elif, Palto'yu inceledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

dostoyevski demiş ya hepimiz gogol'un paltosundan çıktık diye, az bile söylemiş. bu kadar az, bu kadar öz ve anlamlı bir yapıt yazmak her babayiğidin harcı değil. neden bu zamana kadar okumamışım diye hayıflandım. okuyun, okutturun, sevin bu kitabı ya :)

C., Müfettiş'i inceledi.
 5 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

Gogol sen nasıl da keyif verici bir yazarsın. Muziplikleri, şakaları, adaletsizliģi harmanlayıp böylesine güzel bir yapıt ortaya koymuşsun. Okurken her an aklımdan Müfettiş'in tiyatrosu oynansa da gidebilsem keşke diye geçirdim. Ne kahkaha atardım sonunda diye hayal ettim. O salondan yüzüm keyifle çıkar, oyuncuları ve tabiki de seni ellerim ağrırcasına alkışlardım.

Devletlerin; 7., 8. ve 9. dereceden, nişanlar ve plaketler almış memurların ne derece boş olabileceklerini göstermiş. Denetlenmeyen toplulukların iç düzenlerinde rüşvet, adaletsizlik, tembellik gibi durumların her zaman olabileceğini yıllar öncesinden mizahla anlatmış Rusya'nın üstadı.

Dipnot; Hlestakov nasıl bir karaktersin ki hem Anna'ya hem de Marya'ya aynı anda ilan-ı aşk edebiliyorsun.(Anna:Anne, Marya:Kızı)

osman kılınç, Bir Delinin Hatıra Defteri'yi inceledi.
 21 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

kitap 3 bölümden oluşuyor. Anlatılan hikayelerde Rus toplumundaki çarpıklıklara ve bu çarpık düzen içindeki insanların büründükleri yapıları sert, gerçekçi ve alaycı bir anlatımla işlemiş.
1. Bir delinin hatıra defterinde; Hikayede, alt kademe bir memur olan Aksenti İvanoviç’in Genel Müdürünün kızına aşık olması ve aşkın imkansızlığı yüzünden zamanla delirmesini konu ediniyor. Hikayede dönem Rusyasındaki üst makamlarda bulunanların kendilerini büyük görmesi ve alt tabakaların çektiği zorluklar alaycı bir üslupla konu ediliyor.
2. Burun: Üst kademe bir memur olan General Platon Kovalev’in bir sabah uyandığında burnunun olmadoğını fark etmesi, bunun üzerine hayatının altüst olması ve burnunun kendi hayatını kurması üzerine eğlenceli ve iğneleyici bir üslapla yazılmış bir öykü.
3. Palto: Akaki Akakiyeviç son derece çalışkan ve disiplinli bir alt dereceli memurdur. Kurallara o kadar uygun yaşar ki diğer memur arkadaşlarının sürekli onunla dalga geçmesini bile aldırış etmez. Eve iş götürür, sürekli çalışır. Soğuk bir kış günü uzun yıllardır omuzunda taşıdığı bol yamalı paltosunun artık kendisini korumadığını fark edip terziye gider. Ama terzi paltonun adam olmayacağını yenisini almasının gerektiğini söyler. Akakiyeviç’in o kadar parası yoktur. 1 yıl boyunca neredeyse hiçbir şey yemeden ve evinden çıkmadan yapacağı tasarruf ile ancak yeni bir palto alabilecekti.

Deniz, bir alıntı ekledi.
21 saat önce

Kalbiniz o kadar dolu mu ki, en uzak köşesinde dahi bendenize küçücük bir yer kalmadı?

Ölü Canlar, Nikolay Vasilyeviç Gogol (Sayfa 155)Ölü Canlar, Nikolay Vasilyeviç Gogol (Sayfa 155)
ibrahim halil, Fayton'u inceledi.
Dün 18:43 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Dil sade ve akıcı olduğu için okumak o kadar kolay .Realist özelliğini sergileyen gogol köy yaşamına dair verdiği realist değerlendirmeler ,sosyolojik malzemeler barındırıyor.Hoş bir eser.

C., bir alıntı ekledi.
 Dün 17:47 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

Uşağımız Osip'in düşünceleri..
Köy daha rahattı doģrusu; gerçi sosyal yaşam yok ama hiç değilse derdi az: Alırsın bir tane köylü karısı, ömrün boyunca börek yiyip keyfine bakarsın.

Müfettiş, Nikolay Vasilyeviç Gogol (Sayfa 26 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Osip)Müfettiş, Nikolay Vasilyeviç Gogol (Sayfa 26 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Osip)
C., bir alıntı ekledi.
 Dün 12:56 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

Ah, klasik tasvirleri ah..
Yüz hatları, mesleğine en alttan başlamış her insanınki gibi kaba ve sertti.

Müfettiş, Nikolay Vasilyeviç Gogol (Sayfa 1 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Müfettiş, Nikolay Vasilyeviç Gogol (Sayfa 1 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Rıfat ÇELEBİ, Taras Bulba'yı inceledi.
Dün 11:16 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Dinine,kültürüne ve ırkına sımsıkı bağlı, acımasız, yüreği intikam duygularıyla kaplı Taras'ın, oğullarını birer savaşçı olarak yetiştirmek istemesiyle başlıyor hikaye. Oğullarının savaş tecrübesi kazanabilmeleri için savaş çığırtkanlığı yapan Taras başarılı oluyor ve bir dizi savaşın fitilini ateşliyor. Sonrası acı, kan, gözyaşı,işkence... Tüm bunların arasında insanı yüreğiyle soyu arasında ikileme sokan bir aşk, ihanet ve ölümle sonlanıyor. Son anlarında bile ordusunu kurtarmayı düşünen Taras'ın gülümser bir şekilde ölümüyle, gurur ve intikam duygularıyla örülü hikaye hazin bir şekilde son buluyor.
İnceden yermenin yazarı Gogol bu eserinde alaycı iğnelemelere yer vermese de bana göre eserin derinininde savaşa ve faşizme karşı bir duruş yatıyor.Ana mesajı doğrudan vermek yerine perde arasından sezdiren Gogol, böylelikle zihinde güzel bir tat ve sorular bırakmayı başarıyor. Ve bunlarla okuruna kendini sorgulatıyor.Bu yüzden Gogol Rus edebiyatının öncüsü ve seviliyor. Gogol
bu kitabında Kazakların geleneklerine ve inançlarına olan bağlılığını, soy bağı-gönül bağı ilişkisini irdelememiz için önümüze koyuyor. Alttan alta da diyor ki dünyadaki savaş ve kaoslar Yahudilere yarar;onlar gümüş kakmalı kılıçlar sattıkları gibi bilgi satar, fitne satar;onlar ticaret erbabıdır... Satarlar...
Kan ve gözyaşının değil, sevginin sel olup aktığı;kulaklarımızda çığlıkların değil şen cıvıltıların çınladığı bir dünya için okuyalım, malum mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor... Sözlerimi burda sonlandırırken Taras'ın askerleri gibi kalemleri ve kitapları havaya kaldırıp "ben de varım" demenizi bekliyorum.. :)
Saygılar...

Vakt-i hazan, bir alıntı ekledi.
17 Kas 15:48 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İdealindeki kadın, gizemli hayal, acı verici, korkunç, güzel ve tatlı olan, hayallerindeki resmin aslı.. Karşısında duruyordu. Onu böyle ansızın ve capcanlı karşısında görünce genç ressam sevinçten olduğu yere yığılacakmış gibi oldu. Gözleri uykulu, yüzü solukçaydı, ama hep öyle güzeldi; çok güzeldi.

Karşısında Piskarev'i görünce gözlerini ovuşturarak (oysa saat ikiydi):

"Siiiz?" diye bağırdı. "Neden kaçtınız o gün bizden?"

Bir iskemleye yığılırcasına çöken Piskarev hiçbir şey söylemeden bakıyordu.

"Ben de şimdi uyandım" diye sürdürdü kız, gülümseyerek. "Getirip eve bıraktıklarında saat sabahın yedisiydi. Öyle sarhoştum ki..."

Ah! Bu sözleri söyleyeceğine keşke dilsiz olsaydı! Şu bir iki sözcükle bir panorama gibi bütün yaşamını gözler önüne serivermişti. Buna karşın Piskarev, yüreği paramparça olsa da, öğütleriyle onu yola getirme denemesine girişti. Bütün cesaretini toplayarak, titreyen ama tutkulu bir sesle, içinde bulunduğu durumun korkunçluğunu anlatmaya başladı kadına. Kadın onu dikkatle dinliyordu. Ancak yüzünde hiç beklemedikleri, tuhaf bir durumla karşılaşan insanlarda görülen bir şaşkınlık vardı. Gülümseyerek köşede oturmakta olan arkadaşına baktı; beriki tarağını temizlemekteyken durmuş, verilmekte olan vaazı dinlemeye başlamıştı.

Verdiği uzun ve dokunaklı öğütlerden sonra:

"Evet, ben yoksul bir adamım" dedi. "Ama durup dinlenmeden çalışır, yaşamımızı kazanırız. İnsanın her işte kendine güvenmesi ne güzeldir! Ben resim yaparım, sen de benim yanımda durur, hem benim yapıtlarıma ruh verirsin, hem de dikiş falan gibi değişik el işleriyle uğraşırsın; kimselere el açmadan yaşar gideriz."

Kadın, küçük gören bir tavırla genç ressamın sözünü keserek:

"Yok yahu!" dedi. "Ben öyle çalışacak, çamaşır yıkayıp dikiş dikecek biri değilim!"

Tanrım! Nasıl da aşağılık, iğrenç bir yaşamı vurguluyordu bu sözler... çözülmüşlüğün, ahlak düşkünlüğünün ayrılmaz öğesi olan avarelikle geçirilmiş bomboş bir yaşamı...

O ana dek köşesinde konuşmadan oturan öbür kadın edepsiz bir tavırla:

"N'olur benimle evlenin!" dedi. "Beni karılığa kabul ederseniz yanınızda aynen şöyle otururum."

Bunu söylerken de acınası yüzüne öyle aptalca bir ifade kondurdu ki, Piskarev'in hayallerini süsleyen dilberi kahkalarla güldürdü bu.

Hayır, bu kadarı da fazlaydı artık! Bu kadarını kaldıramazdı! Tüm duygu ve düşüncelerini yitirmişti sanki, kendini boğulurcasına dışarı attı. Bütün günü sokaklarda bulanık bir zihinle, anlamsızca, aptalca dolaşarak geçirdi. Geceyi nerde, nasıl geçirdiği belli değildi; ancak ertesi akşam anlaşılmaz bir içgüdüyle evine gitti. Saçları darmadağınık, yüzü korkunçtu; çıldırmış insanların yüzleri gibiydi yüzü. Odasına kapandı, kapıyı üzerine kilitledi, kimseden bir şey istemedi, kimseyi içeri bırakmadı. Dört gün geçti; bu süre içinde kapısı bir kez bile açılmadı. Bir hafta geçti, kapısı hep öyle kapalıydı. Bunun üzerine kapısına dayandılar, adını seslendiler, bağırarak kapıyı açmasını istediler; hayır, içerden hiç karşılık gelmiyordu. Bunun üzerine kapıyı kırıp içeri girdiler. Boğazı kesilmiş bir cesetle karşılaştılar içerde. Yerde az ötede kanlı bir ustura vardı. Çırpınarak açılmış kollarına ve korkunç bir şekilde çarpılmış yüzüne bakılacak olursa, usturayı tutan elinin işi ustalıkla göremediği ve günahkâr ruhunun bedeninden ayrılmasından önce zavallının çok acı çektiği anlaşılıyordu.

Bir Delinin Anı Defteri, Palto-Burun, Petersburg Öyküleri ve Fayton, Nikolay Vasilyeviç GogolBir Delinin Anı Defteri, Palto-Burun, Petersburg Öyküleri ve Fayton, Nikolay Vasilyeviç Gogol
Deniz, bir alıntı ekledi.
17 Kas 14:08

İnsanın amacı ne olursa olsun sağlam bir temele dayanmadıkça kendine iyi bir yol çizemez.

Ölü Canlar, Nikolay Vasilyeviç Gogol (Sayfa 138)Ölü Canlar, Nikolay Vasilyeviç Gogol (Sayfa 138)