12 Eylül döneminin siyasi ve sosyolojik iklimini, işkencelerini, iftiralarını, hukuksuzluklarını ve cesur insanları birinci ağızdan anlatmasının yanında Yılmaz Güney'in Yol filminin çekim aşamasındaki bazı anılarını da anlatıyor Tarık Akan. Olanları hiçbir şekilde dramatize etmiyor, kendini kahramanlaştırmıyor örneğin ağladığı, korktuğu, ya da nefsine yenik düştüğü bir anı rahatça belirtiyor. "Ben hiç korkmadım, başım hep dikti, polise/askere başkaldırdım" gibi Tatar Ramazanvari bir mahpus hikayesi okumayacaksınız yani. O an ne yaşadıysa aynı gerçeklikle aktarmaya çalıştığını hissedebiliyorum. Belki de kitapla ilgili tek eleştirim cümlelerin çok basit olması, betimlemeleri de kelime kalabalıklığıyla yapmaya çalışması olabilir. Yine de bu anıları bir editörün ya da yazarın kaleminden edebi olarak kusursuz bir şekilde okumak yerine Tarık Akan'ın ağzından bu şekilde okumayı tercih ederim.