Düşes, “Ya sanata ne diyorsun?” diye
sordu.
“Bir illettir.”
“Aşk?”
“Yanılsama.”
“Din?”
“İnancın yerini tutan günün modası.”
“Sen kuşkucusun.”
“Hiç de değil. Kuşkuculuk imanın
başlangıcıdır.”
“Ya nesin sen öyleyse?”
“Tanımlamak kısıtlamaktır.”
Kadınların
yeniden evlenmeleri ilk kocalarından nefret
ettikleri içindir. Erkeklerin yeniden
evlenmeleriyse ilk karılarına tapındıkları
içindir. Kadınlar şanslarını denemek uğruna
yaparlar bunu, erkeklerse şanslarını yitirmek
pahasına.
..Gözlerimizi, gece
karanlığında salt bizim keyfimiz için yeniden
biçimlendirilmiş bir dünyaya açabilmek için
çılgın bir arzuya kapılırız belki de:
her şeyin
yepyeni renk ve şekiller taşıdığı, değişmiş
olduğu, başka gizemler içerdiği bir dünya;
maziye içinde hemen hemen hiç yer vermeyen,
geçmişin bilinçli bir sorumluluk ve pişmanlık
tortusu bırakmadığı, sevinçli anıların hüsran,
tatlı anıların burukluk vermediği bir dünya.
..Öte yandan çeşitli ruhbilim
okullarının savları arasında seçim yapmak ne
kadar zordu! Ruh acaba günah evinin içinde
oturan bir gölge miydi? Yoksa beden mi aslında
ruhun içindeydi, Giardano Bruno’nun
düşündüğü gibi. Ruhun maddeden ayrılması da
bir sırdı, tıpkı ruhun maddeyle birleşmesinin
bir sır olduğu gibi.