Karakterin ruhuyla kalbi arasında bağlantısı kalmamış, hiç bir şeyden beklentisi olmayan; amaçsız, gelişigüzel yaşayan (daha doğrusu yaşamak değil de hayatta olan) bir kimsedir kendisi.
Kalp-ruh arası bu kadar kopuk olduğu için hissiz ve duygusuz gibi görünen bir kimliği var.
Nasıl bir ruh halinde olacağını kalp belirler; kalbi sevgi doluysa ruhu da sevgiyle doludur ve etrafına sevgi dağıtır, kalbi üzüntüyle doluysa ruhu da hüzün kaplıdır.
Ama karakterimiz bu kalbinin ruhundan kopuk olması sebebiyle bu tür duygulara yabancıdır ve bu sebeple kendine de yabancıdır. Dolayısıyla “herkes” gibi değildir ve bu yüzden diğer insanlara da yabancıdır, farklıdır.
Benim düşünceme göre yaşamak iyi veya kötü her türlü duyguyu hissetmekle olur, hissetmemek ise sadece nefes alıp vermektir.
Bu bir tercih midir yoksa varoluşsal bir sonuç mudur bilemiyorum ama kimseyi çoğunluktan farklı diye, herkes gibi düşünüp herkes gibi hissetmiyor diye; toplum tarafından oluşturulmuş kalıplara uymadığı için yargılamak çok büyük bir yanlıştır.
Kısa ama öz bir kitap, dili gayet akıcı ve anlaşılır. Topluma, insana dair çıkarımların yapılabileceği örnek bir kitap; okunmasını tavsiye ederim.