Geri Bildirim
  • Tengir Ordo, 2000 li yılların başında Kırgız milletvekili Dastan Sarıgulov tarafından kurulmuş kültürel bir harekettir. Hareketin ilk önemli faaliyeti 9-12 Kasım 2003 yılında düzenledikleri uluslararası "Altay Halklarının Dünya Görüşü: “Tengricilik” kongresidir. Bu kongrede başta Orhun Kitabeleri ve Yenisey bölgesinde bulunan arkeolojik bulgular ışığında bazı akademik analizler yapılmışsa da kongre daha çok Altay halklarının ortak kültürel geçmişi üzerine odaklanmıştı. Kırgızistan'ın ilk Türkologları sayılan ve Orhun alfabesi hakkında Akademik çalışmalar yapmış Konkobayev and Sıdıkov da kongrede konuşmacı olarak yer almıştır. Gök Tanrı inancı ve Kam/Şaman geleneğinin mistik yanından çok felsefi ve kültürel yönü tartışılan kongrenin organizatörü Sarygulov konuşmasında Tengricilik (Tengrizm/Tengrianizm) felsefesini insanlık için diğer ideoloji ve felsefelerin hepsinden daha faydalı bulduğunu, çünkü bu ideolojilerin insanlara yıllar içinde hiçbir şey kazandırmayıp sadece hem doğa hem insanoğlu üzerinde tahribatlar yarattığını söylemiş, doğanın artık insanoğlunun kaderinde hiç olmadığı kadar etkili olduğuna değinmiştir. Ona göre gelecekte doğanın tahribatı yüzünden meydana gelecek sorunların çözümü ancak bu antik inancın felsefesine dayanarak (doğa ile tam bir uyum içinde yaşamak) bulunabilirdi. (Diğer konuşmalarda da ara ara hem komünist hem kapitalist ideolojilerin doğa ve insan üzerindeki tahribatı bu bağlamda değerlendirilmiştir.) Bir diğer konuşmacı Nurgül Osmanova da küreselleşmenin yeni modernleşmeye başlamış Kırgız toplumunda meydana getireceği sorunların ancak kültürel anlamda öze dönüş ile aşılabileceğini belirtti.

    Kongrenin ardından derneğin çalışmaları akademik boyutta devam etti. Özellikle Hakasya ve Sakha bölgelerinden gelen akademisyenlerle ortak etkinlikler düzenleyen hareketin esas ivme kazanması 2005 yılında Dastan Sarygulov'un milletvekili seçilmesi ile oldu. Bu dönemde Akayev'in tam desteği ile Moğolistan 'da bulunan Golomt Şamanist Araştırmalar Merkezi ve Astana'daki Türk Akademisi de dâhil birçok ünlü kurum ile beraber çalışmalar başlatıldı. Özellikle Nursultan Nazarbayev'in de desteğini aldıktan sonra Kırgızistan sınırları dışına çıkarak Türk Dünyasında yayılmaya başladı.
    Bugün Tengricilik alanında en yetkin araştırma merkezlerinden biri sayılan Tengir Ordo teşkilatı, sadece felsefi veya dini değil aynı zamanda siyasi bir harekettir. Görüşleri seküler ve fundamentalist Pan Türkizm olarak tanımlanabilir. Sibirya’dan Macaristan'a kadar tüm Altay halklarının ortak kültür mirası etrafında birleşmesini savunur; bu da ancak yıllar içinde diğer toplumlarla etkileşim sonucu gelişen coğrafi kültürel farklılıkların öze dönüş yoluyla aşılması ile mümkün olacaktır. Tarihte farklı sebeplerle sürekli savaş halinde olan yüzlerce boy ve kabileler, aslında aynı atalardan gelen ve aynı kültürü paylaşan tek bir halkın bugünkü temsilcileri, artık farklılıklar değil ortak noktalar üzerinden yola çıkarak hareket etmelidir.

    90’lı yıllarda Tataristan'da ortaya çıkan Bizneng Yul akımından etkilenerek kurulan diğer Tengrist gruplarla beraber Kırgızistan'da yaklaşık 500.000 civarı üyesi olduğu sanılmaktadır. Başta Mamas ve Celalabad Üniversitesi olmak üzere üniversite gençliği ve entelektüel çevrelerde hızla yayıldığı bilinen teşkilat, Kazakistan'da da son derece aktiftir. Bunun dışında diğer Türk cumhuriyetleri ve Rusya'daki otonom Türk devletlerinde de faaliyet göstermekte, özellikle bu inancın halen canlı olduğu iç Sibirya Türkleri ile orta Asya arasında önemli bir köprü vazifesi görmektedir.
    Teşkilatın özellikle Kırgızistan'da paramiliter yapılanması olduğu bilinse de bu yapı henüz gün yüzüne çıkmamıştır.

    Nursultan Nazarbayev ve Almazbek Atambayev de dâhil birçok siyasetçi tarafından desteklenen teşkilat son yıllarda Rusya'da Türk bölgelerindeki yerel siyasetçilerinden de sık sık destek görmeye başlamıştır.

    Not: Tengir Ordo "Tanrı'nın Ordusu" değil "Tanrı'nın Halkı" anlamına gelir. Ordo/ Orda kelimesi birçok Türk Lehçesi ve Moğolca'daki özgün anlamı ile kullanılmıştır.

    ~ Alıntı ~
  • Oldu bittiye getirilmeyecek kadar yavaş okunması gereken şaheser, beni birkaç gün sürükledi peşinden. Bir çırpıda okuyup bitirmek istedim. Yazarın, akıcı ve insanı içine çeken konuyu ayakta tutuşuna hayran kaldım. Hep merak ettim hikayenin nasıl sonlandırılacağını. Uslubun yumuşaklığı da cabası... Beni adeta mest etti akışın bir yerlere varışı. Aklıma, kurgu ile ilgili bir nokta takıldı sadece. O da Ömer'in pisi pisine kurgudan nasibini almadan anlatılmasıydı. Mesela Aylin'in, Nurgül'ün, Aynur'un geçmişte bir yerlerde Ömer ile bir bağlantısının olması, kurguyu tamamlayacaktı. Eksik kalan sadece orasıydı diye düşündüm. Elbette İnci Hanımın tanıdıklarının oğlu oluşu Ömer'in bir kurgudan son anda çıkarıldığı hissi uyandırıyordu. Ancak dediğim gibi; o tarzda kurgulanmalıydı. Çocuk istismarının hatırlatılması ve sevginin insanı son anında bile mutlu etmesi vurguları çok takdire şayandı.
  • Sizce kediler bizim yerimizde, bizde onların yerinde olsaydık ne olurdu .Hiç düşündünüzmü evimin insanı kitabıda aynen bunu anlatıyor. Bir kedinin bir insanı yanına beslemek için aldığını , bilmediği şeyleri öğrendiği yani kısaca bir kedinin başından geçenleri anlatıyor . Ama bu kediler bizim yerimizde onun için kitaba ayrı bir heyecan katmış ben okudum ve kesinlikle sizde okumalısınız. İyi okumalar
  • Nurgül, onu gözlerinden asla akmayan gözyaşları ile dinlerken neden insanların beyinlerine değil de boylarının uzunluğuna bakılarak polis yapıldıklarının nedenini kavramaya çalışıyordu.
  • Bir eğitimcinin kaleme aldığı, okudukça okumak istediğiniz fakat artık satışı olmayan muhteşem bir kitap. Yayınevinden tedarik edilebilirse tasavvuf sevenlerin muhakkak okuması gerekenlerden.