Aslında o hıçkırıklar hiç sona ermedi; şimdi etrafımda hayat daha suskun olduğu için onları tekrar duyar oldum; tıpkı gündüzleri şehrin gürültüsünün tamamen bastırdığı için çalmadıklarını zannedebileceğimiz manastır çanlarının gecenin sessizliğinde tekrar çalmaya koyulmaları gibi.
"Göz kamaştırıcı güneşin aydınlattığı yazlar ya filmlerde ya da romanlarda olurdu. Gerçekte olanlarsa barut kokusuyla kaplanmış gazetelerin siyaset sayfalarını altlarına serip uyuyan, mütevazı küçük burjuvaların pazar günleridir..."