İnsanın hayatı tanımadığı ne çok kişiyle çarpışıyor aslında. Ya da tanıdığı ama anımsamadığı. Kaderin ince iplikleriyle birbirine bağlı çiçekler gibiyiz.
Ben bu insanların içinden neler geçtiğini, benim için neler düşündüklerini görüyorum adeta. Gözlerinde yanıp sönüveren her parıltıdan bir şeyler çıkarıyorum; bazen yanaklarına kan hücum ediyor, kızarıyorlar; bir başka sefer başka tarafa bakıyormuş gibi yapıyor, yandan doğru beni göz hapsine alıyorlar. Bense oturuyor, bütün bunlara dikkat ediyorum; içlerini görüyorum, ruhu bile duymuyor hiçbirinin.
"Bazı hikâyeler okunmaz, yaşanır."
Kaan Murat Yanık'ın Uzakların Şarkısı tam da böyle bir roman. Kitabı bitirdiğimde olaylardan çok hisler aklımda kaldı. Çünkü bu eser, klasik anlamda
"Nasıl bir şey aşk?"
"Aşk, seni bir taş yapıp kuyuya atan kuvvet. Ne kuyunun dibini biliyorsun, ne de neden oraya atıldığını. Bildiğin tek şey, uçsuz bir karanlığın içinde nereye çarpacağını bilmeden, son sürat düşüyor olduğun..."