"Aşk olmalı, güzelliğin öteki adı."
Nerede kiminle karşılaşsa hep aynı lafı duyuyordu birkaç aydır Celile.Herkes ,ne kadar güzel olduğundan dem vuruyordu.
Sonunda Zeynep'i kucağına verdiklerinde o minik, o kırılgan varlık kollarında nefes aldığında ilk hissettiği şey korkuydu:"Kızım da vakti geldiğinde aynı acıyı mı çekecek?" Kadınların hem doğa hem de insan toplulukları tarafından daha fazla acı çekmeye mahkum edilişini anlamıyordu.Büyük bir haksızlık vardı bu konuda, evrensel bir adaletsizlik, doğanın kendisinde. Toplumsal eşitsizliğin ötesinde doğa da böyle kurgulamıştı sanki,acı bir oyun gibi,her sahnesi işkence, her perdesi kan.Bebeği karnında taşımak,bulantılar,ağrılar; doğum sırasında atlatılan tehlikeler, sancılar;sonra emzirme, besleme,her ay katlanılan aybaşı ağrıları; ev işi yapma zorunluluğu; genellikle kadından üstün olduğuna inandırılan bir erkeğe katlanma,hatta ona kendini çok zeki hissettirme görevi; çapkınlığın erkekte marifet,kadında ahlaksızlık sayılması... Bütün bunlar Selim'in zihninde isyana sebep oluyordu.