Bir gün dedeme çocuk aklımla "İnsan Allah'ı nasıl sevmeli dede, ne kadar sevmeli?" diye sordum.
"Nefesini tut" dedi bana. Anlamaz bir bakışla baktım de- deme. "Nefesini tut ve nefes alma" diye tekrarladı. "Peki..." dedim ve nefesimi tutmaya başladım. Saate bakmayı akıl etmemiştim ama sanırım otuz saniye kadar olmuştu ve artık zorlanmaya başlamıştım. Dedem nefesimi bırakacağı- mı anladığı an iki eliyle burnuma ve ağzıma yapıştı. Artık nefessiz kalmayı ben tercih etmiyordum. Nefesim tükenmişti, dedemin kocaman ellerinin arasında ağzım burnum tıkanmıştı, ne olduğunu anlamamıştım.
Nefes alamıyordum, ciğerlerim yanmaya başladı. Çok kötü oldum. Başımı kaldırdım sulanmaya yakın gözlerimle dedeme baktım. Sonunda dedem ellerini çekti. Bu yaşıma geldim ama hâlâ o gün yaşadığım o birkaç saniyedeki havasızlığı unutamıyorum. Hayatımdaki en derin nefesleri dedem ellerini yüzümden çektiği an aldım. Birkaç dakika sadece nefes alıp verdim.
"Dede..." dedim, yüzüm kıpkırmızı...
"Az önce nefessiz kaldığında, en çok neye ihtiyacın vardı?" diye sordu dedem.
"Ellerini yüzümden çekmene, nefes almaya yani, havaya."
"Peki, ne kadar ihtiyacın vardı havaya?"
"Dede, ölmek üzereydim baksana" dediğimde ancak çok sonra anlayıp kavrayabileceğim o cevabı verdi bana:
"İşte, Allah'a da o kadar ihtiyaç duymak ve o kadar sevmek gerekiyor oğlum..."