• Bana güvenin Avrupanın bencil dediğiniz dünyası da o kadar karanlık değil. Siz Kafka’nın dünyasına bakmayın, o başka, umutsuzluk dünyası onun dünyası. Avrupa belki de onun karanlığına özeniyor. Korkmayalım, Avrupa kendi yaratmaya çalıştığı karanlığından çabuk bıkacak. Benim üzüldüğüm başka bir şey daha var, Dostoyevskiyi karanlık, hastalıklı buluyorlar. Ben demiyorum ki, insan hiç karanlığa, umutsuzluğa düşmez. Düşmez olur mu? Ama insanlığın mayası aydınlık ve umuttur. İnsanlığın mayasında güzel, aydınlık, pırıl pırıl, umut, gelecek türküleri söyleyen düş dünyaları kurmak var. Dostoyevskiye gelince, bu insanlığın yetiştirdiği en büyük umut, aydınlık dünyası kuran kişiye kim yaptı bu işi, onu, kabuğuna bakarak, karanlığın, hastalıkların türkücüsü kim yaptı, kim kandırdı insanlığı bu üstün düşçü üstüne. Bakın size söyleyeyim, Dostoyevski ne yapar biliyor musunuz, karanlığı yığar yığar karşımıza, bir karanlık duvarı örer önümüze, onun işi, hüneri bu, sonra o kurşun geçirmez karanlığın arkasından ışığı daha belirli, daha açık görürüz. Dostoyevskinin hüneri budur. Bence Dostoyevski, insanlığın en aydınlık yanlarından birisidir. Onun Kafka’larla, çağımızın karamsarlarıyla hiçbir ilişkisi yoktur.
  • 183 syf.
    Yer: Bursa Kitap Fuarı

    Eserle gözgöze geldiğimde hınca hınç dolu bir kitap fuarında, nefes alsam diğer kitap dostlarına borçlanacağım bir atmosferde âdeta ona doğru koştum :) Burası bir sahaf standıydı ve hevesle Samiha Ayverdi'nin başka eserleri var mı diye sordum.Zira kubbealtı neşriyat stand açmamıştı ve bende de okunmuş, yaprakları sararmış kitaplara karşı engel olamadığım bir tutku senelerdir varolagelmişti. Sonra sahaf "elimizde ki tek kitabı bu" dedi.Sessizlik oldu ve yan tarafta ki üç beş kişilik grup, 'abla o kitaba bakabilir miyiz?" dediler. Elbette dedim ve sahafın o yaklaştıkça sarhoş eden raflarına doğru âdeta kalabalığın hükmüyle sevkedildim :) Sonra koltuğumun altına biriken kitapları alıp sahafa doğru ilerledim ve ne kadar tuttuğunu sordum.O gruptan bir kardeşim eseri bana uzattı, teşekkür etti ve "bundan elinizde başka yok mu?" dedi.Olumsuz yanıt alınca, "eyvallah" dedi.Benim içime o düğüm atıldı bir kere, uyku uyuyamam :) Dedim ki bu eseri almaktan vazgeçtim ben siz buyrun.Epey sevindi ama bende bir iç burkuntusu ve lâkin biliyorum, insanın kâlbi içe doğru kırıldı mı, genişlediğinin resmidir. :) Avuntu mu? Hep birlikte sevinelim buyrun :)

    Tabiii bende arayışlar sürüyor, diğer sahafa doğru ağır aksak ilerleyen adımlar ve uzun bir arayıştan sonra tam üç eserine daha erişmiş bulunuyorum, içinde bu eserde mevcut. :)

    Konu açılmışken, Bursa'da ilk kez bir kitap fuarına katılıyorum fakât fuardan ziyâde kitap çarşısıydı.Daha evvel katıldığım fuarlarda, standa yaklaştıkça yakalandığım kâlp çarpıntısı yerini indirim kartonlarına ve 'ne veriyim abime' kıvamında sohbetlere bırakmıştı. :)

    Kitap fuarı bende yazarla sohbet imkânıdır. Hattâ bildiğim bir yazarsa, anında dostane bir yakınlık, aynı dilden konuşmaya dönüşen unutulmaz bir iletişim başlar. Bereket birlikte gittiğim ekip, bir kitapçıda bile elinize aldığınız her eser hakkında sizi az çok bilgilendirebilecek kadar okuyan, yürüyen fihristlerdi :) İstisnasız her yayınevinin standında alabilecek çok uygun, nokta atışı eserler buldular ve mutlaka edilecek birkaç cümleleri vardı :) Kalabalığın içinden inceden bir müzik yükselir de uğultuyu bastırır ya, bir keman o karmaşayı bir şiire çevirir, bunun gibi sohbetler pek çok yayınevinin ehilleriyle edildi, yazarsızlığımız yüksek oranda giderildi...

    Eser İle İlgili:

    Ve artık bu muhteşem eserle ilgili notlarıma geçeyim ki, ziyadesiyle vaktinizi aldım :)

    Arka kapakta şöyle diyordu;

    "Bilmem ki, aslında dost ve ikiz yaratılmış, şu birbirini tamamlayıcı madde ile mânânın ne diye arasını açar, açar da kimsenin edemeyeceği düşmanlığı kendimize ederiz? Bu âlemde, kendi kendinin cahili olana kendinden büyük düşman, kendi kendini bilene de kendinden sadık dost var mıdır?"

    Samiha Ayverdi, her cümlesiyle sizinle bir yazardan ziyâde, senelerdir görüştüğünüz, sizinle ilgili herşeye az çok şahit olmuş bir dostunuzmuş gibi yürekten konuşur. Çünkü insanlığının ve acziyetinin hudutlarını çok iyi bilir. Onca ilmi çalışmasına ve ömründen taşan tedrisatına rağmen, sizde sizi bulmak, varlığınızda bir izin ardına düşmek en büyük ümidi ve neşesidir.

    Eser, Samiha Anne'nin çocukluk ve ilk gençlik hatıralarını kendi diliyle okumanız için benzersiz bir başyapıt. Onun o dinmez vatan aşkının, iman hâkikâtlerine duyduğu derin muhabbetin köklerini, fikir ve sanat hayatına yön veren akisleriyle derinden kavrayabilmek için muazzam bir eser.

    Hafızasında yer tutan her anının onu götürdüğü manevi istikamet, evlatlarımız için okuduğumuz onlarca pedagoji kitabından çok daha kıymetli ve bunu öyle nefes alan bir dille anlatıyor ki, küçük Samiha'yı tarih sahnesinde âdeta seyre dalıyorsunuz...

    Eser aynı zamanda yakın tarihimizin hemen her safhasında yer tutan sosyal ve siyasi gelişmelerin kalem kalem işlendiği bir kaynak...

    Haremlik ve selamlık meclislerinin kurulduğu, kalabalık ailelerin yaşadığı bahçeli konakların huzur veren atmosferinden, trablus harbi, balkan harbi ve muhacirlerin üzüntü ve kaygı dolu öykülerine uzanan, Osmanlı'nın son dönemine ait sahih sahneler...

    Fakât bu küçük kızın daha o yıllarda tabiata ve kuşlara, doğanın her zerresine verdiği o müthiş anlam, sizi öyle derinden sarsıyor ki, içinize gerilmiş ağların, kronik çağın fıtratın neşesini unufak ettiği anların hezimetinden nefesiniz kesiliyor... Duyulacak onca güzelliğe çağın attığı kementleri, sürüklenen idrakinizi düşündükçe kederiniz artıyor...

    Asker bir babanın kızı olmak memleketin içten ve dıştan cereyan eden olaylarının en yakın tanığı olmak demektir, küçük Samiha'da payına düşen ızdırabı ve hüznü ziyadesiyle yaşamış ve bu fırtınalı günlerin eleminden ailesinin sonsuz feragatine ve metanetine tutunmuştur.

    Eserde beni adeta büyüleyen bir tespit vardı;

    Ayverdi, bir insanın yaratılışıyla ilgili mucizelere dikkat çekiyor ve diyor ki; Bütün bu çetin yolculuktan, nasıl ki idrakiyle, ruhuyla, bedeniyle, azalarıyla kusursuz 'insan' vücuda geliyorsa, öyle de binlerce insanın içinden çok çetin bir yolculuktan sonra, nefis ve kâlp büyük sınavlardan geçerek 'İnsan-ı Kamil' mertebesine erişir.

    Selamlık meclislerinin gittikçe yozlaşan çehresi, mazisine olan hürmetini yitirmiş, milletin bekasını düşünmeyen cahil münevverlerin varlığı, artık büyümüş ve idrak etmeye başlamış Samiha'nın ruhunu, milli ve manevi duyguların coşkunluğundan ayırmış, hazin günler başlamıştır...

    Peki yeniden doğrulmanın formülü neydi?

    "Hakk'ın namına, Hakk'ı tanımayanlara tanıtmaktı."

    Bu eser yalnız yakın tarihimize ışık tutmakla kalmıyor, günümüze de şifa olacak reçeteler sunuyor...

    Zerafetin dozunu artırmak dilerseniz, Kenan Rifai güfteleriyle hazırlanmış bu harikulâde konsere kulak verin derim;

    https://youtu.be/SPqR2EpsvD0

    Feyizli okumalar dilerim.

    Derin Saygımla...
  • Zayıflığımızı belli etmek istemediğimizde iyiyim deyip geçiştiririz ya öyle söylemişti,hatta ölecek durumda olsak bile iyiyim deriz, kabaca buna yiğitliğe bok sürmemek denir.
    Olayları böyle mantıksızca tersine çevirmek yalnızca insan türüne özgüdür.
  • İnsan ister zengin olsun, ister sefil bir yoksul, mizaç değişmiyor.
  • Böyle bir devlette öğretmen öğrencilerden çekinir, onların suyuna gider, öğrencilerse büyükleriyle olduğu gibi öğretmenleriyle de alay ederler. Her yerde gençler, yaşlılarla bir sayarlar kendilerini, sözde olsun, işte olsun yarışa girerler onlarla. Yaşlılar da gençlerin hoşuna gitmek için şakacı, eğlenceli olmaya çalışırlar. Asık yüzlü ve sert görünmemek için genç tavırları takınırlar.
  • Dostoyevski aydınlık anlatımlı, kolay okunan bir yazar belki ama aynı zamanda okurunu çok hırpalayan, onu yer yer döven, ona eli değdikçe dayak atan, onu elinden geldiğince ezen bir yazar. Onu okurken çok yorulduğumu görüyorum. Çok okumaktan gelen bir yorgunluk değil bu; yarattığı insanlarla birlikte yaşamaktan gelen bir yorgunluk.