Onur Gündoğdu, bir alıntı ekledi.
29 Nis 22:31 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Bir camekânda yaşamak kusursuz bir devrimci erdemdir."

Vitrinde Yaşamak, Nurdan Gürbilek (Sayfa 28 - Metis yayınları)Vitrinde Yaşamak, Nurdan Gürbilek (Sayfa 28 - Metis yayınları)
Hakan Özer, bir alıntı ekledi.
27 Nis 22:43 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

En iyisi biz uzaktan değil, yakından; lanetli ötekinden değil, kendimizden; en yakınımızdaki taşradan, kendi taşralaştırılmış yanlarımızdan yola çıkalım. Karanlık günler yaşıyoruz yaşamasına, ama baktığımız her yerde hep karanlığı, hep kötüyü görme isteğimizde yalnızca karanlığa bakma cesareti değil, aynı zamanda başka hiçbir şeyden o kadar zevk alamıyor olduğumuz gerçeği de var. Işığını bizden esirgemiş bir dünyada yalnızca kötü şeyleri görme isteği. Şimdi düşünüyorum da bana bu toplumun giderilmez defosundan, iflah olmaz bir haset toplumu olduğumuzdan söz eden arkadaşım aslında pek de kederli görünmüyordu. Gazete küpürlerinden, orda burda çıkmış yazılardan, defolardan oluşmuş bir kötülük arşivi yaptığını anlatırken baktım, gözleri ışıl ışıl parlıyordu.

Bursa'daki gazino önemliydi bence. Yaldızı dökülmüş nesneler, defolu mallar, sakil içerikler görmek için gidiyoruz oraya. Bir zamanlar şu ya da bu biçimde imrendiğimiz parıltının lekelenerek kazanılmış olduğunu görmek insanı rahatlatıyor: İmrenilecek hiçbir şey yok orada. Bugün piyasanın başlangıçta olduğu gibi ışıltılı nesneleri, pırıltılı malları, göz kamaştıran bir yaldızı değil, düşkün ve sakil olanı seyirlik kılmasının bir nedeni de bu bence. Vaadin koskoca bir sınırdan yapıldığı, uzun süre kuyrukta bekleyip sıra bize geldiğinde dükkânın çoktan kapanmış olduğu ortaya çıkarsa, insanın gözü tek bir şeyi arıyor pazarda: Yaldızı bozulmuş boktan dünya. Orhan Gencebay'ın bir zamanlar mahşeri bir anlam yüklediği "Batsın Bu Dünya"nın bugünün dünyasında, böyle bakıldığında kazanacağı yegâne dünyevi yorum da bu işte.

Taşrayı anlayacaksak önce buradan; haksızlığı görmezden gelerek yarattığımız derin taşradan değil, bir kez daha kültürün dışına ittiğimiz uzak taşradan değil, hiçbirimizin yabancısı olmadığı yakın taşradan, her türlü iyilik imkânını olduğu kadar iyileştirme çabasını da görmemizi engelleyen, her yerde hep bir defo bulmakta ısrar eden bu daha tanıdık taşradan başlamakta yarar var.

Kötü Çocuk Türk, Nurdan Gürbilek (Sayfa 139 - Yakın Taşra)Kötü Çocuk Türk, Nurdan Gürbilek (Sayfa 139 - Yakın Taşra)
Hakan Özer, bir alıntı ekledi.
27 Nis 22:32 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Kapitalizm yalnızca sermaye değil, herkesin kendini başka herkesle kıyaslamaya zorlandığı bir toplumsal sahnede sayısız arzu, istek, hayal de biriktirdi, bunu biliyoruz. Bütün bu isteklerin o sahnede sanki tatmin edilebilirmiş gibi göründüğünü, kapitalist pazarın kendini sınırsız bir imkânlar dünyası olarak, gücünü yasaktan alan bir baba gibi değil, tüm çocuklarına istedikleri her şeyi verebilecek cömert bir anneymiş gibi sunduğunu da biliyoruz. Pazarda dolaşan imgeyi, reklam imgesini başka imgelerden ayıran, ona gücünü veren de bu. Bize daha önce yaşadığımız bir hazzı, tadına doyamadığımız bir yemeği, ışıltısından nasibimizi aldığımız bir nesneyi hatırlatmıyor o. Hatırlatsa bile, esas gücü bu değil. O sırada bizde arzu uyandıran, daha önce tattığımız bir şeyi yeniden tatmak, bir kez daha sevilen bir bedene dokunmak, bir kez daha iyi ve korunaklı bir dünyada yaşamak değil. Bir zamanlar doyurulmuş olduğu için unutamadığımız şeylerden çok, zamanında doyurulmamış olduğu için hiçbir zaman doyurulamayacak olan, belki de zaten doyurulamaz olan yanlarımızı harekete geçirir o imge. Bu dünyada bir zamanlar nasibimizi aldığımız, sonra her nasılsa elimizden alınmış olandan çok, bir türlü nasibimizi alamadığımıza seslenir. Pazarın vaadi daima oraya, her türden isteği anında bir sürüklenişe, eldeki her şeyi sönük bir taşraya dönüştüren o eksiğe yönelir: Beni al, kapansın boşluk.

Boşluğun kapanmadığını, pazarda göz kamaştıran nesnenin elimize geçtiği an bayağı, sıradan bir nesneye dönüştüğünü herkes kendi hayatından gayet iyi bilir. Pazarın vaadi daima taşraya yöneliktir. Ya da tersinden söyleyelim: Taşrayı taşra yapan da aslında bu vaaddir. Taşra denince illa uzaktaki kırı, ücra toprakları, ıssız bölgeleri, medeniyetten nasibini alamamış insanları değil; merkezden yayılan güçlü ışığın sırf daha güçlü diye bir anda sönükleştirdiği her şeyi, ışığın hem cezbedip hem imkânsız bıraktığı, kendi gözümüzde bile köhne ve yavan kılınmış yanımızı, kendi imkânsız taraflarımızı da düşünelim. Vaad hep o eksiği uyarır; eksikten daima daha büyük bir eksik yaratır. Yokluktan varlığa, sönük bir hayattan sahne ışıklarına, imkânsızlıktan imkânlılığa yükselen yıldızlar, yapıp ettiklerinden de çok, gerçek hayat hikâyeleriyle arzunun engel tanımadığını, imkânların herkes için aynı ölçüde geçerli olduğunu, eksiğin eninde sonunda giderilebileceğini söyledikleri için bu vaadin en kıymetli kültürel simgeleridirler daima.

Kötü Çocuk Türk, Nurdan Gürbilek (Sayfa 136 - Yakın Taşra)Kötü Çocuk Türk, Nurdan Gürbilek (Sayfa 136 - Yakın Taşra)
Hakan Özer, bir alıntı ekledi.
27 Nis 22:19 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Ekran başında çoğu zaman daha iyi bir şeyler değil, daha kötü bir şeyler ararken; bize düpedüz kötü, berbat, sakil gelen görüntüleri üst üste seyrederken alttan alta bize keyif veren ne? Gazete sayfalarında çoğu zaman iyi bir haber, dergi sayfalarında iyi bir yazı falan değil, kötü kötü şeyler okumak, birinin daha açık verdiğini, arıza yaptığını, hep hatayı, hep defoyu görmek bize neden zevk veriyor? Daha da önemlisi, neden düşkünlüğü seyirlik kılan, bunu kültürün öyle kıyıda kalmış bir öğesi değil, düpedüz ana eğilimlerinden biri haline getiren bir sektör var ortada?
(...)
Anlamak çok da zor değil. Çocukken arkadaşımızın bize elletmediği parıltılı oyuncağın nihayet bozulduğunu, yaldızlarının pul pul döküldüğünü, alttaki plastik iskeletin öylece sırıttığını gördüğümüzde biz de benzer şeyler hissetmişizdir. Ahlaki ilkelerimizden artık pek emin olmadığımız bir anda hâlâ dürüst olmakta direnen birinin aslında yıllardır rüşvet yediğini öğrendiğimizde, güzel yazılmış bir kitabın çalıntı olduğu ortaya çıktığında, bir cümlenin tam da doğruyu dile getirecekken gözden kaçmış bir sözcük hatasıyla devrilip gittiğini gördüğümüzde içimizde birden çakan sevinç. Apaçık bir rahatlama var orada: Hayran olmamız beklenen parlak cisim nihayet boktan çıkmıştır

Kötü Çocuk Türk, Nurdan Gürbilek (Sayfa 135 - Yakın Taşra)Kötü Çocuk Türk, Nurdan Gürbilek (Sayfa 135 - Yakın Taşra)
Hakan Özer, bir alıntı ekledi.
27 Nis 22:02 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Oğuz Atay'ın Tehlikeli Oyunlar'ını hatırlayalım. Tehlikeli Oyunlar, "Aklın Kurallarına Karşı Öfkenin Savaşı", "Batı Aklına Karşı Doğu Duygusu", "İnsanlardan Hesap Soruyorum" gibi melodramların yazarı, "duygulu ve romantik insan" Hikmet'in aynı anda hem Batı'nın derinliğini sezmiş "soğuk İngiliz Bilge"yle, hem "Garbın ilk nazarda inkârı gayrı kabil fikriyatına karşı bizim hakiki kıymetlerimiz"i savunan Mütercim Arifle, "kibar aile çocuklarına çamur atan mahalle çocuklarıyla, "yurttan sesler"le dolup taşan, birbiriyle uyuşamayacak bir sürü farklı Hikmet'ten oluşmuş arızalı bilincinin hikâyesidir. Hüsamettin Albayım'la bitmek bilmez diyaloglarından birinde, Albayım'a şunları söyler Hikmet: "Dün gece rüyamda bu Hikmetler kalabalığını ilk defa açıkça gördüm. Sonra, bir ansiklopedi yazmayı düşündüm." Albay, "Ansiklopedi mi?" dedi, "Ne ansiklopedisi?" "Bayağı ansiklopedi işte, Hikmet Ansiklopedisi." "Nasıl Hikmet?" "Bildiğimiz Hikmet canım." Durdu, "Öyle ya," dedi, "Birçok Hikmet vardı değil mi? Hangisini yazacaklar?" "Kim yazacak?" dedi albay. "Önce ben yazacaktım, sonra da başkaları. Birbirimizden habersiz çalışacaktık. Geri kalmış bir ülke insanının iç dünyası olamaz diye vazgeçtiler." Hüsamettin Bey sabırsızlanmaya başlamıştı: "Kimler?” "İngilizler," dedi Hikmet zayıf bir sesle.

"Geri kalmış ülke insanının iç dünyası olamaz." Oğuz Atay'ın ironisinin kuvveti bence bu cümlenin hem doğru hem de elbette yanlış olmasından kaynaklanır. Atay'ın Türk edebiyatındaki tekilliği de acıyı, kızgınlığı, yetersizlik duygusunu, oyuna getirilmiş olmayı, sahneye soytarı rolünde, uşak rolünde çıkarılmış olmayı, var olduğundan tabii ki emin olduğumuz bu devasa malzemeyi, ister istemez dokunaklı, acıklı ve gülünç olan bu ruhsal malzemeyi hem Doğululuğa seslenen bir mağdur romantizmiyle hem de doğrudan taklit sorunuyla, gecikmişlikle, yapaylıkla boğuşarak yazmış olmasından gelir. Karikatür gerçek hayatta değilse de kağıt üstünde içerilmiş ve aşılmıştır. İç dünya ancak kendi boşluğunu, kendi bağımlılığını, kendi kökensel arızasını görebildiği an iç dünya olur. Bir orijinallikten söz edilebilecekse eğer, kökendeki yamukluğa; romanı da okuru da eleştirmeni de çoktan biçimlendirmiş olan kaçınılmaz arızaya bakabilmekten geçiyor yolu. Oğuz Atay özgünse eğer, bu yüzden özgün.

Kötü Çocuk Türk, Nurdan Gürbilek (Sayfa 131 - Orijinal Türk Ruhu, VI)Kötü Çocuk Türk, Nurdan Gürbilek (Sayfa 131 - Orijinal Türk Ruhu, VI)
Arzela, bir alıntı ekledi.
26 Nis 21:36

Aylak Adam'ı düşünün: Hiçbir şey tam zamanında olmaz orada; ya erken gidilmiştir ya geç kalınmıştır, bırakın kavuşmayı bir türlü buluşamaz C. ile B. Sırf Tophane Caddesini sevmediği için B.'nin değil, Yüksekkaldırım'a giden Güler'in pe­şinden gider C., ya otobüse yetişemediğinden, ya taksi şoförüyle kavgaya tutuştuğundan bir türlü B.’ye ulaşamaz. C. ile B. birbirinin çevresinde, bir adım önünde ya da arkasında, bir yere biraz önce ya da sonra giderek, şehrin yüzeyinde hiç karşılaşmadan, bir türlü birbirine değemeden dolaşır dururlar.

Yer Değiştiren Gölge, Nurdan GürbilekYer Değiştiren Gölge, Nurdan Gürbilek
Arzela, bir alıntı ekledi.
26 Nis 20:54 · İnceledi

Dostoyevski'nin yoksullarından ne kadar farklı Tolstoy’unkiler.
Dostoyevski'nin kendilerini hep başkalarıyla kıyaslayan, gözü yükseklerdeki yoksullarının, sonunda diz çökseler de Tanrı’nın adaletini sorgulamadan edemeyen kaybedenlerinin, yasaya meydan okuyan gururu incinmiş kent yoksullarının tersine Tolstoy'unkiler kötü koşullara şikâyet etmeden katlanır. Varlıklılarda yoksullarda olmayan bir şey vardır, diyordur Dostoyevski kahramanı; bu onları daha güçlü, daha bağımsız, daha başına buyruk kılar. Ben oraya nasıl ulaşacağım? Başına buyruk, sıradışı bir hayat sürmek için ne yapmalıyım?

Tolstoy kahramanıysa tam tersini: Yoksullarda, varlıklılarda olmayan bir şey var. Ona nasıl ulaşacağım? Fazlalıklarımdan nasıl kurtulacak, kutsal sadeliğe nasıl ulaşacağım? Kendimi inançlı bir yoksula, ölümü sükûnetle kabul eden basit bir köylüye nasıl dönüştüreceğim?

Sessizin Payı, Nurdan Gürbilek (Sayfa 51 - Metis)Sessizin Payı, Nurdan Gürbilek (Sayfa 51 - Metis)
Hakan Özer, bir alıntı ekledi.
26 Nis 20:37 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Türkiye'nin, bir toplumun tarihi açısından çok kısa sayılabilecek bir süre içinde hızla bir mal, imge, istek akışına sahne olduğu doğru. Bütün bu sürecin ortada imkândan çok istek biriktirdiği de doğru. Evet, başkasının imkânlılığına duyduğumuz kızgınlıktır haset. Ama her geçen gün daha da fazlasına maruz kaldığımız vahşi taşralı görüntülerinin bize söylediği gibi yalnızca yokluktan değil vaatten, iktidarsız bir nefret kadar bir kudret vaadinden, acz kadar kışkırtılmışlıktan da yapılmıştır. Bugün ortada bir haset fazlası olduğundan söz ediliyorsa eğer, bunun nedenini taşranın karanlık tabiatında, eksik doğasında, doğası gereği giderilmez olan bu yetersizlikte değil; zaten her zaman her yerde kendine bir taşra yaratarak var olan, kendi imkânlarını ancak başkasınınkileri sönük, bayağı ve güdük kılarak var eden, kırda olsun şehirde olsun hepimizin en yetersiz tarafına seslenen, geniş toprakları olduğu kadar tek tek insanları da bir anda çorak bir taşradan ibaret bırakan, nihayet girdiği her krizden daha da derin bir taşra yaratarak çıkan kapitalizmin kendi doğasında aramak gerekir.

Kötü Çocuk Türk, Nurdan Gürbilek (Sayfa 138 - Yakın Taşra)Kötü Çocuk Türk, Nurdan Gürbilek (Sayfa 138 - Yakın Taşra)
Ç, bir alıntı ekledi.
26 Nis 11:17

''Denizin sevgisi, tıpkı ana sevgisi gibi, yutup yok edicidir. Su, bu dipsiz, uçsuz bucaksız, ölçüsüz büyüklük, bu dirim kaynağı aynı zamanda da ölüm kapısıdır.''

Yer Değiştiren Gölge, Nurdan Gürbilek (Sayfa 86)Yer Değiştiren Gölge, Nurdan Gürbilek (Sayfa 86)
Ç, bir alıntı ekledi.
26 Nis 10:35

''Korku, örtmeye en yatkın olduğumuz kirimiz, gizlemeye en çok uğraştığımız kokumuzdur.''

Yer Değiştiren Gölge, Nurdan GürbilekYer Değiştiren Gölge, Nurdan Gürbilek