• Bu yazımı incecik bir ip üzerinde, sakinlikle yürümeye çalışan, aşağıya bakmamaya gayret eden ve elbet ileriyi görmeye çalışan ve her zaman bunun ümidi içerisinde olan bir cambaz edası dahilinde yazıyorum.
    Türk Edebiyatımızın okuyucularının büyük çoğunluğunu kadın okurlarımız sağlamaktadır. Bu yadsınamaz bir gerçektir. Fakat diğer taraftan okuyucular, kadın yazarların Türk Edebiyatına sağladığı, kaynak niteliği taşıyan eserlerini ve çabalarını görmezden gelmektedir. Bittabi kadınlarımız için yazı yazmak ve okumak gelenek, örfi durumlar yahut genel olarak normlar dolayısıyla bu durum “zamanında” hoş karşılanmamakla birlikte engel olunmuştur. Fakat günümüz dünyasında ekonomik özgürlüğünü sağlamış ve -tam olarak sağlanamamış olsa da- adaletli bir düzen dahilindeki kadın yazarlarımız neden onlar kadar etkin bir rolde değil? Onlar kimler mi, elbette merak ediyorsun sevgili okuyucu. Fakat onlardan şimdi bahsetmeyeceğim.
    Bu durumun zeminini hazırlamak için Lale Devri, II. Meşrutiyet ile Cumhuriyet dönemi edebiyatına ve şahıslarına (ve elbette siyasi hayatına) göz atmak gerekir. Hızlı bir geçiş yaparsak Lale Devri’nde Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin Fransa’ya gönderilmesi ile başlayan askeri ve teknik alandaki yenilikler münevver kavramının oluşmasına ortam hazırlamıştır. Kimdir bu münevver? Münevver adının hemen karşılığında aydın ve entelektüel kavramları aklımıza gelmektedir. İlk incelememizi Avrupai düzende yaparsak; entelektüelin mükellef olduğu husus, gerçeği ve doğruyu bilmek(bulmak), onu kendi bünyesinde sentezlemek ve düzene göre addetmektir. Bu kavram Rönesans ve Reform hareketlerinin yanında coğrafi keşifler ile oluşmuştur. Aydın kimliğinin oluşumunu ise Yeni Türk Edebiyatı El Kitabı’ndan Ramazan KORKMAZ hocamızın ifadesi ile: “Batının Rönesans ile edindiği düşünsel birikim, 17.yüzyılda İngiltere’de başlayıp 18. yüzyılda Fransa ve Almanya’da gelişecek olan bugünkü dünyanın şekillenmesinde büyük katkıları bulunan Aydınlanma Dönemi’ni doğuracaktır”. Bu dönem ise 18 ve 19. Yüzyılı aydınlarının temel kaynağını oluşturacaktır. Anadolu coğrafyasında ise bu durum Tanzimat Fermanı ve ardında gelen batılılaşma “telaşı”nı doğurmaktadır. Tanzimat Fermanı sonrasında ilim öğrenmesi amacı ile batıya gönderilen şahsiyetlerin fikren garpta olmasına karşın bedenen şarkta olması büyük bir buhran yaratmaktadır. İşte bu arada kalmış ve sıkışmış olan dönem şahsiyetleri münevver kimliğine sahip olsa da coğrafya dahilinde yetkin ve etkin bir derecede rol oynayamamıştır. Elbette dilde yenileşme sağlanmıştır fakat fikri açıdan geleneğine karşı çıkamayan münevverin yaşayışı değişmemiştir. -nerede kadın dedin değil mi, biraz hızlı ve aradaki birkaç dönemi atlayarak ilerliyorum- Bu dönem münevverin eğittiği nesil ile kadınlarımızı edebi sahada ön saflarda görmeye başlamaktayız. -hemen diyeceksin ki Klasik Edebiyatta da kadın şairlerimiz vardı, evet biliyorum. Fakat yine bu kadın şairlerimiz garp yaşayışını özünde sindirmiş olan ailelerin çocuklarıydı- Herkesin aklına elbette kadın yazar dediğimiz zaman Halide Edib gelmektedir. Ne güzel! Fakat sadece onu anarsak diğer kadın yazar ve şairlerimize büyük ayıp etmiş olmaz mıyız? -başka kim vardı ya? (!)- yazıyı uzun tutmamak amacı Halide Edib’in affına sığınarak -bildiğinizi düşünerek- diğer kadın yazarlarımıza değinmek istiyorum. Eskiden yeniye doğru gelen bir yol izleyerek Klasik Edebiyat, tezkireler ve 15. Yüzyıl ile başlamak istiyorum. -ciddi anlamda bu alanda bilgi sahibi olmak isteyen kimselerin şahsi araştırma yapması gerektiği ve bu yazının bir makale hüviyeti taşımadığını belirtmek isterim. Bu sebepten isimlerini arz ederek önemli gördüğüm hususları belirteceğim.-
    Klasik şiirin ilk kadın şairi hüviyetini taşıyan, o dönemde kadınların ikinci plandan kurtulmasını, kadının isteklerini dile getiren” Zeynep Hatun” bulunmaktadır.
    İkinci klasik dönem şairimiz ise Zeynep Hatun ile çağdaş ve karşılıklı şiir söyleşen “Mihrî Hatun” dur. Bu kadın şairimize en büyük acımasızlığı 1967’de divanının Moskova’da basılmış olmasıyla yaptığımızı düşünebiliriz.
    Ani Hatun
    Zübeyde Fıtnat Hanım
    Klasik Edebiyatın son şairlerinden olan İzzet Molla’nın yeğeni olan ve onun eğiminden geçmiş olan Leyla Hanım’da Klasik Türk Şiirinde önemli bir yere sahip olan kadın şairlerimizdendir. Kabri Galata Mevlevihane’sindedir. -aman ya hep erkek yeri oralar diyenler için idi son cümlem.-
    Uzun ve sıkıcı olmaması dolayısıyla isimleri yan yana dizeceğim. Merak edip de erişmek isteyenlerin isimlerden kolaylıkla erişebileceğini düşünüyorum.
    Şeref Hanım, Âdile Sultan, Tevhide Hanım, Feride Hanım, Hatice Nakiye Hanım, Sırrî Hanım, Münire Hanım, Habibe Hanım, Hasibe Maide Hanım, Hatice İffet Hanım, Leylâ Hanım, Nigâr Hanım, Makbule Leman, İhsan Raif Hanım, Şükûfe Nihal Başar, Halide Nusret Zorlutuna …
    Ayrıca değinmek istediklerim ve bilinmesini istediğim yazar ve şairleri şimdi ele alacağım.
    Kötü bir aile yaşamının doğurduğu isyankâr bir kadın! Yaşar Nezihe Bükülmez. Soyadının da çağrışımı ile evet! Bir Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı için ilk şiiri yazan kadın şairimiz. Hayatının uzun ve yorucu zorlukları içerisinde, emeğini ekmeği bilerek şiirler yazmış ve başkaldırmış kadın şairimiz.
    Türkiye’de kurulan ilk siyasi parti neydi? Cumhuriyet Halk Fırkası dahi kurulmadan önce bu girişimlerde bulunmuş ve dilekçesini sunmuş fakat reddedilmiş olan fırka. “Kadınlar Halk Fırkası” evet, reddedilmiş fakat sonrasında Türk Kadınlar Birliğini kurmuş olan isim, Nezihe Muhiddin. Kadınların siyasi hakları için büyük çaba sarf etmiş ve nitekim başarabilmiş olan bu isim Türkiye Cumhuriyetinin önemli kadın şahsiyetlerinden birisi olarak kabul edilmelidir. -bil ki söyle, söyle ki yaşat! –
    1886 ve 1946 arasında yaşayan bu kadın romancımızın -düşün o dönemde- romanları Sırpça ve Ermenice ’ye çevrilmiştir. Genellikle acı ve ıstırap içeren romanları olan bu kadın yazarımız ise Güzide Sabri Aygün. Yakın arkadaşı olan Münevver Hüsniye’nin doğum yaptıktan sonra kan kusması ve ölümü hayatının dönüm noktası olmuştur.
    Cumhuriyet döneminin ilk yılları, şehir hayatı ve kadınlara dair ayrıntıları barındıran Geçmişte Yolculuk isimli otobiyografik romanın sahibi Mebrure Sami Alevok. – güzeldir, tavsiyedir. –
    Nazım Hikmet’in yazım hayatına başladığı Resimli Ay dergisi yazarlarından bir isim daha, Mükerrem Kâmil Su.
    Nihayet okuyucu, muhteşem merakını uyandırmak istediğim ve araştırmanı isteyeceğim son isim. Cahit Uçuk! -evet kadın- Abdülhak Hamit Tarhan ve Nazım Hikmet’in düz yazıya yönelmesini istediği kadın.

    Uzun olmuş olması dolayısıyla açıklamalara bir yerden sonra fazla yer vermeden, sade, gerekli gören, meraklı insanlar için isimlerini zikrederek yazıma son veriyorum. Popülariteden uzak bir anlayış sürdürmenizi, bilmediğimiz çok şey olduğunu ve bununla birlikte hepimiz için bilgiye aç bir hayat umut ediyorum 😊
    (Vay efendim şunu niye dahil etmedin! diyenler için bu notu ayrıca düşmek istedim. Benim dikkat ettiklerim, gözüme çarpan yahut günümüzde tozlu sayfalar arasında kalmış olan şahsiyetleri ele almak benim için daha keyif verici olması dolayısıyla ben bu isimleri zikrettim.
    sürç i lisan ettiysek affola...)
  • Bir perinin aşkına düştüm, çok efgan eyledim,
    Râz-ı aşkı çok zaman kalbimde pünhân eyledim.

    İstemezdim âleme ifşayı sevda eylemek,
    Zaptı mümkün olmayan âhımla ilân eyledim.

    Dahil-i bezm-i vîsali olmadım ol dilberin,
    Sinemi beyhude sûzan, eşkimi kan eyedim.

    Gelmedi ol seng-i dîl bilmem nedendir rikkate
    Ağladım, âh ettim, istimdad-ı derman eyledim!

    Düştüm encâm firakiyle beyaban gama,
    HâI-î mecnunaneme Mecnunu hayran eyledim.

    Her kimi sevdimse cevr etti Neziha bî sebep,
    Ben bu baht-ı zalime bilmem ne isyan eyledim?

    Yaşar Nezihe Hanım
  • https://youtu.be/uNw85H8sEvE

    "Mecnun isen ey dil sana Leyla mı bulunmaz
    Bu goncaya bir bülbül-ü şeyda mı bulunmaz

    Sun şerbet-i lal-i lebin ağyara vefasız
    Saki mi bulunmaz bana bir sehpa mı bulunmaz

    Arzetmiyorum aleme alam-ı derunum
    Yoksa bana bir mahremî sevda mı bulunmaz

    Bir sen misin alemde tabip illet-i aşka
    Teşhis-i dile başka etibba mı bulunmaz

    Al aşkını ver gönlümü Allah için olsun
    Dil vermek için dilber-i rana mı bulunmaz

    Mesud edecek kimse seni yoksa Nezihe
    Meşgul edecek bir suh-u hülya mı bulunmaz"

    Yaşar Nezihe Bükülmez
  • 256 syf.
    ·22 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Tarihçi ve devlet adamı Ahmet Cevdet Paşa'nın kızı, Mantıkçı Ali Sedad Bey ve ilk Türk kadın romancısı kabul edilen Fatma Aliye Hanım'ın kız kardeşi olan Emine Semiye Hanım Osmanlıda kadın hareketinin önde gelen isimlerinden biridir.
    Divan edebiyatında özellikle şiir alanında eser veren, Zeynep Hatun, Mihri Hatun, Anî Hatun Nigâr Hanım, Yaşar Nezihe Hanım gibi kadınlar bulunsa da bir kadın romancının ortaya çıkışı 1890'ı bulmuştur.1877 yılında ilk Zafer Hanım'ın Aşk-ı Vatan romanı neşredilmiş.Ancak Zafer Hanım tek eserle kaldığı için Fatma Aliye (Beş roman, birçok makale ve çevirisi bulunmaktadır.)ilk Türk kadın romancısı olarak kabul edilmiş.
    Emine Semiye ablası gibi yazmaya gönül vermiş olsa da geri planda kalmış.İki kardeşi birbirinden ayıran en önemli özellik politik görüşleriymiş.
    Emine Semiye, toplumun ıslahı, kadın ve çocuk terbiyesi üzerine görüşlerini romanları aracılığıyla ortaya koymuş.Çoğu eseri gazete tefrikalarında kalan Emine Semiye'nin ilk basılmış eseri Maarif Nezareti tarafından yazması için ısmarlanan ders kitabı niteliğindeki Hülâsa-i İlm-i Hisab adlı temel matematik kitabıdır.Böyle bir kitabın yazılması görevinin bir kadına verilmesi ilginç o dönem için.( 1887)
    II. Meşrutiyet'e kadarki süreçte etkin olan pek çok kadın yazar gibi Emine Semiye de sonrasında sessizliği seçer.
    Sefalet'de de görüldüğü üzere romanlarında yazar metne müdahaleden kaçınmaz.Okuyucuya varlığını sürekli olarak hatırlatır.Emine Semiye'nin karakterlerini romanın teması doğrultusunda şekillendirmesi, isim sembolizasyonuna başvurması ( Ahmed Midhat Efendi romanlarında sıkça rastlanırmış!), mektup formunu kullanması, tesadüflere fazlaca yer vermesi, zamanda atlayışlar, geri dönüşler kullanarak zamanı parçalaması sık sık kullandığı roman teknikleriymiş.
    İlk olarak Selanik'teki Mütalâa'da tefrika edilen Sefalet,şair Nigâr Hanım'a ithaf mektubu ile başlar,ancak yarım mı kaldığı ya da gazete nüshalarının kütüphane koleksiyonlarında eksik mi bulunduğu net değildir. 1909 yılında kitaplaştırılır.Kitapta Nigâr Hanım'ın cevabının yer aldığı mektup da bulunmaktadır.Bir Sırp kadın tarafından Sırpçaya çevrilir ve Sırp hükümeti tarafından Saint Sava nişanı ile ödüllendirilir Sefalet.
    II.Meşrutiyet sonrası, 1908'de Selanik'teki Müslüman ve gayri Müslüman kadınlardan oluşan büyük bir topluluğa,kadın hakları konusunda konuşma yapan Emine Semiye, yurdun farklı yerlerinde öğretmenlik, Selanik'te Maaarif Müfettişliği görevini yürüten aynı zamanda gazetecilik yapan, edebiyat eserleri veren önemli bir Türk kadın aydınıdır.Sefalet ile tanıştığım Emine Semiye Hanım, derin derin araştırılmaya incelenmeye değer bir kişilik.️
  • Tenekeci Mahmut GÜZELGÖZ-Layık Mı Bu Hicran İle Ömrüm Keder Etsin/


    Yaşar Nezihe Hanım-Elem Dakikaları


    Layık mı hicran ile ömrüm güzer etsin?
    Gelsin melekülmevt bana, mahvü heder etsin.

    Bar oldu hayatım bana, çıksın bu tenimden,
    “Bir âlem’i kutsiyete doğru sefer etsin! ”

    Âlâm’ı tehassürle geçer leylü naharım,
    Bîçare gönül neyle def-i keder etsin?

    Beyhude fiğan etme gönül, rahmedecek yok,
    Mümkün müdür ahen dile feryat eser etsin?

    Kim eyler ise ahımı, feryadımı ta’yip,
    Allah! dilerim halini benden beter etsin.