Bu kitabı bitirdiğimde Meursault’a kızmadım aslında, sadece durup düşündüm. İlk başta tepkisizliği garip geldi ama sonra fark ettim ki bazen ben de sonucu değiştiremeyeceğimi bildiğim durumlarda tepkisiz kalıyorum. Ya da tepkisiz birine sinirlensem bile, onun tepki vermesinin beni haklı ya da haksız yapmayacağını; sadece o an içimi rahatlatacağını biliyorum. Bu daha çok olumsuz duygular için geçerli ama Meursault’un farkı, bu durgunluğun mutluluk anlarında da değişmemesi. Denizdeyken, güneşte uzanırken, hoşlandığı kadın yanındayken bile hayal kurmuyor, geleceğe bir şey eklemiyor. İşte burada durup şunu sordum: İnsan mutlu olduğu anlarda bile bir şeyleri büyütmeyecekse, neden var olur? Ben onun yerinde olsaydım, rahatsız eden o sıcakta tekrar sahile dönmezdim; dönsem bile bana bulaşmayan birine bulaşmazdım. Çünkü hayat biraz da burada başlıyor; her istediğini yapamaz, her hissettiğini davranışa dökemezsin. Bazen sonucu kötü olacağını bile bile konuşur ya da canını acıtacağını bilerek seversin ama insan bunu yaparken aslında farkındadır. Kimse gerçekten “farkında değildim” değildir; çoğu zaman sadece bildiğimizi inkâr ederiz. Camus’nün kitabı da tam bu yüzden bitince bitmiyor; cevaptan çok insanın kendi içine dönüp sormasına neden oluyor..
Daha yazabilecek veya üstüne konuşulabilecek çok konu var ama bitirdikten sonra ilk izlenimlerim bu şekilde