın bir fikrî çizgisinden söz edilebilirse, bu cizgi, hangi kültür alanında değerlendirme yapmayı esas alırsanız alın, tahfif edebileceğiniz işaretler seviyesindeydi. Aynı insanlar bir zamanların acınası o teçhizatlarını üzerlerinden atarak yükselme yolunu seçmiş, seçerek servet ve makam kazancini artırmış bugünün insanlarıdır.
  • Sonra nedir o her koşulda bir dua, bir bağışlanma gibi ruhumuzu rahatlatacağını sandığımız uygunluk? Neye göre uygunluk? Gerçeğimizin tutuşturduğu isteklerimize göre mi, isteklerimizin küllendirdiği gerçeğimize göre mi?