Bazı şehirler yalnızca bir yer değildir; aynı zamanda zamanın katmanlara dönüşmüş hâlidir. Myra, yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlerin izlerini taşıyarak katmanlaşmış bir kenttir.
Likya döneminde kayalık yamaçlara oyulan anıtsal mezarlar, Roma tiyatrosu ve Bizans yapıları bu yerleşimin dokusuna yeni katmanlar ekledi. Her dönem Myra’nın taşlarında iz bıraktı ve kent zamanla bugünkü formunu kazandı.
Bizans’tan sonra kent, limanı Andriake’nin nehirlerin taşıdığı alüvyonla dolmasıyla denizle bağlantısını kaybetti. Ticaretin gerilemesiyle önemini yitiren yerleşim zamanla terk edildi; ardından alüvyon kentin çevresini örtmeye başladı. Myra, yıkılmaktan çok terk edilerek kısmen toprağın altında kaldı.
Bugün ise bu kadim şehrin zamanına yeni bir katman daha ekleniyor: hayal edilen gelecek.
Antik mimarinin ritmi, akışkan geometriler ve ileri teknolojilerle yeniden yorumlanıyor. Bir zamanlar ölüler için oyulmuş kaya mezarları, geleceğin yaşam alanlarına dönüşüyor. Kayaya oyulmuş cepheler yeni strüktürlerle genişliyor; teraslı yapılar, ışıkla dolu avlular ve doğayla iç içe yaşam alanları antik kayalıkların içinde yeni bir kent fikrini ortaya çıkarıyor.
TIMELESSAI bu sayıda, Myra’nın yalnızca geçmişine değil, olası geleceğine de bakıyor. Çünkü şehirler yalnızca geçmişin izlerinden ibaret değildir; aynı zamanda henüz yazılmamış zamanların da taşıyıcılarıdır.
Bir zamanlar ölülerin şehri olarak bilinen Myra,
gelecekte kimin şehri olacak?
Ve bugün yaşayan bizler,
bu kadim şehrin zamanına nasıl bir iz bırakacağız?