• 142 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    Daha önce adını duymuştum sadece Nilgün Marmara'nın, hiçbir şiirini okumamıştım; tanımıyordum yani. Tanıdığım an bunca zaman niye tanımadım diye kendime kızıp boylu boyunca araştırdım. Nedense içimde koskocaman bir sevgi var yakın vakitte tanıdığım Nilgün'e karşı, burada olsaydı sımsıkı sarılmak isterdim ona, ve ne kadar imkansız olduğunu bilsem de o üzücü kararı vermesine engel olmaya çabalamak. Belki dertleşmek.
       
    Bence onun şiirlerini okurken hepimizin yaptığı bir hata var: kendi yaşamına son verdiğini, okurken sürekli aklımızın bir köşesinde bulunduruyoruz. Böyle olunca ister istemez bütün şiirlerini kasvetli, depresif bir örtü altında okuyoruz, hepsi bize 'intiharının ipuçlarını veriyor' gibi geliyor. Aslında bazıları veriyor da; bazı şiirleri ciddi manada iç karartıcı ve depresif. Tamam kabul, çoğu.

        Ancak bence şurada çok büyük haksızlık yapıyoruz: Marmara'nın intiharını, şairliğinin önüne geçiriyoruz ve yazının başında bahsettiğim hata da tam olarak bu. Onun şairliğini konuşalım, şiirlerinin güzel yönlerini, kelimelerle ustaca dansını konuşalım; -ona acıyarak- kendi yaşamına nasıl son verdiğini değil. Eminim yukarıdan bizi izliyorsa böylesini isterdi o da. Kimse, en azından sonsuza kadar, acınmayı istemez. Kaldı ki intiharı apayrı bir konu, ama bahsettiğim hatayı yapmamak için burada intiharının sebeplerini ve kişiliğini değil, ondan ziyade şiirlerini incelemek ve okumayı düşünenlere bir fikir vermek istiyorum.

        Kitabı bir çırpıda yalayıp yuttum, uzun zaman sonra bir günde bitirdim bir şiir kitabını. Başka bir sitede bir okuyucu şöyle eleştirel bir yorum yapıyordu: "kelimeleri inorganik". Bazı alışkın olmadığımız kelimeler var gerçekten de (değirmi, sevi, vb...) ama bunlara takılıp da şairliğine laf atmak neyin kafası anlamıyorum. Sen hiç İkinci Yeni okuma o zaman! Marmara'nın şiirleri İkinci Yeni kapsamında değerlendirilmelidir zaten kendisi yazın hayatının çoğunda Ece Ayhan, Cemal Süreya ile içli dışlı olmuş bir kişiliktir. Bu bağlamdan bakıldığı zaman gerçekten çok başarılı şiirleri var ki bunu içtenlikle söylüyorum. Zannediyorum kitapta 120 civarı şiir vardı, bunlardan gözüm kapalı 30 tanesine başyapıt derim. Geriye kalanlar da asla kötü değil, anlaşılması zor diyelim sadece birazcık. 10 yıllık bir süreçte yazmış bunları (günümüzde bir ayda kitap yayımlayan şairlere(!) nazaran diyorum). Kelimelerle dans etmek demiştim hatırlarsınız, Marmara bunu şiirin bütününde değil ama bazen iki ya da dört dize arasında öyle ustaca yapıyor ki sevdiğim yerlerin altını çizeyim diye kalemi bitirecektim neredeyse kitap boyunca. Özet olarak: 10 üzerinden 8 derim. İki puanı kırdım çünkü bence Türk edebiyatında 10/9'luk bir şair zaten yok, 10/10'luk bir tane var ama; Nâzım Hikmet. :)

        Nilgün Marmara'yı okuyun. Onun acılarını popüler kültüre yem malzemesi yapmayalım, kişiliğine, kararlarına ama en önemlisi de şiirine saygı duyalım. Okuyun, okutun.
  • 535 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Nilgün Marmara...
    İlk önce hayatı okunmalı. Sonra bu eser ile birlikte Kağıtlar ve Daktiloya Çekilmiş Şiirler de alınmalı. Çünkü notlarda, o kitaplarda bulunan şiirler var.
    Nilgün Marmara'yı merak ediyorsanız ilk başta okunacak eseri bu kitaptır. Kendisinin rızası yoktu, eminimki de olmayacaktı bu kitabın basılmasında. Zaten bu yüzden 2016 gibi geç bir zamanda eksiksiz basıldı. Kırmızı Kahverengi Defter kitabının eksiksiz basımı bu kitap.
    Önsözünde eşi Kağan Önal'ın yazısı var. Kitabın sonunda da intiharından önce bıraktığı mektup yer almakta.
    Aslında hiç basılmaması gereken kitap deniliyor. Gerçekten de öyle...
    İçerikte; Tobruk'tan, sevdiklerine yazılan mektuplar, yazdığı bir oyun ve bir hikaye, okuduğu eserler hakkında aldığı bazı notlar, iç sıkıntıları var.
    Nilgün 'ü gerçekten anlamak istiyorsanız mutlaka okuyun. Yalnızca onun arzusunu gerçekleştirmek isterseniz de bir tek şiirlerini okuyunuz...
  • 121 syf.
    ·Puan vermedi
    bu dünyanın ve edebiyatın erken kaybettiklerinden Nilgün Marmara'yı tanımak iç dünyasını anlamak için çok ama çok özel bir eser....kısacık cümlelere sığan koca bir yürek