• Yaşarız ölürüz,bildin mi niçin?
    Ölürüz bir daha ölmemek için!
  • LHCb bir alt kuark içeren ve evrenin niçin antimaddeden değil de maddeden oluştuğunu anlayabilmemizi sağlayacak olan hadronların incelenmesine yönelik bir deneydir.
  • Ne anladın, anlat?

    İbrahim Tenekeci

    26 Eyl 2018, Çarşamba

    Mevsimi geldi geçiyor. Cumartesi akşamı Müslim Coşkun’u arayacak, “yarın alıç ve ahlat toplamaya gidelim” diyeceğim. Dokurcun beldesi civarına. Planı böyle yaptım.

    Tam aramak için niyetlenmişken telefonum çalıyor. Arayan yol arkadaşımın kıymetli hanımı. Müslim Coşkun’un annesi birkaç dakika önce vefat etmiş. Böyle bir ihtimal milyonda kaç olur?

    İnsan plan yapar, Allah karar verir. Buna ‘kader’ diyoruz.

    Pazar günü Güngören’deyiz. Acının omuzlanışı yaşanıyor. Cenaze namazı, mezarlık, teselli cümleleri. Yapılabilecek bir şey olsa da yapsak.

    Hayat böyledir. Başlayan her şey biter. Hepimiz zamanın sonsuz atına binip gideceğiz.

    Eve döndük. Kuşların olduğu köşeye çekiliyorum. Onları seyrediyorum. “Can kafeste durmaz uçar.”

    Kanaryalardan biri doğuştan kusurlu. Kanatlarında sorun var. Uçmak ve konmak bir kenara, çubukta sabit durmakta bile zorlanıyor. Kafeslerin kapıları daima açık. İsteyen uçuyor, sonra geri dönüyor.

    Bu kuşu koruma amaçlı almıştım. Çünkü böyle kuşların ‘ticari değeri’ yok. Hemen kıyıyorlar.

    Onca kanaryanın içinde, en güzel o ötüyor. Sesi çok dokunaklı. Her defasında aynı sözü tekrarlıyorum: Dert söyletir.

    ***

    Yaş ortalaması yetmiş beş civarında olan bir arkadaş grubumuz vardı. Her birinin geçmiş yıllara ait derin pişmanlıkları bulunuyordu. Hatalarını telafi etme fırsatları hiç olmamış. Ortamda en sık kurulan cümle şuydu: Şimdiki aklım olsa…

    Güneşte İhtiyarlar şiiri, işte o insanları anlatır. Ekibin hayatta kalan tek üyesiyim.

    Bazen ölüm yokmuş, hiç gelmeyecekmiş gibi yaşıyoruz. Bunca hırs, haset, husumet başka türlü açıklanamaz çünkü. Pişmanlıklarımız muhtemelen artıyor. Keşke…

    Bir ara, sıklıkla, Şişli Etfal Hastanesi’nin acil servisine giderdim. Girişte saatlerce oturur, olan biteni sessizce izlerdim. İnsanlar sanki kitap isimlerine dönüşüyordu: Bir Acıya Kiracı, Acı Çekmiş Yüzünde. Benim dikkatimi sonradan, olayı haber alıp da gelen akrabalar, arkadaşlar çekerdi daha çok. Şaşkınlık, çaresizlik, tedirginlik ve o soru: Nasıl olmuş?

    Oradan ayrılırken, dünyaya ve insana karşı şikâyetlerimin azaldığını hissederdim. İçimde hep aynı duygu oluşurdu: Ne hayatlar, ne zorluklar var. Halimize bin şükür.

    Mesela size sunulan imkânları yahut içinde bulunduğunuz şartları beğenmiyor musunuz? En yakın arkeoloji müzesine gitmenizi öneririm. Eski insanlar neler yaşamış, hangi aletleri kullanmış, gerçek yokluk ve zorluk nedir vs. Bu niyetle gittiğiniz vakit, bin sayısının arttığını göreceksiniz.

    ***

    Kanarya hikâyesini niçin anlattım? Bir kusurunu görüp vazgeçtiğimiz, gözden çıkardığımız, hatta kıydığımız kimseler olabiliyor. Bu insanların hangi meziyetlere sahip olduğunu belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.

    Oysa: Bir işe yaramanın sevinci, insana daha güzel işler yaptırır.

    Esasında, önce kendimize bakmakla sorumluyuz. Bakmaktan kastımız, dışımızla değil, içimizle ilgilidir.

    Rikkatle bakarsak, belki de şunu göreceğiz: Tertemiz derelere, bereketli ırmaklara sahibiz. Buna rağmen, değirmenimizi taşıma suyuyla döndürmeye çalışıyoruz.

    Biz yine de hikâyeden ayrılmayalım. Genç şair adaylarına birinci tavsiyem şu oluyor: Anne, baba ve kardeşlerinizin yanında yüksek sesle okuyamayacağınız şiirler yazmayın. Yarın evlatlarınız da olur.

    O ihtiyarlardan biri, sürekli aynı soruyu sorardı kendine: “Yaş yetmiş oldu, ne anladın, anlat?” Bu soruya on yıl boyunca şahitlik ettim. Sonra o da gitti. Sorusu bana miras kaldı.

    Dünya hayatına veda ederken, yüksek sesle anlatabileceğimiz bir hikâyemiz olacak mı? Yoksa hikâyenin birçok yerinde susacak, yutkunacak, utanacak mıyız?

    Ömür sermayesini nerelerde, kimlerle ve neyin peşinde harcıyoruz? Ziya ile zayi kelimelerinin aynı harflerle yazılması. Ne anladın, anlat?
  • -Önce sana, konuşmakta niçin tereddüt ettiğimi söyleyeyim Manoli... diye başladı. Yaraya neşter vurmanın sırası mıdır, diye düşünmekteydim. Yaraya neşter vurmak: Yani... Bugünkü durumun ötesinde, başımıza gelen felaketlerin kaynağına inip temel meseleyi sermek gözlerinin önüne... Küçük Asya seferi şart mıydı? Temel mesele işte bu, anlıyor musun? Böyle bir tartışmaya girebilecek durumda değiliz. Haklı veya haksız olarak, o güzelim gençliğimizi tuzağa düşürdüler burada. Burada... Anadolu'nun göbeğinde... Ve bugün, çepeçevre ihanetle kuşatılmış vaziyetteyiz. Hepsi birbirini suçlamakta bak...
  • Her insanın kendi aptallıkları, durmadan gülebilmesi için yeterli bir kaynaktır. Şu halde niçin acı çekmeli?
  • Zira biz bilmek için okuduk, onlar bilinmek için okudular.
  • Uyandık mı uyandık. Orda problem yok. Ama sor bakalım, nasıl uyandık? Niçin uyandık? Uyanmak istedik mi? Gönül rızasıyla mı uyandık?