Otomatik Portakal, “iyilik ve kötülük” kavramlarını, “şiddet, suç ve ceza” üçgeninde değerlendiren bir roman. Yazıldığı dönemi göz önüne alırsak, bir suçlunun devlet eliyle ıslah edilme biçimi ve bunun sonuçları üzerinden distopik bir gelecek atmosferi çizerek hicveden bir roman olduğunu söyleyebiliriz.
Antikahramanımız Alex, Eski Yunanca’da “Kanunsuz” anlamına gelen isminin hakkını vermekten geri kalmayan, üç kankası ile birlite geceleri sokaklarda terör estiren, şiddetin her türlüsünü üreten, on yaşında bir ergendir. Tabii aynı zamanda, içinde üç kankasının bulunduğu çetenin de lideri. Dim, Pete ve Georgie ile birlikte dizginlenemez şiddet arzularını; geceleri sokaklarda masum insanları dövüp yaralayarak, hırsızlık yaparak, ve kadınlara tecavüz ederek dindirirler. Çete lideri Alex, şiddet arzusunu Beethoven’ın 9. Senfonisi ile diri tutar. Çete, aralarında kendi ürettikleri, son derece kaba ve argo kelimelerden oluşan, Rusça kökenli “Nadsat” dilinde konuşur.
Bir süre sonra çete içinde yaşanan liderlik çatışması, Alex’in kodesi boylaması ile son bulur ve hikaye başlar.