AŞK AŞK AŞK AŞK AŞK AŞK
Kitabın baş kahramanı olan Florentino Ariza genç, şair ruhlu bir telgraf memurudur. Fermina Daza'yı ilk görüşünde ona delicesine aşık olur. İkili mektuplaşmaya başlarlar. İkisi de birbirine aşıktır ama bu aşka Fermina Daza'nın babası engel olur ve kızını başka bir şehre götürür ve 51 yıl 9 ay 4 gün sürecek olan o sürgün başlamış olur.
Bu yıllar kolera salgınının da içinde olduğu yılları kapsar ve uzunn, upuzun soluklu bir aşk hikayesi okuruz. Kitap uzun olduğu için spoiler vermekten kaçıncam.
Açıkcası diğer Gabo kitapları arasında beni zorlayan bir kitap oldu, kitap bende biraz süründü. Bilmiyorum belki de aşkın insanı aptallaştırma sürecine eşlik etmek beni yormuştur bilemicem. Aşık olurken ayaklarımızı yere sağlam basmamız gerektiğini düşünen bana 51yıl 9ay 4gün süren bir hasret gerçekten sürpriz oldu hahahaahaha.
Peyami Safa 'nın gençlik yıllarında yazdığı, daha o zamanlar gerçek Peyami Safatemellerini attığı Türk dizisi tadında aşk, ihtiras, gençlik hayallerini bol bol bulabileceğiniz tatlı bir roman.
Bir Akşamdı ,babasının biricik 'beyaz esvaplı kızı' Meliha'nın gençlik hayalleri için hasta babasını ve annesini terk etmesini konu alıyor. Olaylar kitaba da adını verdiği gibi bir buhranla birlikte bir akşam oluyor. Yaşadığı hayattan bunalan Meliha, tam bir kadın düşkünü olan zabit Kamil ile birlikte kaçıyor. İstediğini bulabiliyor mu? Kamil'le evlenebiliyor mu? bunlar kitabı okurken sürekli kendinize soracağınız sorular. Fakat hayır. Meliha metres muamelesine uğruyor, sonlara doğru Kamil'in evli olup hatta bir çocuğu olduğunu öğreniyor. Daha neler neler. Kısacası hiçbir şey bir daha eskisi gibi olmuyor, olamıyor. Bunun da cabası satırlarda hiç gözyaşı eksik olmuyor, tabii kolonya kokusu buna dahil -baygınlık sonrası bilekleri ovmak için :) -
Kitabı bitirdiğinizde 'Ah Meliha ah!' diyorsunuz. Hayat biraz değil çoğunlukla böyle işte, tercihlerimizin sonuçları. O yüzden ağlamak yok Melihacım, bunları sen seçtin diyoruz.
Gerçek bir kahramanı, yazdığı kitabın kurgusunun ana kahramanı yapmak kesinlikle
Fakir Baykurt 'luk bir ustalık gerektiriyor. Yazar sanki kitabı okumaya başlamadan 'kalk kahveni, çayını al sana anlatacaklarım var.' diyor. O kadar içimi ısıtan bir kitaptı ki bitince ilk işim Mustafa Güzelgöz'ü araştırmak oldu. Gerçekleri anlatım biçimi, dili, üslubu her şeyi gerçekten 10/10'luk bir kitaptı.
Kitabın konusuna gelecek olursak bir nevi Mustafa Güzelgöz'un biyografisi. Namı diğer Eşekli Kütüphanecimiz Ürgüp'te iki oğlu ve eşiyle yaşayan, vizyonu yüksek bir adam. Kendisi kitaplara aşık, insanın okumasını, araştırmasını sonuna kadar destekleyen birisi. Bu yüzden sadece kendisi değil kitaba ulaşan, ulaşamayan, yaşlı, çocuk, kadın, erkek herkese kitap dağıtıyor. Ürgüp'ün köylerine kitap dağıtmaya giderken eşekle gidiyor. Sonra Eşekli Kütüphaneci oluyor herkesin dilinde. Böyle böyle 36 köye kitap taşıdığı tahmin ediliyor. O zamanlar hayali bile mümkün olmayan bir köy kütüphanesi açıyor. Kadın okumalı, çalışmalı, eli ekmek tutmalı diyor; kadınlara özel çalışabilecekleri işlere katkı sağlıyor, üretimde kadın iş gücünü destekliyor. Bütün bunlar Ürgüp'ü ziyaret eden Yunan genci Dimitros tarafından biz okuyuculara aktarılıyor.
Mustafa Güzelgöz'ün fotoğraflarını internette aratıp onu ve eşeğini görebilir, hayatını daha detaylı bir şekilde okuyabilirsiniz. Okuduğum kitabın kurgusunun böyle gerçek bir insana ithaf edilmesi çok hoşuma gitti, okuduklarım bir genel kültür gibi zihnime işlendi.
Mutlaka bunu ve diğer
Geçtiğimiz yılların en çok satan ve okunan kitabını sonunda ben de okuyabildim.
Roman, bilinmeyen bir ülkenin bilinmeyen bir şehrinde ortaya çıkan ''beyaz körlük salgınını'' konu ediniyor. Kitapta derin bir anlatımla birlikte bu salgına yakalanan tüm insanları konu ediniyor, salgındaki dünyanın işleyişini film gibi anlatıyor. Bu yönüyle kitap benim için güzel bir distopik eser. Yaşananlar ve bunları anlatma biçimi biraz korkunç ama olaylar bir o kadar da gerçekçi. Yer yer okuduklarımı şöyle bir hayal ettim de hiçbirinin yaşanmaması için bir neden yok.
Kitapla birlikte insanların bu dünyadaki hırslarını, ihanetlerini, kıskançlıklarını, bencilliklerini yakından görüyoruz. Körlükle birlikte gelen sosyal çürüme insanları canavarlaştırıyor, sadece gözlerini değil tüm benliklerini yitiriyorlar.
Gerçekliğin bu kadar çırılçıplak bir biçimde anlatılması ve bazı +18 yerler ufak bir rahatsız etmedi değil. Çoğu yerde insan olmaktan iğrendim.
Yazarın anlatımı sade, dili anlaşılır fakat yazarın kendine özgü tarzından dolayı (noktalama işareti olarak sadece virgül ve nokta kullanılması) okumak benden çok gözlerimi bayağı zorladı.
Genel olarak kitabın evrenine girmek güzeldi, tavsiye ediyorum ama yazardan okuyacağınız ilk kitabınız bu olmasın.
BENCE.
Kitaptan birkaç güzel
José Saramago alıntısıyla da bitiriyorum.
__“Bazı körlerin sadece gözleri kör değildi, zihinleri de kördü..”
"Bence biz kör olmadık, biz zaten kördük."__
Kitapta herkesin öldürüleceğini bildiği Santiago Nasar'ın hikayesini okuyoruz. Vicario kardeşler, kardeşleri Angela Victoria'nın namusunu kurtarmak için Santiago'yu öldürmek isterler. Aslında bu cinayeti işlemek istemezler sadece toplumun baskısı ve mevcut olan namus anlayışı ikiz kardeşleri bu cinayeti işlemeye iter. Cinayet sabahı tüm kasaba halkı cinayetin işleneceğini bilir ama kimse önlem almaz. Santiago göz göre göre ölüme gider.
Kısa, etkileyici bir kitapta.
Gabriel Garcia Marquez 'i okumayı sanırım bayağı bi seviyorum, bu kitabı da çok eskilerden beri duyup okumak istediğim bir kitaptı ama neden bilmiyorum beklentimi çok da karşılamadı.
Siz yine de okuyun tavsiye ederim.