Aşkın yanılsamadan ibaret kalışı da bundan herhalde; öyle çok anımsamalarla doluyuz ki, dönüp yaşadığımız âna bakmıyoruz, baksak da göremiyoruz zaten, yaşadığımız gün bile anımsamaların tozlu kıpırtıları arasında kalıyor. Bu yüzden aşk, belki anımsamaya dönüşüyor yalnızca, olguya değil. Anımsandığında kendini duyuran ama bir türlü yaşanmayan! Bizim Sarayköy’ümüz de geride hep, yaşanılan aşk değil, anımsama çünkü! Bu yüzden güçlüdür belki kent, ölüm gibi, bunu yaşayana, yaşanılana karşı sürekli duyurup yayan, aşksızlığın kampanasıyla bu duruma her an değer kazandıran!
“Günümüzde savaş, insanların iç dünyalarındadır; en büyük hedef, insanları iç dünyalarında yıkmaktır, yani bilimde, sanatta, eğitimde, kültürde yıkmaktır onları. Bu nedenle belki ben kendimi hep bir sığınakta hissediyorum, burada işte, düşman çünkü her an saldırı içinde, ben bir yandan İsmet İnönü Lisesi’nde eğitimimi sürdürüyorum, öte yandan bu sığınakta kendimi güvende hissediyorum.