Kamelyalı Kadın hakkında yorumuma, Alexandre Dumas fils’un, kendi ismini taşıyan babasından edebi anlamda izler taşıdığını söyleyerek başlamak isterim. Alexandre Dumas’dan el almış demek pek de abartı olmaz sanırım.
Kitap, bir karakterin uzaktan tanıdığı ve “yosma” olarak adlandırılan bir kadının evinin satışına gitmesiyle başlıyor. Daha sonra anlıyoruz ki bu karakter aslında bir anlatıcı; olayları bizzat yaşamıyor, bize aktarıyor. Asıl hikâyeyi yaşayan kişi, yaşadıklarını ona anlatıyor ve biz de bu hikâyeyi onun kaleminden okuyoruz. Üstelik yazarın bu karakteri kendisi olarak yansıtması, esere ayrı bir gerçeklik hissi katıyor. Kurmaca mı, gerçek mi emin olamıyorsunuz.
Yosma bir kadın olan Marguerite ile genç bir avukat olan Armand’ın aşkının, toplumsal baskılar karşısında nasıl şekillendiğini okumak oldukça etkileyiciydi. Hasta bir kadın olan Marguerite’nin yaptığı fedakârlıklar, yaşadığı hayatın zorlukları ve aşkın bazen kavuşmak değil, vazgeçmek olduğunu göstermesi insanı derinden etkiliyor. Bunun yanında Armand’ın gelgitli ruh hâli; aşkın, kıskançlığın ve gururun insanı sürükleyebileceği noktaları tüm gerçekliğiyle yansıtıyor.
Bazı betimlemeler o kadar güçlü ki, etkisinden çıkamayarak kitabı zaman zaman elimden bırakmak zorunda kaldım.
Bence keyifle okunabilecek, duygusal yoğunluğu yüksek bir klasik.
İyi okumalar.