"Ne yazık ki insan hep kaybettiğinde anlıyor bir şeylerin kıymetini. Çünkü kaybetmek bir boşluğu getiriyor beraberinde. Dipsiz olduğu kadar acımasız da davranıyor. Kimisi tecrübe diyor kaybettiklerine, kimisi bir avuç hatıra olarak bırakıyor ömrüne. Oysa acıların ne tecrübesi ne hatırı kalıyor. Bir avuç üzüntü ve birkaç keşke bırakıyor geriye. Ne tuhaf değil mi? Keşkelerin ardına sığınmak... Ne saatler bekletilmeli ne günler ne de aylar. Korkmamalı insan yaptıklarından ve yapacaklarından."
️ "Çünkü düşler gerçekleşmesi zor olduğu için değil, düş kuracak kişinin atamadığı o cesaret dolu adımla imkânsızlaşır. O yüzden düş kurmaktan korkmayın. Her seferinde düşüp yeniden ayağa kalkmalısınız."
#İçimdekiDünya
Merhaba kitap severler bugün size Anıl Baruç'un kaleminden çıkan ve okurken sizi hep sorgulatacak hem de ters köşeye düşürecek bir 5 kitaplık bir serinin ilk eseri ile geldim.
Kitabımız daha küçük olan Ayaz'ın okulun son gününün ardından annesinin uzun zamandır istediği tatil yolculuğuna çıkmaları ile başlıyor. Ancak bu yolculuk daha tatil yerine varamadan yaşanan bir kaza sonucu hüsran ile sonuçlanıyor.
Ayaz bu kazada anne ve babasını kaybetmesinin yanı sıra psikolojik olarak etkilendiği için konuşamıyor ve yürüyemiyor. İçine hapsolduğu yalnızlığını, yaşadığı psikolojik çöküşü okurken kitabın adını da hissediyoruz ve Ayaz'ın içindeki dünyayı okumaya başlıyoruz. Dünyasında ise tek yoldaşları domuz peluşu ve onunla ilgilenen Gülay hemşire.
Hastanedeki anlarını okurken kitap bizi 25 yıl sonrasına götürüyor ve orada iyi bir istihbaratçı olan Ayaz ve daha fazlası ile karşılaşıyoruz. İşinde iyi olan Ayaz'a zorlu bir görev veriliyor ve bu görev bizi kod adı Leke, Beyaz ve Cellat olan kişilere götürüyor.
️ Sizce bu kişilerin Ayaz ile olan ilişkisi nedir? Kitabın sonunda bizi neler bekliyor? Merak ediyorsanız okumanızı tavsiye ederim.