• Tanrının ilk hatası: İnsan için hayvanlar eğlendirici değildir - onlar üzerinde egemenlik kurar, kendisi "hayvan" olmaya yanaşmaz. - O zaman da tanrı kadını yaratır. Ve sahiden de, işte, artık can sıkıntısının sonu gelmiştir - ama başka şeylerin sonuyla birlikte! Kadın, tanrının ikinci hatasıdır. - "Kadın, özü bakımından, yılandır; Heva'dır" bunu her rahip bilir; "dünyadaki bütün belalar kadından gelir" - bunu da bilir her rahip. "Demek ki bilim de ondan gelir". İlkin kadından öğrenir insan, Bilgi Ağacı'nın meyvesinin tadını -
  • 123 syf.
    ·2 günde·Beğendi·7/10
    Belirtmek de fayda görüyorum.. 1k da bu kitabı okuyup inceleme yapmak istiyorsanız yanınızda not defteri kalem bulundurursanız sizin için başarılı bir inceleme olur :))kitapta bir çok felsefe adamı, yazar, Bilim insanı, çeviri yazarları ve nitekim varoluşçuluk üzerine bir çok düzen kuran ve bozulan düzenlere yeni düzen getiren felsefik isim bulunmaktadır...


    Bu kitap Sartre'ın 'Varoluşçuluk bir Hümanizmdir'dir başlıklı konferansının yazılı metnidir.

    Hıristiyan varoluşçuluk ifadesi birbiriyle çelişen iki ifadedir. Filolojik kökeni zaten 'var'ı öncelleyen varoluşçuluk, özle karşılaştırılır. Dolayısıyla önceden ilahi bir varlık ya da varlıklar tarafından özü belirlenmemiş olan insanı ifade eder. Hıristiyan varoluşçuluğun kökeni olarak işaret edilen Kierkegaard, Jaspers, Marcel gibi yazarları bireyciliğin kökleri olarak ele almak gerektiğini düşünüyorum. Felsefeyi Hegelci soyutlamadan alarak ayakları biraz olsun yere basar hale getirmişlerdir.

    Husserl'ın ortaya koyduğu fenomenolojik indirgemeciliğin ilk ortaya koyduğu yapı metafiziği sona erdirerek somut yaşama dönmeyi amaçlar. Böylece 600 yıldır tıkanmış olan felsefe açılacaktır.

    Varoluşçuluğun bir aydın, filozof, entelektüel kısacacı bireyleşmiş insan felsefesi olduğu açık. Nietzscheci deyişle efendi ahlakına sahip insan felsefesi. İş bu insan kendi edim ve eylemlerini kafasındaki ideal insan tasarımından yola çıkarak ortaya koyar. Dolayısıyla tüm insanlığın sorumluluğunu yüklenir. Dinlediği müzik bile insanlığa yaraşır gördüğü müziktir. Her eylemini bir yasa koyucusu gibi yapmak (zordur kendisinin hem yasa koyucusu hem de yargılayıcısı olmak' der Nietzsche) gerekir.

    Bireyleşmemiş bir insanınsa eylemlerinde bütün insanlığı düşünmediği açıktır. Bir dindar tüm insanlık için ideal olarak gördüğün için emirlere itaat etmez. Emir-komuta zincirinini bir halkası olmak işine geldiği için itaat eder. Genel olarak çelişkisiz bir biçimde kendini ortaya koymadıkça insan, insanlık için ideal olanı yapamaz. Bu yüzden her insan kendini seçer: Korkak bir insan korkakça düşündüğü ve korkak gibi davrandığı için korkaktır. Korkak olarak varolmamıştır. Ama ikinci aşamaya, kendini seçerken bütün insanlığı seçme aşamasına geçemez.

    Varoluşçuluk bugün modası geçmiş bir akım gibi gözüksede de Foulqie'nin dediği gibi, bugün her entelektüel az ya da çok varoluşçudur. Bu kitap gerçek bir entelektüelin el kitabı olacak kadar güçlü bir savunmanın metni.
  • 335 syf.
    ·Puan vermedi
    Uyanık bir zihinle okunması gerektiğini düşündüğüm bir kitap. Zaman zaman anlamak için birden fazla okuduğum cümleler oldu. Birden fazla okudum ve düşündüm, bazı cümlelerin neden söylendiğini anlamak için. Sonunda kendimce yorumladım ve devam ettim okumaya. Bazı cümleler çok kısa olmasına rağmen oldukça anlamlıydı ve alıntıladım hem zihnime hem de defterime. Bana göre anlamları derinlerde gizli birçok cümle var kitapta. Bu kitabı okunur kılan da bu bence. Parçalanmış bir zihin dünyasında, parçalardan bağımsız bir yolculuk yapmak, Nietzsche' nin dünyasına konuk olmak isteyenler için tavsiye bir eser niteliğinde.
  • 156 syf.
    Spinoza'nın okuyucusuna, doğru düşünme ve gerçek bilgiyi öğrenmede gidilecek yolu basamak basamak öğreten bir yaklaşımla ve panteizmin bilgi - doğa - zihin denklemi çerçevesinde yazdığı düşünce edimi kitabı.

    Spinoza bir öğretmen edasıyla kaleme aldığı bu eserinde varlık ve bilgi problemlerini ele alıyor. Bu noktada bilginin ve varlığın bir bütünsellik içinde olduklarını, o bütünsellikte gelişip, gerçeğe ulaştığını söyler. Spinoza felsefesinde doğa-tanrı dengesinin kurulu olduğunu ve bütünsellik anlamında bu denklemin insan yaşamına doğrudan etki eden bir yapısı olduğunu hatırlayacak olursak aklın bu yönlü ıslahı ile insan mutlu olmaya erişebilir der. Gündelik yaşamın dertleri ve gereksiz sorunların bir kenara atılması ve gerçek bilgiye, mutluluğa ulaşmada doğaya dönüş vazgeçilmez bir yoldur. Bu anlamda Nietzsche'nin vazgeçemediği doğa yürüyüşlerini hatırlamak gerekmektedir. Bu açıdan da bir benzeşme var.

    Spinoza bilgi kuramını her ne kadar Descartes etkisi altında kurmuş gibi görünse de kartezyen dualizmi aşmış, zihinsel ve fiziksel dünyanın bir gerçeğin iki farklı yüzü olarak yorumlamıştır. Bu nedenle Spinoza tanrı-doğa denkleminden hareketle bilgi kuramını geliştirir.

    Başta da belirttiğim gibi, insanı, basamak basamak hakikate ulaştırmak amacında olduğundan bilgiyi de yine bu basamak modeline göre sınıflandırmış ve ilk olarak akıl bilgisini işlemiştir. Akıl bilgisi tecrübe ve derslerden çıkardığımız sonuçlardan, aile ve okuldan aldığımız eğitime kadar edinilmiş olan bilgidir. Burada yeteri düzeye gelmiş olan insan ikinci basamağa geçerek bilimsel bilgi ile tanışır. Suyu 80 derecede kaynatmaya çalışan insanın bunu tecrübe ettikten sonra edindiği 100 derecede kaynadığı tespiti gibi bilimsel bilgi, gereksiz bilgilerin ve yanlışların atıldığı, hakikate yakın bilgilerin edinmeye başladığı alandır. Son basamak ise sezgisel bilgidir Spinoza'da. Temel derdi insan varlığının kurtuluşu ve özgürlüğü olduğu için bilimsel bilginin işleneceği alanı oluşturması gerekti. Bunu ise sezgisel bilgiyle yapmaktaydı. İkinci basamakla sadece neden-sonuç bilgisinde kalındığı için doğanın tam olarak anlamlandırılamayacağını söyleyerek sezgisel bilgi ile insanın ölümlü bir canlı olduğunu fark etmesi, doğanın sürekli var olacağı, edebilik kavramı içerisinde bilgiyi yeniden edinmesi durumunu anlatmaktadır.

    İşte aklın ıslah edilmesiyle böyle bir paradigma kurmuştur Spinoza. Panteizme merak duyanların okumadan geçmemesi gereken kitaplardan.
  • 320 syf.
    ·5 günde·Beğendi·8/10
    Friedrich Nietzsche'nin efsaneleşmiş kitabı alanında değişik bir tür olarak sanat ve felsefeyi bir arada bulunduruyor. Başlarda kitapta yolunuzu kaybettiğinizi düşünüyorsunuz ve tekrar tekrar okuyorsunuz ama konuyu biraz daha anladıkça kitabın geri kalanını okumak hem zevkli hem de beyin yakıcı bir hal alıyor.

    Kitapta Nietzsche üstinsanı anlatıyor ve bu üstinsanın insandan daha ileri bir varlık olduğundan bahsediyor. Bunu da bir çok örnekle destekliyor. Tabi bu arada kendinizi felsefik soruların ve çözümlemelerin içinde buluyorsunuz. Okuması elbette biraz zor bir kitap ama felsefeye bir parça ilginiz varsa zaten seveceğiniz bir eser.

    Kitapta çok fazla cümlenin altını çizdim, bir çok cümleyi tekrar tekrar okudum hatta kitap eşimin olduğu için onun altını çizdiği yerleri de epey tartıştık. Tek başıma okumamış olmam da benim için bir sans oldu. En azından daha önce okuyan biriyle kitabın kritiğini yapmak, taşların çok daha güzel yerine oturmasını sağlıyor.

    Kitaba 8 puan verdim. Bendeki baskı Panama Yayıncılık'tan ve bazı yerlerin çok daha iyi çevirilebileceğini, orjinal dilinde bazı cümlelelerin çok daha derin bir anlama sahip olduğunu hissettim. Bu baskıya, eğer hala basılıyorsa, Panama Yayıncılık tarafından bir revizyon gerekiyor. Bunun için puan kırmak zorunda kaldım. Kitap elimde olduğu için okudum ama eğer  siz alacaksanız daha iyi bir çeviri tercih edebilirsiniz mesela İş Bankası Yayınları gibi.

    Okuyacak arkadaşlara şimdiden keyifli okumalar  diliyorum ve son olarak küçük bir uyarıda bulunmak istiyorum  kitap bir parça huzurunuzu kaçırabilir ama istenilen de tam olarak bu
  • O, Nietzsche için daima şöyle derdi: Kimse Nietzsche'nin kötü biri olduğunu iddia edemez, ne var ki öğretileri abartılıdır ve hayattan kopuktur, sebebide merhameti hiçe saymasıdır, zira sırf bu yüzden zayıfın güçlüyü yumuşatmak gibi muhteşem bir yeteneği olduğunu idrak edememiştir!
    Robert Musil
    Sayfa 12 - Aylak Adam Yayınları
  • "İnsan yaşadığı sürece seçenekler içinden bir seçim yapar. Bir seçimle dışarda bıraktığımız binlerce olasılığın, hiçbir zaman bilemeyeceğimiz gerçekliğinin, yaptığımız seçimden daha iyi olacağı düşüncesiyle kıvranmak, Nietzsche'nin deyişiyle, 'köpeğin taşı ısırması' değil midir?"