• 103 syf.
    ·Puan vermedi
    Gassal, içinde sekiz hikaye ile sizi bekliyor. 20 yaşında bir çok ödül kazanan Nisa Eser; sade, anlaşılır ve Neşet Ertaş'lı hikayelerini bir çırpıda okuyabilirsiniz. Hayat ve kendinize dair izleri görebilirsiniz.
    Mesleğimin öğretmen olması sebebiyle "İki Deprem Bir Hayat" hikayesini çok beğendim. 1939 Erzincan depreminde ailesini yitiren, bacağını kaybeden bir babanın kızı Selma; Kemal öğretmenin verdiği 'deprem ' ödevi için, depremi yaşayan babasıyla konuşmak zorundadır. Tam sınıftan çıkacakken Kemal öğretmen: "Yüzme bilmiyorsan, hüzünlü hüzünlü dalmayacaksın Selma Hanım." sözüne yıllar sonra cevap verecektir. 1992 Erzincan depreminde hem babasını hem de Kemal öğretmenini kaybetmiştir. Bacağı topal kalmış ama pes etmemiş, öğretmen olmuştur Selma. Ayni ödevi bu kez o, kendi öğrencilerine verir ve gözü yaşlı "Selma öğrenciniz artık yüzmeyi öğrendi öğretmenim!"
    Genç yazarımıza imzalı kitabı için ayrıca teşekkür ediyorum.
    Gassal Nisa Eser Kitap Şuuru #kitapsuuru
  • 432 syf.
    Merhaba..

    Kitabı bitireli çok oldu hatta bitirdiğimde bir ağacın altında hep yanında olmak istediğim insanlarla beraberdim.Tepemizde güneş..Kıymetini bilmediğimiz şeylerden bir bir uzak kaldığımız apaçık ortada değil mi?İnşallah bu günleri de geride bırakırız...

    "Ondan vazgeçmek sandığımdan çok daha zor olacaktı ve sustuğum her an biriktirdiklerim zihnimde çığlıklarla boğuşacaktı."

    Mehtap Fırat Kutup Yıldızı serisinin ikinci kitabından bahsedeceğim.432 sayfadan oluşuyor ve kitabın dili oldukça akıcı.Kitabı okurken duygularımı nasıl ifade etmem gerektiğini bilemedim.İlk kitabı okuyunca zaten merak içinde başladım ilk kitaba göre gerçekten çok şaşırtıcı olayların hakim olduğu bir kitaptı bana göre.Nisa ve Sanem arasındaki ipler gerilmeye başladı.Aralarında bir çekişme hali vardı Nisa her ne kadar doğru kararlar almaya çalışıp arkadaşını üzmek istemese de bu sefer kendisi üzülüyor.İlk kitabın sonunda Demir aldığı kararı o kadar da kolay bir şekilde yerine getiremeyeceğini fark ediyor çünkü karşısındaki kişinin etrafına ördüğü dikenli telleri aşması zor olacak gibi....
    ● "Tıpkı bir Kutup Yıldızı gibisin.Işıl ışıl parlıyorsun.Herkese yön vermek istiyorsun ama aslında kimsenin senin izinden gitmediğini fark edemiyorsun.."

    Keyifli okumalar.Selam ve dua ile...
  • 584 syf.
    ·7/10
    BOZKURTLARIN ÖLÜMÜ/HÜSEYİN NİHAL ATSIZ

    Ne kadar T.Özakman gibi 50 küsür yılını feda etmesede ömründen maximum 9 yılını feda eder Atsız.Yazarların kaderimi budur pek çözemedim lakin güzel ağaçlar yetiştirmek elbette zaman alır güzel meyve verebilmesi için.Belkide onların ömür feda etmesi bizim şuan okuyup yazıyor olmasıyla alakalıdır.

    Kitap Gök Türkler ve Çinliler arasındaki savaştan bahsediyor.Gök Türkler savaş yaptıkça ve boylarda birleştikçe zenginleşir ve bir olurlar.Lakin Çin boş durmaz.Gerek kendi hatunlarını bizim Gök Türk erkeklerini baştan çıkarması ile görevlendirirler gerekse ajan koyarak haber almak isterler.Bu savaş çoktan başlamış olur.Ve bir gün plan yapıp Çin Hanını basmaya karar verirler ve umulmadık bir şeyle karşılaşıp yenilgiye uğrarlar.Böylelikle ölümler artar.Kayıpların bol olduğu kanların döküldüğü bir savaş olur.Ama Çinliler bilmiyorlarki her yenilginin altında hırs, başarı ve öfke yatar.Bunu da 2.Kitapta anlatıyor yazar.

    BOZKURTLAR DİRİLİYOR/HÜSEYİN NİHAL ATSIZ

    Muhteşem bir kahramanlık ve içerisinde geçen hüsranlıkla dolu bir aşkın öyküsü.O kadar tat aldım ki bu kitaptan ilk başta düşüncelerimle biraz önyargılı davranmış olabilirim ama okuduktan sonra tamamen ön yargılarımı kırmış durumdayım.Ve Atsız'a da burdan teşekkür ederim kaleminin bu kadar hoş olup biz okurlarda iz bıraktığı için.Gayet anlaşılır, hissedilir sonrada rahatla yudumlanıp sindirilen bir kitap.

    1. Kitabın devamı.Kür Şad'ın soyunun yani oğlu Urungu ve onun oğlu Taçam, Pars ve çocukları baş kahramanlar olmak üzere, Dokuz Oğuzlara savaş açan Gök Türkler, savaşı kazanır ve eski gücüne kavuşur tekrar dirilirler.Fakat bu direnişi görmek Urunguya nasip olmaz.Bunca zaman hiç gülmeyen, annesine söz verdiği için herkesten Tegin olduğunu saklayan Urungu, Dokuz Oğuzların başındaki Ay Hanımına sevdalanır.Ve savaşın sonuna doğru anca otağına yetişip karşılaştığı manzaraya bir türlü inanamayıp Ay Hanımı kucaklayıp sonra da kılıcını evladına teslim edip evladını,ordusunu,sevdiklerini geride bırakıp kollarında sevdiği, ve onları götüren sevdiğinin atıyla birlikte birlikte ölüm uçurumuna gider ve oradan atlayıp uçmağa varırlar.Bu sahne "M.Raufun Eylül adlı kitabındaki Suadın ateşler arasında olduğunu görüp hiç tereddüt etmeden alevlere atlayan Necibi hatırlattı bana".Yani bu dünyada kavuşamayan iki aşıklar ahirette kavuşmaya yol alırlar.Ve bunun acısını yaşayamadan son nefesinde "Bazen yanlış bir davranış büyük sonuçlar doğurabilir ve hayatın akışını,tamamiyle tersine çevirir. Ondan sonra da ölüme kadar yanıp yakılmak fayda etmez.." (S.583) diyerek son kez öğüt veren Pars da uçmağa varır.Bu sözlerinde haklılık payı olduğunu düşünüyorum.Dikkatli davranırsak onunda üstesinden gelebileceğimize inanıyorum. Ne kadar savaşı kazanıp dirilselerde manevi olarak çöküşteydiler.Kitapta şöyle bir soruyla karşılaştım: Sevgi mi üstündür, öç mü? Bence benim cevabımda Deli Ersegünün davranışı olurdu.Yani şöyleki Deli Ersegün babasının öcünü almaya karar verir. Araştırıp öldüreni bulur ve o kişide hiç tanımadığı Ay Hanım çıkar. Ne pahasına olursa olsun öcünü almaya gider.Ve karşılaştıklarında hayran kalıp ne kadar babasının öcünü alamadığı için utançtan yerin dibine girsede yinede hayranlığının sevgiye dönüştüğünü görüp sevgisinin üstün geldiğini fark edip onun peşinden koşmaya başlar lakin tabii başaramaz.Çünkü Ay Hanımın gönlünü Urunguya kaptırır.

    Şöylede bitirmek istiyorum.İlk başta da dediğim gibi aşkın savaşla birlikte hüzün tarafı anlatılıyor.Ve burdandan Aşk dediğimiz kavramın kavuşamamak olduğunu bir kez daha ispatlamış oluyor bize yazar.

    31.03.2020
    Sayfa Sayısı:584
    Nisa Yıldız
  • 1691 syf.
    Peygamber olarak gönderildikten sonra, Allah yolunda uğradıkları eziyetleri İslam kenti olan Medine-i Münevvere’nin ve iman devletinin kurulmasıyla sonuçlanmasını...

    Hz. Peygamber’in; cihadını, şirki kökten söküp atmasını,davet yolunu açmasını, saldırılarını ve engelleri ortadan kaldırmasını, müminlere karşı yapılan fitneleri bertaraf etmesini,Peygamber efendimiz(s.a.v)engelleri ortadan kaldırınca İslam daveti engelsiz bir şekilde yoluna devam etmesine eza ve cefanın engeleyememesi Hudeybiye barışıyla sona ermesi...

    "Muhammedi risaletin amacı islam davetini tebliğ etmekti. Yapılan savaşlarda bu daveti himaye etmek ve kafirleri, dinlerinden dolayı mü'minlere eziyet vermekten sakındırmaktı. Nitekim Mekke müşrikleri ile Şam Hıristiyanları mü'minlere, dinlerinden dolayı eziyet etmiş ve onları fitneye düşürmüşlerdi. Savaş asıl itibariyle meşru değildir. Ancak savunma ve islam davetini himaye etmek amacıyla yapılırsa meşruluk kazanır. Zaten savaşın ilk ve bizzat maksadı da budur."


    Hudeybiye barışı ile müşrikler, artık müminlere bir şey yapamayacaklarını anlamışlar ve onları yenmekten umutlarını kesmişlerdi. Mü’minlerle savaşmaktan aciz kalmışlardı. Arap Yarımada sında söz, imanın olmuş, İslam çağrısı her tarafa yayılır hale gelmişti...



    Hudeybiye barışından sonraki dönemi anlatılmıştır.
    Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Arap müşriklerinin yanında bir güç oluşturan yahudilerle mücadeleye başlamıştır. Örneğin Mûte savaşının ardından, artık şeytan Araplar arasında tapınılır bir mabud olmaktan umudunu kesmişti...


    İslamiyet, Arap Yarımadasının çevresinde bilinmeye başlamıştı. Peygamber efendimiz mektuplar, elçiler ve seriyyeler göndererek İslamiyet’i etrafta yayarak bize bu dinin gereklerini yaşayışında ve bize örnek oluşuyla bir dinin nasıl etkisi olduğunu aktırır bizlere.

    Örnek olarak:

    "Selam veren bir kimseyi öldürmek doğru değildir. Çünkü İslamiyet, müslümanların sadece müdafaa savaşı vermelerine müsaade etmiştir. Barış isteyen kimseleri öldürmek caiz değildir. Bunu şu ayet-i kerimenin yüksek ifadelerinde de müşahede etmekteyiz:

    Ey inananlar, Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayın, dinleyin, size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatini gözeterek: "Sen mü'min değilsin!" demeyin. Çünkü Allah'ın yanında çok ganimetler vardır. Önceden siz de öyle idiniz. Allah size lütfetti (imana geldiniz). O halde iyice anlayın (dinleyin, peşin hüküm vermeyin). Çünkü Allah yaptıklarınızı haber almaktadır." (Nisa: 94)

    Bu ayet-i kerime, Mecşem bin Cüsame'nin Amir bin Azbat'ı öldürdüğü esnada nazil olmuş ve Peygamber efendimiz Amir'in öldürülmesinden dolayı üzüntü duyarak: 'Allah'ım Mecşem'i bağışlama" demişti. Çünkü Mecşem, haksız yere bir adamı öldürmüştü. Cenab-ı Allah, kulların hukukuna tecavüz eden kimsenin günahını bağışlamaz. Başkalarına tecavüz eden kimseyi affetmez.

    Amir oğullarının lideri Uyeyne bin Bedir, haksız yere Öldürülen Amir bin Azbat'ın kan bedelini talep etmişti.
    İfadelerden anlaşıldığına göre bu kan bedelini talep etmesi, Huneyn gazvesine kadar geciktirilmişti. Peygamber efendimiz onun bu talebini uygun görerek elli deve vermek teklifinde bulunmuştu. Medine-i Münevvere'ye döndükten sonra elli deveyi vereceğini söylemiş, Amir bu teklifi önce reddetmiş, ancak bilahare kabul etmişti. Peygamber efendimiz bu diyeti müslümanların Beytü'l-Mal'mdan ödemişti. Bu da yardımlaşmanın en mükemmel bir örneğini teşkil ediyordu. Ayrıca böyle yapmakla haksız yere adam öldürmelerin önüne geçilmiş oluyordu. Maktulün müslüman olmadığı sabit olmakla birlikte Peygamber efendimiz diyetini yine de ödemişti."


    Son olarak bu kitabı pdf formatında okudum sayfası sayısı azdı o yüzden sayfayı güncellemedim.Hem dikkatimi çekti bazı eksikleri vardı. Misal bir savaş anlatıyor olaylar üzerinden Hz. Peygamberden hadis verilecek ya o kaynak yoktu... Bazı kısa anlatılmış gerçi kendisi bahsetmiş zaten uzatmaya gerek olmadığını...Kitapta kısa olsa güzel bilgiler var. Bir de unutmadan savaş var tarih yok. Yine de okumakta fayda var...


    Evet şu duayla bitireyim size...

    'Allahım taksiratımızı bağışla. Kusurlu olduğumuzdan dolayı bu taksirat meydana gelmiştir. Biz yücelik iddiasında değiliz. Biz hakikatlerin peşine düşmüşüz. Sana yaklaşmayı talep ediyoruz. Yücelik iddiasında bulunmak, bizim gücümüzün üstündedir. Kapasitemizi aşar sen buyurmuşsun ki senin sözün doğrudur: "Allah hiç kimseye gücünün üstündeki şeyleri yükle-mez". Sen de gücümüzün üstündeki şeyleri bize yükleme, bizi affet, bizi bağışla ve bize merhamet et.
    Allah'ım efendimiz Muhammed'e olmuş ve olan şeyler sayısınca, kıyamete kadar meydana gelecek şeyler sayısınca selatü selam eyle ve ona bereketler ihsan eyle. Sen ne güzel yardımcısın, sen ne güzel dostsun,-sen muvaffakiyet verip doğru yola iletensin. Muvaffakiyetimiz ancak senin yardımınla olur. Gücümüz kadarıyla biz azmimizi biledik. Muvaffakiyeti senden diliyoruz. Senin vereceğin muvaffakiyet, uzağı yakın kılar ey merhamet edenlerin en merhametlisi!' (Amin ecmain).
  • 576 syf.
    Kitaba tek kelimeyle bayıldım! Daha çok "Ah Nisa, vah Nisa, niye böyle değil de öyle yaptın" demekle falan geçti ama yine de oldukça güzeldi. Demir en en çok sevdiğim karakterdir ve ben bile aşık oldum Demir'e . Senem araya girdiği için sinir oldum hep. Nisa bir adım atacak oluyo ama hep kafasında Senem delirdim o zamanlarda.
  • 103 syf.
    ·10/10
    Benim için şiirden sonra hep hikâye kitapları gelmiştir. Şiirlerde duyamadığım uzun cümleleri hikayeler bırakır aklımın orta yerine.

    Nisa Eser, 20 yaşında genç bir yazar. Kitabı ilk çıktığında destek olmak için sosyal medyadan paylaşmıştım. Kitap Şuuru programında okuyacağımız kitaplar arasına eklendi. Sağ olsun, kendisi de imzalayıp gönderme nezaketinde bulundu.

    Gassal, bu coğrafyanın hislerini yansıtan, ölümü kelimelere döken, -ölüme çare değil ama ardından yaşamanın yollarını bulduran- bir kitap.

    Yazarın birçok ödülü bulunmakla beraber, kitapta yer alan her hikâye de ayrıca bir ödüle layık bence.

    Her insanın bir türküsü, bir hikâyesi, bir şiiri vardır. Beni Gassal'da en çok etkileyen hikâye Necide'nin hikâyesiydi.

    Yazdıklarını Neşet Ertaş'ın türküleriyle süsleyen yazar, sade, akıcı ve anlaşılır diliyle kitap bitene kadar sayfaları çevirmeye mecbur bırakıyor insanı.

    Gassal demişken, yazdığım bir şiir geldi aklıma;
    "Bir gassala üfletip Sûr'u
    Zaman ile mekânı ayırdım" demişim.
    Kitap da bu dizeleri onaylayan bir izlenim bıraktı bende. Zamanımız ve mekânımız ayrı olsa da Sûr'umuza üfleyen "Gassal" aynı... Nisa Eser Gassal #kitapsuuru Oğuzhan Saygılı #KitapŞuuru
  • 480 syf.
    ·Beğendi
    Kitap sadece hadis değil günümüzde tartışılan diğer konular hakkında getirdiği delillerle ve çözümlerle insanın aklındaki soruları yanıtlıyor. Kitabın dili akıcı getirdiği deliller kabul görür delillerdi.
    KİTAP:
    Müşteşriklerin İslam dininde aradıkları eksiklikler ve kendilerine göre fitneler ve bu fitneler ağına tutulmuş hocaların nassa ters düşen yönlerine nassa uygun bir şekilde açıklıyor.
    Hadis ve sünnetin bağlayıcılığı Kur'an-ı Kerim ile sabit kılınmıştır. Allah bize birçok ayetinde Hz. Peygamber'e ( sav) uyumamızı emretmiştir. Bu ayetlerden biri olan Haşr sûresi 7 ayetinde "Peygamber size ne verdiyse alın, neyi yasakladıysa ondan sakının." derken aslında onun yaptığı ve bize emrettiği amellerin alınması Resulullah'ın (sav) Allah kontrolünde amellerini gerçekleştirdiğini kanıtıdır. Hz. Peygamber (sav) yaptığını yapmak, yol edinmek aslında Allah'ın buyruklarını yerine getirmektir. Rahman olan Allah kullarına direkt vahiyden sonra o işini uygulamasını istemiştir. Bunu yaparken insanların zorlanacağını bildiği için insanlara bir rol model olan peygamberleri göndermiştir. Zira Allah her buyruğunu sadece Kur'an-ı Kerim ile sabit kılmış olsaydı belki de insanlar bunların uygulanamaz hükümler olduğuna kanaat getirir ve bu yüzden de amel etmeyi bırakabilirlerdi. Kendi hayatımızdan da bildiğimiz gibi insan olarak bir işi nasıl yapacağımızı şaşırdığımızda hemen bir örnek ararız. Tabiî olan bu durumumuzu Allah gönderdiği peygamberle desteklemiştir. Bu duyguyu görmezden gelip Kur'an bize yeter diyen bir anlayış "Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık" En'âm 38 ve "Bugün dininizi kemale erdirdim." Maide 3 gibi ayetleri görüşlerini delil gösterir. Bu görüş sahiplerine atladıkları ayetler ise sünnetin bağlayıcılığı en güzel şekilde ortaya koyan ayetlerdir. Birçok ayette Resulullah'a (sav) itaat edilmesini (Âli İmran 31, Ali İmran 132, Nisa 59, Nur 54, Muhammed 33) onun kendi hevasına göre konuşmadığını (Necm 34) onun Kur'an'ı açıklamak üzere gönderildiği (Nahl 44)belirtir. Peygamber (sav) bir postacı değildir. O Kur'an-ı Kerim'i bize hikmetle sünnetle açıklayan bir elçidir. Onun yaptığı her şeyi Allah kontrolündedir. Onun yaşamı sıradan bir kişinin tarihi hayatı değil Allah tarafından onaylanmış bir tarihtir. Şu da vardır ki şayet hadis ve sünnet olmasaydı İslam şeriatı uygulanamazdı.
    Kitaptaki İddialar ve Cevapları
    Hadis ve sünnet sonradan ortaya çıkmıştır iddiası:
    Hadis ve sünnet sonradan değil bilakis vahiy ile beraber her zaman vardı. Zira vahyin açıklanması bir örnek şekilde yaşaması Hz. Peygamber'in (sav) görevidir. Şura 48, Nur 54 gibi ayeti kerimelerde peygamberin postacı olmadığı, uyulması gereken görevi tebliğ olan bir peygamberdir. Bu tebliğ ise hem Kur'an-ı Kerim ile hem de sünnet ile olur çünkü Kur'an-ı Kerim'in açıklanması gerekir. Bunun içindir ki Şari olan Allah vahyettiği kitabın açıklanması ve örnek teşkil etmesi açısından peygamber görevlendirdi. "Allah sana kitabı indirdi hikmeti verdi ve bilmediklerini öğretti." Nisa 113 ayetindeki hikmet kelimesi alimler tarafından sünnet olarak ifade etmişler. Peygamber'e ( sav) indirilen vahiy Kur'an-ı Kerim ile sınırlı değildir. Onun vahyi metluv ve vahyi gayrı metluv olarak ikiye ayrılır. Aldığı vahiylerde İlahi kontrole uygun bir şekilde hareket etmiştir. Rabbimiz "Sana düşen tebliğ etmekten ibarettir." Şura sûresinin 48 ayetinde Peygamber'ine (sav) müşrikleri iman konusundazorlamaya gerek olmadığını, bunun için canını sıkmaya gerek olmadığını bildiriyor.
    Kur'an-ı Kerim karşısında hadis ve sünnetin 3 görevi vardır:
    Biri, Kur'an-ı Kerim'in bir konuda verdiği hüküm destekleyip teyit etmek.
    İkincisi, Kur'an-ı Kerim ayetlerini tefsir etmek, Allah Teala'nın muradını beyan etmek. Üçüncüsü de Kur'an-ı Kerim'de temas edilmeyen bir şeyi emretmek veya saklamak. Bu maddelerden yola çıkarak şunu söyleyebiliriz hüküm Allah'ın elindedir Hakim olan Allah kendi kontrolünde cüzî bir hakimlik sıfatını da peygamberine vermiştir.
    Allah Teala Resulü'nün sünnetine başvurulmasına isterken zaman ve mekan kaydı koymamıştır . İşte bu sebeple Müslümanlar Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in hadis ve sünnetin onun vefatından sonra da başvurur ve ona itaat ederler.

    Sünnet aklın değil vahyin ürünüdür ve mucizeler kendine aşırı güvenen aklın ilminde gururunu kırar ve onlara acil zikrini hatırlatır aklı çekidüzen veren İslamiyet'tir.

    Kitaptaki bir konu ise muhaddislerin halifeler için hadis uydurdu iddiasıdır. Bu tamamen asılsız bir iddiadır. Şayet öyle olsaydı muhaddisler halifeler karşısında hükümdarlarla ilgili hadisleri rivayet etmezlerdi. Ayrıca halifelerde bu uydurma işine engel olurlardı. Nitekim halife Mehdi uydurma hadis uyduranları cezalandırmak için "divanü'z- zenadıka" adıyla bir teşkilat kurmuştur .
    Alimler hadislerin korunması hakkında önemli ve titiz çalışmalar gerçekleştirmiştir. Örneğin Sufyani Sevrîşöyle demiştir: "Melekler gökyüzünün bekçileri olduğu gibi hadis alimleri fe yeryüzünün bekçileridir." Bu hadis hadis konusundaki hadis alimlerinin tutumlarını sergiler.
    Ebû Hureyre'ye atılan iftiralar bazı hadis karşıtları Ebû Hureyre diye birinin olmadığını, bazıları ise onun çok rivayet uyduran bir kişi olduğunu olarak tanımlıyor. Onun müminlerin anneleri ne saygısızlık yaptığını, Resulullah'ın onu Bahreyn sürdüğünü, Hz. Ömer'in onun çok rivayette bulunmasından dolayı dövdüğünü ve daha nicelerini ileri sürüyorlar. Bu iddiaları tek tek incelediğimizde çoğunun asılsız ve zayıf rivayetlere dayandığını görüyoruz.
    İmam Buhari'ye atılan iftiralar: İmam Buhari' ninFas asıllı olup, Resulullah'ın Fars imparatorluğu'nu yıktığından Buhari dinden intikamını almak için Araplara alehinde hadisler uydurdu iddiası. Bu asılsız iddiayı alimler şöyle çürütüyor: Buhari aslen Özbekistan'da doğmuş olup, Müslümanlar İran'ı fethettikten sonra halk özgür iradesi ile Müslüman olmuştur. Hadisleri ilk defa bir araya İmam Buhari getirmedi. Bu faaliyet hicri bir asırdan beri itibaren vardı. Buhari'nin eserindeki hadisler konusunda tartışılan onun eserinde zayıf hadis olduğunu iddia ediyorlar. Oysa ki Darekutni gibi bazı alimler Sahih-i Buhari'deki birkaç hadisi "bu hadisler sahih değildir zayıftır" diye tenkit etmemiş. Bunlar Buhari'nin ortaya koyduğu şartları uymuyor diye kanaat belirtmişlerdir.
    İsra ve Miraç hadisesi
    İsra ve Miraç hadisesi mütevatir hadistir. Bu hadisin israiliyattan geldiğini , Hz.Musa yüceltmek için uydurulduğunu iddia edenlere cevap olarak bu hadisi rivayet edenlerin hepsinin güvenilir Müslüman olması yeterlidir. Ayrıca bu olayla Allah'ın Peygamberi'nin (sav) niyazi üzerine namazın vakitlerini azaltması Allah'ın kullarına bir lütfudur ve Allah'ın bir mucizesi de beş vakit namazı elli vakit namazın sevabını vermesidir. Peygamber hem bedeni ile hem de uyanırken İsra ve Miraç Hadisesi olmuştur .Bu aklen ve dinen muhal değildir. Necm Suresi 12 ayetinde "Onun gördüğü şey hakkında şimdi siz onunla tartışacak mısınız?" bu olayın gerçekleştiğini ve bu konu hakkında tartışılmamasını öğütlemiştir.Miraç olayı ve Miraç'ta olup bitenler aklın değil imanın konusudur. Bu sebeple Peygamber Efendimizin Miraç'ta gördüğü ve bize anlattığı olaylar akla aykırı olamaz. Aklın sahası şu içinde yaşadığımız âlemdir. Akıl bu alemin bilinmeyenlerini bilmeye, keşfetmeye, dünyayı daha yaşanabilir hale getirmeye çalışmaktan, düzeni bozan şeyleri ortadan kaldırmaktan sorumludur. Tanımadığı, kanunlarını bilmediği bir başka alemden sorumlu değildir.

    Peygamberimiz şefaat edecektir .
    Peygamber efendimizin şefaatine özgübir konum anlamında makam-ı Mahmut denir. Peygamberimiz senin 6 şefaati vardır sadece Peygamberimizin değil melekler, peygamberler ve müminler Allah'ın şefaati de vardır. Allah kendi dışındaki varlıklara şefaat etmesi hakkında bazı kimselere izin vermiştir.

    Kabir hayatı vardır. En' am 93 ayetinde "Sen o zalimlerin cançektikleri meleklerin onlara ellerini uzatarak çıkarın şu canlarınızı Allah hakkında gerçek dışı sözleriniz ve onun ayetlerini büyüklük taslayanılp kabul etmeyiniz yüzünden bugün perişan eden azapla cezalandıracaksınız dedikleri zaman onların halini bir görsen!" Muhammed 27 "Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak canlarını alırken onların hali ne olacaktır." 45-47 "Zulmedenler için kıyamet gününden önce bir azap daha vardır lakin çoğu bilmiyor." gibi ayetler ve pek çok sahih hadis kabir hatanın bulunduğunu kanatlar. Ben görmediğime inanmam diyenler vücutta iz bırakmayan işkence şekillerini birinin vücudunda elektrik verilmesine veya psikolojik işkenceye tabi tutulmasını hatırlanmalıdır. Gözümüzle görmediğimiz pek çok varlık arasında ruhumuzun, aklımızın, sadece mikroskopla görebildiğimiz mikropların etrafımızdaki, ses dalgaların, yerçekiminin varlığını nasıl inkar edebiliriz?

    Ahir zamanda Mehdi'nin geleceği bu konu hakkındaki hadisler 30'dan fazla sahabe tarafından rivayet edildiği için mütevatir derecesine ulaşmıştır. Bu hadisleri rivayet eden sahabeler arasında ashabın önde gelen güvenilir isimleri de vardır. Sahihayn' da Mehdi hakkında hiçbir hadis bulunmadığı söylenemez. Sahih-i Buhari ve Müslim'de Mehdi'nin geleceği dolaylı olarak belirtilmektedir . Burada şu iki hadisi hatırlamakta yetinelim. Bu hadislerde geçen "imamınız "ve" Müslümanların emirin" ifadeli ile Mehdi kastedilmektedir . "Sizin dininizde olan biri size imamlık yaparken Meryem oğlu İsa aranıza indiği zaman nasıl da sevinirsiniz" (Buhari Enbiya 49 )
    Meryem oğlu İsa yeryüzüne inecek o zaman Müslümanların yönetici sonra 'Gel bize namaz kıldır'diyecek ancak İsa "Hayır, Allah'ın bu ümmete bir ikramı olarak siz birbirinizi yöneteceksiniz diyerek kabul etmeyecek.( Müslim iman 247) demek ki Müslümanların yönetici olan Mehdi Hz İsa'nın da uygun gördüğü arkasında namaz kıldığı meşru ve adil bir devlet adamıdır.
    Şiilerin beklediği Mehdi e
    Ehl-i sünnetin beklediği Mehdi değildir. Şiilere göre Mehdi 12 imamdan birisi birisidir ve onların İmam anlayışına göre imamlar masumdurlar hata etmez ve yanılmazlar. Onların imamlar meleklerden ve peygamberlerden üstündürler. Bu da bizim inancımıza terstir. Mehdilik için çıkan kavgalar Şia'nın bazı kolları arasında olmuştur.
    Müslümanların arasındaki ihtilaf kaldırmanın yolu Mehdi inancını inkar etmek değildir tarih boyunca birçok insan Ben Peygamberim diye ortaya çıksa -ki çıkmıştır -bu yanlışı önlemenin yolu peygamberliği inkar etmek midir?
    Ahir zamanda Hz İsa'nın yeryüzüne ineceği hakkında Sahih-i Buhari ve Sahih- i Müslüm gibi pek çok hadis kitabı kitabında yer alır ve bu rivayetler sahihtir. Bu konuda Nisa Suresi 157- 158 -159 ayetini delil olarak sayabiliriz.
    Hz İsa'nın nüzulunde Kur'an-ı Kerim'e aykırı bir çelişki yoktur. Nitekim Hz. İsa peygamber olarak değil İslam şeriatı uygulacak biri olarak belirtilmiştir.
    Cin ve şeytan vardır. Cinlerin ve şeytanların ayrı bir dünyaları vardır ve biz bunu göremediğimiz için gaybi bir konudur Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şerifler bize anlatılan gayba inanmak iman etmemizi ister bu konuda ayet ve hadisler bize gerekli bilgiye en doğru şekilde verir.