Saksıyı alıp en ufak titreşimde düşecek biçimde camın kenarına koymakla saksıyı alıp birine fırlatmak aynı şey değildir. Ne var ki, bazı bireylerin "cezai ihmalleri" kesinlikle suçla ilişkilidir ve İnsanları anlamanın anahtarlarından biridir. Kanunen "cezai ihmalin" bilinçli olarak istenmemiş olması hafifletici bir neden olarak görülür fakat bilinçsizce yapılan düşmanlığın da bilinçli yapılan düşmanlıkla aynı derecede kötülük taşıdığına şüphe yoktur.
Hans Christian Anderson'ın sirke kavanozu isimli hikayesinde balıkçı, yakaladığı balığı bırakır ve özgürlüğüne kavuşan balık milletini göstermek için tek dileğini gerçekleştireceğini söyler. Dileği gerçek olur. Ne var ki, balıkçının memnuniyetsiz, hırslı eşi balıkçının alçak gönüllü dileğini beğenmez ve önce kendini düşes yapmasını sonra kraliçe yapmasını ve son olarak da tanrı yapmasını ister. Balıkçıyı tekrar tekrar balığı yakalamaya yollar ve son dilek üstüne sinirlenen balık, balıkçıyı sonsuza dek terk eder.
Kibrin ve hırsın gelişiminin limiti yoktur.
İtalyan bir suç psikoloğu şöyle demiştir ; " İnsanın ideal tavrı belli bir dereceyi geçtiğinde, hayırseverliği ve insanlığı göze çarpar boyutlara geldiğinde, şüphelenmemiz gerekir."
Böylece insanların binlerce yıldır anladığı bir bakış açısına geliyoruz. İNCİL'DEKİ ünlü cümle Bu bakış açısını ifade etmektedir: "vermek almaktan daha kutsaldır." Bu sözlerin, insan doğasının geniş deneyimini ifadeleri üzerine düşünürsek anlatılmak istenen tavır ve ruh halini anlayabiliriz. Kendini telafi eden ve ruhsal uyum sağlayan, veren de Tanrıların hediyesi gibi Köksalan bu şey vermenin, hizmetin, yardımın ruhudur!