VAVEYLA

Sessiz çığlıklarımı duyan var mı bu karanlıkta? Sesim duvarlara çarpıp yine bana dönüyor. İçimde bir dünya yıkılıyor her dakika, Kimse görmüyor, bir çocuk içten içe sönüyor. Kelimelerim var, hırçın bir deniz gibi taşan, Ama dudaklarımdan dökülen sadece sükut. Bir ben miyim kendi gölgesinden korkup kaçan? Bir ben miyim o son umudu avucunda can çekişen? Büyümek dedikleri bu mu, böyle eksilmek mi? Herkes sağır olmuş kendi gürültüsünde. Benim payıma düşen hep böyle gizlenmek mi, Kendi feryadımla boğulurken hayatın tam merkezinde? Soruyorum gökyüzüne, soruyorum bu boş odalara: İçimdeki bu fırtınayı gören var mı? Bu dilsiz, bu kimsesiz yangınlara, Benden başka, benden öte ağlayan var mı?
Reklam
Hatıralar, en keskin bıçaktan bile daha iyi kanatır insanı..
Eğer ağaçlar konuşabilseydi sanırsam şöyle derlerdi:
"Ben, toprağın altında sessizce çürüyenlerin rüyasıyım. Onların karanlığa bıraktığı son nefesi, güneşle yıkayıp gökyüzüne yeşil bir dua olarak yükseltirim."
Ruh, "ham" bir ışıktan, deneyimle pişen "bilinçli bir nura" dönüşmek için bu ağır madde hapsine (bedene) sokulmuştur.
Şu an bu satırları okurken bile, bir saniye önceki sen değilsin. Her nefes alışında dünya yeniden kuruluyor.
Reklam