• Genç kızların en büyüğü 19 yaşındaki Gertraud Zuber'di. Uzun boylu, sarışın, mavi gözlü güzel bir Alman kızıydı. Rosenheim Lisesi'ni bir yıl önce başarıyla bitirmişti. Gertraud'un bir kız kardeşi vardı. Rosenheim'da NSDAP'nin * ileri gelenlerinden biri
    olan babası Rosenheim Lisesi'nde coğrafya öğretmeni, annesiyse ev kadınıydı. Kızların en küçüğü 17 yaşındaki Hayla Klubert'ti.
    Aralarında en konuşkanı, en şakacısı ve en işvelisi Hayla, Rosenheim Lisesi'nde öğrenciydi. Hayla, ailesinin tek kızıydı. Babası Almanya'nın ünlü ressamlarından Bay Klubert'ti. Üçüncü genç
    kız, arkadaşlannın Linda dediği, 17 yaşındaki Ermelinda Roth'du. Rosenheim Lisesi son sınıf öğrencisiydi. Ruzi'nin kızlarla ilişkisi
    son derece seviyeli ve kardeşçeydi.
    Tanışmalannın üstünden birkaç hafta geçmişti ki, Gertraud, Ruzi'yi anne babasıyla tanıştırmak için akşam yemeğine evlerine davet etti. Güzel bir akşam geçirdiler. Akşam yemekte çok şey konuşuldu. NSDAP üyesi Bay Zuber, genç adamın kültürüne ve
    zekasma hayran olmuştu. Zaten savaşın son yıllannda NSDAP ideolojisine inancı sarsıldığından, o akşam Ruzi'yi tanıyınca N azilerin "Ari ırk" teorilerinin saçmalığına iyice kanaat getirdi. Çünkü kar
    şısında hem Batı kültürünün inceliklerine hem de Doğu kültürüne vakıf biri vardı ve hem fikri hem de ahlaki olarak yaşıtı Alman genç erkeklerinden çok daha ileri ve bir o kadar da yakışıklıydı
  • 160 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Bu eser weimar anayasasına bir eleştiri niteliğindedir kendi içindeki çelişkilerden bahsederken bir yandan da genel hatlarıyla parlamenter sistemdeki kanuniliğin iktidar tarafından kolaylıkla elde edilebilceği şu sözlerle ifade eder "kanun koyucu yasama sürecinde istediğini yapar, yaptığı daima kanun olur ve daima hukuku yaratır. Böylece mutlak tarafsız değer ve nitelikle alakasız özden yoksun bir biçimselci-işlevselci kanunilik düşüncesinin önü açılmış oldu" (yazar, weimar cumhuriyeti, NSDAP hakkında ön araştırma yapılmasını nacizane tavsiye ederim )
  • Türk kökenli Alman yurttaşlarına karşı ayrımcılıktan endişe eden Türk büyükelçiliğini taleplerine uygun olarak 1936 nın başında Wilhelmstrasse ,Türklerin ırksal sınıflandırılmasıyla ilgili kesin bir karar alınmasını istedi
  • 128 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    Meşhur Nürnberg Mitingleri ve Adolf Hitler…

    Babası memur olmasını istedi,
    Hiç istemiyordu ama baskı vardı, denedi tutturamadı,
    Ressam olmak istedi, okul tarafından kabul görmedi,
    Çocukluğu sıkıntılıydı, gelecek vaat etmiyordu,
    Sokakta resim yaparak para kazanmaya denedi, üç beş kuruş kazandı,
    Bir gün meydanda eline bir broşür geldi,
    Siyasetle hiç bir ilgisi yoktu,
    Hiç bir parti hakkında bilgiye sahip değildi,
    Birden bir kalabalığın toplandığı yere yaklaştı,
    Birisi bir şeyler anlatıyordu, hafif bir kalabalık vardı, dinlemeye başladı,
    Sonra dikkatini çekti ve öğrenmeye karar verdi, bir kaç toplantıya gitti,
    Partiye üye oldu “Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi” (NSDAP),
    Anlatılanlara kulak verdi, ilgisi arttı,
    Hitabının kuvvetli olduğunu fark etti,
    Parti içerisinde bu özelliği keşfedildi ve meydanlarda Adolf konuşmaya başladı,
    Adolf artık Hitler olmaya başladı,
    Yeni başladığı serüvende biraz hızlı adım atıyordu,
    Ufak kalabalıklar çoğalıyor, destek artıyordu,
    Sonunda Parti'ye başkan seçilmesi gerektiğini söyledi, dalga geçtiler,
    Kesinlikle ciddiye alınmıyordu,
    Toplantılar da konuşmayı bırakınca dinleyen sayısı azaldı ve geri gelmesini istediler,
    Tek talebi vardı… Başkan seçilecekti,
    Seçildi, propagandası yeni düşüncelerle genişledi,
    Kitlelere fikirlerini söylemeye başladı,
    Az ama fena olmayan kalabalıklara konuşmalar yaptı,
    O hazzı aldı ve fitili ateşlemeye başlamıştı,
    Versay Antlaşması (VERSAILLES) Almanya’yı yok etmişti, en büyük kozu buydu,
    (Osmanlı ve Almanya aynı safta idi, Versay ne ise Sevr de o idi.)
    Ülke çok fakirdi ve işsizlik yüksekti,
    Bunu kullanmaya çalıştı ve manifestolar geliştirdi,
    Antlaşmayı imzalayanları hiç affetmedi ve hainler diye defalarca deklare etti,
    Önceki yönetimin basiretsizliklerini ve Alman ırkını soktukları durumu her konuşmada kullandı,
    Zamanında “Birahane Darbesi” ni denedi; bundan yıllar sonra bu darbe girişimini iyi kullanacak ve kutsal bir anlam katacaktı,
    Mussolini’yi örnek almıştı ama onun gibi başaramadı, darbe ile gelememişti,
    Tutuklandı içeri atıldı,
    Kendisine sempati duyan siyasiler ve üst tabaka sayesinde az bir ceza aldı,
    Kavgam kitabını yazdı,
    Yıllar Sonra Churchill Kavgam'ı baştan okusaydık, bunlar başımıza gelmezdi diyecekti,
    Partinin başına tekrar geçti, bu sefer hedef yükseltti ve seçimle gelmek için tüm çabaları göstermeye başladı, gizli örgütler ve teşkilatlar kurdu,
    Yanlış hatırlamıyorsam üç seçim sonunda yüksek oy aldı ama iktidarı alamadı, istenmeye istenmeye Paul von Hindenburg tarafından şansölye seçildi. Seçildikten sonraki ilk konuşması https://www.youtube.com/...amp;bpctr=1531179062

    Yetmezdi,
    Hindenburg öldü ve Şansölye makamını Cumhurbaşkanlığı ile birleştirdi. Ve III. Reich yani Führer Adolf Hitler doğdu. O artık Heil Hitler’di..! Naziler şimdi tüm gücü eline almıştı…

    Yaptığı o ihtişamlı meşhur Nürnberg Mitinglerinde Almanları kendine hayran bıraktı ve her söylediği destek aldı.

    Konuşmalarda ki vücut dili herkesi mest ediyordu. O kadar uzun konuşmalar yapıyordu ki, sesi kısılmasın diye bazı konuşmalarını “Heinrich Himmler”, “Joseph Goebbels” gibi önemli Nazi figürlerine yaptırıyordu.

    Kitap içeriğinde yıllar süren bu miting ve konuşmaların belirli kısımları var. Hitler’in yıllarca söylediği bütün her şeyi bir iki gün içinde okuyunca tabi ki her şey daha derli toplu oluyor. Geliyorum diyen şey kendini belli ediyor. Aralıklarla geldiğinde, tek bir konuşma gibi duruyor. Yalnız birleştirildiğinde her şey anlam kazanıyor. Barışçıl bir yol izleyeceğini öne sürerken, birden işin rengi işgaller ile değişiyor.

    Nürnberg Mitinglerinde yaptığı konuşmaların derlendiği kısa bir video. Konuşmalar kitapta da var. https://www.youtube.com/...amp;bpctr=1531181941

    Şimdi, genelde önünüze çıkan şudur; Adolf Hitler ve Naziler insanlığa hakarettir, Yahudileri ve bir çok insanı gaz odalarında, toplama kamplarında katletmiştir. Milyonlarca insan onlar yüzünden ölmüş, açlık, sefalet içinde yaşamış, hayatları mahvolmuştur. Evet bunların hepsi olmuştur ve daha fazlası...

    Peki soruyorum o zaman ve bu soruların bazılarını kendi ülkemiz için de kendiniz sorun;

    Alman Halkının hiç mi suçu yoktur? Hitler seçimle gelmedi mi?

    Alman Halkı içindeki öfkeyi onun sayesinde kusmuştu, onlar suçsuz muydu?

    Yahudiler, toplu katliamlara uğradılar. Peki Yahudiler ne yapmıştı da Hitler bu kadar kinliydi, hiç araştırdınız mı? Dünya da ki Yahudi topluluklarının, ülkelerin içine yerleştikten sonra, yerli halkın işçi, kendilerinin patron olduğuna hiç bakmadınız mı? Yahudilerin birlik ve beraberliği hakkında bilginiz var mı?

    Gelelim Fransa, İngiltere gibi ülkelere. O kadar mağduru oynadılar ki, soralım o zaman. Efendim, madem o kadar masumsunuz, Çanakkale de ne işiniz vardı? İstanbul da ne işiniz vardı? Churchill’e soralım, Avrupa da ki insan insandı da Osmanlı topraklarında yaşayanlar insan değil miydi? Orduları neden yığdınız bu toprakların her bir köşesine?

    Hitlerin İngiltere de işi yoktuysa, sizin İstanbul’da ne işiniz vardı?

    Fransız General, Beyoğlu’nda atı ile gövde gösterisi yaparken, padişahı tahtan indirin ben oturacağım derken ve işgali kutlarken normaldi de, Hitler Fransa’yı alıp Eyfel Kulesi’nde fotoğraf çektirdiği için mi suçlu oldu?

    Bakınız, Tarih yanlış yorumlanır ve yanlış sorular sorulursa farklı, doğru sorular sorulursa farklı sonuçlar doğurur.
    Hitler’in yaptığı kıyımı ya da işgalleri haklı bulmak tabi ki insanlığa ve yaşama hakarettir. Yalnız I.Dünya Savaşı galiplerinin mağlup devletlere imzalattığı ve dayattığı antlaşmalar normal miydi? Devletleri, insanları köşeye sıkıştırıp, ellerinde ne varsa almaya çalışmaları normal miydi? Kendilerine bağımlı yapıp, kendi kişisel hak ve özgürlüklerinden mahrum edilmeleri normal miydi?

    Hitler ve Nazi Almanya’sının dünya ya tekrarlanmayacak dersler verdiği sanılmıştır ama vermemiştir. Bakınız hala aynı tip liderler ve söylemler devam etmektedir. Sadece haberleşme o kadar yaygın ki, ne yapsalar ortaya çıkıyor ve gizli yapmaya çalıştıkları da göz önüne seriliyor. O yüzden o kadar ileri gidemiyorlar. Sadece demeçlerde ve bir kaç denemede kalıyor. Ama bir gün kalmayacak…

    Versay Hitler’i, Sevr Mustafa Kemal Atatürk’ü ortaya çıkarmıştır diyebiliriz. Şimdi, Gazi; Yurtta Sulh, Dünya’da Sulh” ilkesini savunurken ve “gerekmedikçe, savaşlar KATLİAM”dır derken, bir diğeri ise, yani Hitler; “Ben savaş istiyorum. Benim için her türlü vasıta doğru olacaktır. Benim sloganım "ne yaparsan yap, düşmanı rahatsız et" değildir. Benim sloganım şudur: "Bir şekilde onu yok et!". Ben bu savaşı sürdürecek insanım!” demiştir.

    Kitap içeriğinde ki konuşmaları yavaş yavaş ve anlayarak okuyunuz. Ben geliyorum diyen tehlikenin, gelmeden önceki halini kesinlikle iyi anlayın. Anlayın ki, iktidar olanın sizin iyiliğiniz için mi, yoksa sizi kullanıp kendi keyfi ve güç gösterisi için mi hareket ettiğini anlayın.

    Sub Yayınlarına teşekkürlerimi sunuyorum, birçok yayımlanmayan kıyıda köşede kalmış kitapları yayınlıyorlar. Ve yayının geçmişine ve nasıl ortaya çıktığına da bir göz atın derim.

    https://www.youtube.com/...amp;bpctr=1531181018

    Okuyun ve çözümleyin. İyi okumalar.
  • 1)Baron Rudolf von Serbottendorf_Thule (kurucu ve üstat )
    2)Guido Von List (ideoloji_üstat )
    3)prof.dr Karl Houshofer _emekli tüm general /münih üniversitesi profesörü
    4)Dietrich Eckart_Gazeteci ve yazar
    5)Adolf Hitler _Almanya başbakanı (3.Reich Fuhreri)
    6)Alfred Rosenberg _yüksek mühendis (Reich bakanı )
    7)Rudolf Hess _Hitlerin danışmanı (Reich savunma bakanı )
    8)Hermann Goering _Reich maresali ve SS generali
    9)Heinrich Himmler_ReichführerSS ve Reich bakanı
    10) Trebitsch Lincoln_ Okülist ve Himalaya kaşifi
    11)Franz Günter _Münih emniyet müdürü
  • 202 syf.
    ·Puan vermedi
    İtalyan komünist Palmiro Togliatti'nin 1935 yılı, Moskova Lenin Okulunda verdiği ders, Komünist Enternasyonal'in 13. Genişletilmiş Yürütme Kurulu toplantısında yapılan faşizm tanımı ile başlıyor: "Faşizm, finans kapitalin en gerici, en şoven, en emparyalist öğelerinin teröre dayalı açık diktatörlüğüdür. Pekiyi bu sözü edilen zümre kimdir? Birinci cihan harbi hitamında kenara itilmiş, küskün bir küçük burjuva var idi. İşte faşizmin çekirdeğini bunlar oluşturdu. Tıpkı Almanya'da savaş artıklarınca kurulmuş NSDAP gibi. Tabii o yıllarda moda öyle lakin faşizm, Dimitrov yoldaşın da ifade ettiği üzere her yerde farklı şekilde zuhur eder, bu farklı şekilde güç kazanan faşistlerin ortak ise yanları amele sınıfını baskı altına alıp küçük burjuvanın tahakkümü neticesi pis bir kapitalist sistemi meydana getirmektir. Bunun için de ekseriyetle milliyetçilik yahut daha enternasyonal bir çeşidi olan mezhepcilik, dindarlık gibi yollara tevessül ederler. Burada maksatları yığınları kontrol etmektir. Togliatti evvela bu tabloyu gözler önüne sermiş ve de İtalyan faşist hareketini titizlikle incelemiş. Faşist partiyi, sendikaları, askeri örgütleri, gençlik örgütlerini, kültürel toplulukları anlatırken, faşizmin temel maksadına dikkat çekmiş. Ve kapitalizmi aşmak gayesi güttüğünü iddia eden faşist hareketin açmazlarını bunalımlarını anlatmış lakin bu anlattıkları bana göre dersin can alıcı noktaları değil. Dersin can alıcı noktası Togliatti'nin faşizmle mücadelede gösterdiği ilginç yolda. Ona göre çözüm, faşist kitle örgütlerine öcü gibi bakmak yerine, komünistlerin bu örgütlere sızarak, bu örgütler içerisindeki hoşnutsuzları örgütleyerek faşistler aleyhine bir örgütlenme yaratmak. Zira Togliatti'ye göre, pek çok insan bu yığın örgütlerine mecburen katılmakta ve ciddi bir muhalefet oluşması halinde faşizm aleyhine dönebilecek potansiyelde.Bu hakikaten oldukça rasyonel bir mücadele tarzı lakin komünistlerden kendisine eleştiri gelmiş olacak ki, dersin bir kısmında alaycı bir şekilde şöyle diyor: "bizler inzivaya çekilebilir, bir ormana gidip orada komünizme tapınabilirdik" Togliatti'nin bu çıkışı oldukça güzel zira ezilen muhalefetlerin sıklıkla yaptıkları şey bir ormana gidip ideolojilerine tapınmaktır. O halde ne yapmalı? Komünistler, muhaliflerinin arasına sızmalı ve hoşnutsuz yığınları kendi safına çekerek mücadeleye kazandırmalı. Kitabı bitirip, bu güzel bilgiyi edindikten sonra biraz düşündüm. Bir solcu olarak kitaptan bir sonuç çıkarma dürtüsü ile şu kanaate vardım: başta Türkiye komünistleri olmak üzere tüm dünya komünistleri faşizme karşı omuz omuza durmalı, ve nerede bir faşist varsa onu faşizme karşı bacak omuza yapmalı idi. Bu çıkarımı yaptığım esnada acı hakikati hatırladım. Ne Türkiy'de ne de dünyada komünist falan kalmamıştı. Faşizm ise burjuva demokrasisi görüntüsü altına bürünerek, bütün işçi sınıfı üzerinde tahakkumunu kurmuş, işçi sınıfını inim inim inletmekteydi. Heyhat Faşistlerden hesap soracak yok mola derken aklıma o geldi.

    Kim Jong Un yoktu
    Faşistler çoktu
    Kim Jon Un geldi
    Faşistleri yendi

    Neyse bu kadar saçmalık yeter, gerek kitabı okumam gerek bu incelemeyi yazmam her şey gibi oldukça saçma lakin insan hayatta bir şeylerle meşgul olmalı.
  • İyi eğitim almış veya politik biri değildi ama hiçbir şey olmasa bile, adaleti takdir eden bir adamdı. Bir defasında bir Yahudi hayatını kurtarmıştı ve bunu unutamıyordu. İnsanlara bu şekilde düşmanlık besleyen bir partiye (NSDAP) katılamazdı. Ayrıca, tıpkı Alex Steiner gibi, en sadık müşterilerinden bazıları Yahudi'ydi. Birçok Yahudi'nin inandığı gibi, o da bu nefretin uzun sürmeyeceğine ve Hitler'i desteklememenin bilinçli bir karar olduğuna inanıyordu; birçok açıdan felaketle sonuçlanacak bir karar olduğuna.
    Markus Zusak
    Sayfa 192 - martı