• Ne kadar zamandır, önümde duran matruşkaya baktığımı inanın hatırlamıyorum. sanırım 3. görüşmeye de söz verdikleri gibi geç kalmışlardı.bu geç kalma durumuna alışmıştım alışmasına ama, bu sefer buna pek aldırış etmedim. yeter ki , gelsinler de ne zaman olursa olsun, hiç fark etmez.


    Artık garsonun kız bile , beni her defasında yalnız görmeye alışmıştı, yavaşca yanıma doğru geldiğini gördüğümde ise; ona birkaç soru sormalayım diye düşündüm.


    SENARİST: affedersiniz, eğer izniniz olursa, size birkaç soru sormak istiyorum.



    GARSON KIZ: tabii ki, neden olmasın! neyle ilgili!


    SENARİST:aslına bakarsanız, bu daha çok bir araştırma, şimdi hafta sonu sevgilinizle sinemaya gittiğiniz bir anınızı hayal edin, gösterimde olan 4 film var. bunlar,
    DÜĞÜN DERNEK , BABAM VE OĞLUM , DEDEMİN FİŞİ, biri de KIŞ UYKUSU! hangisini seçerdiniz? seçim yapmadan önce , şunu hatırlatmak isterim ki, KIŞ UYKUSU filmi, CANNES film festivalinden ödül aldı.


    GARSON KIZ: sanırım, DEDEMİN FİŞİ'ni seçerdim. Güldür Güldür ekibinin yeni filmi, değil mi? onlara bayılıyorum gerçekten, kesin o filme giderdim.


    SENARİST: güzel bir seçim,bu ekibi ben de çok seviyorum, fakat aklıma takılan bir şey var, KIŞ UYKUSU ,filmi Fransa'dan ödül aldığını söylememe rağmen, yine de, onu tercih etmediniz, nedenini öğrenebilir miyim?


    GARSON KIZ: bence bu hiç önemli değil.filmin ismi bile bana hüznü çağrıştıyor, neden vaktimi, böyle hüzün dolu bir filmi izlemek için harcayım ki! bu çok saçma olurdu, neticede filmi keyif almak için izliyorum, hüzünlenmek için değil!


    SENARİST:değerli fikirleriniz için çok teşekkür ederim, bana çok yardımcı oldunuz, sizi daha fazla meşgül etmek istemiyorum.


    GARSON KIZ:rica ederim, fakat benimde aklıma bir soru takıldı, peki siz olsaydınız hangisini tercih ederdiniz?



    SENARİST:ben mi!, kuşkusuz tercihimi, KIŞ UYKUSU'ndan yana kullanırdım, fakat CANNES FİLM FESTİVALİNDEN, ödül aldığı için değil, bana hüznü çağriştirdiği için seçerdim. sizin tam aksinize, vaktimi gülmek için değil, hüzünlenmek için harcamak isterdim!



    GARSON KIZ: tahmin etmiştim bunu, dışardan bakıldığında sanki yüreğinizde büyük bir hüzün varmış gibi görünüyorsunuz!




    SENARİST: bunu iltifat olarak değerlendiriyorum, çünkü bu hüznün fakına varan, bir tek sizsiniz! teşekkür ederim. ayrıca şunu söylemeden geçemicem, (İÇ SES): tam yüreğime dokundunuz, sizi tanımak istiyorum,diyecektim, sonra bunun ne kadar saçma bir şey olucağını düşündüm, ve sözcükler boğazımda düğümlendi adeta, hiçbir şey söyleyemedim,



    SENARİST: sanırım sizi çağırıyorlar, beni bağışlayın vaktinizi aldım, kusura bakmayın!



    GARSON KIZ: önemli değil gerçekten, sizinle sohbetimizden çok keyif aldım..(GARSON KIZ masadan ayrılır) :bir daikaka yaa, patlamayın hemen geliyorum!....


    Garson kızın yanımdan ayrılmasıyla , hüzünle karışık bir mutlulukla doldu taştı içim. hüzünlü müyüm, yoksa mutlu muyum,inanın o anda hiç karar verecek durumda değildim, saatime baktım, bu sefer gerçekten gelmeyeceklerini düşündüm,neredeyse hava karardı, ve tam 8 saattir ,bu masada, yeşil kaplı defter ve matruşka ile bir başıma kalmıştım. varsın böyle olsun, lanet olası senaryo da, lanet olası hayallerimi yerle bir eden insanlar da yerin dibine batsin! en güzeli ne biliyor musunuz, hayatta? kimseden bir şey beklememek, ve hiç kimseden bir şey beklemeden yaşamaya çalışmak, adeta kendi tırnaklarınla, az da olsa çok da olsa, Tanrının sana verdiği lanet olası şeylerle, yaşamaya çalışmak, en güzeli bu!!, ve inanın bana eğer bu şekilde yaşarsanız, hiçbir zaman hayal kırıklığı yaşamazsınız, hiçbir zaman üzülmezsiniz, ve hiçbir zaman yolda kalmazsınız!



    Yaşadığım içsel bunalım sürüp gidirken, birdenbire telefonumum çalmasıyla irkildim. hiç tanımadığım bir numara arıyordu!



    FİLM PRODÜKTÖRÜ: merhaba, numarınızı EBRU hanımdan aldım, ve sizi aramamı söyledi, çok üzülerek söylüyorum bunları ama, NURİ BİLGE CEYLAN, sabah 9.30 sularında bir trafik kazası geçirdi, apar topar hastaneye koştuk, ve acı haberi yeni aldık, onu kaybettik, başımız sağ olsun!....EBRU Hanım inanin yıkılmış halde, sizinle konuşacak durumda değil, ama sizi aramamı ve ona haber vermemiz gerktiğini düşündü, umarım durumu anlıyorsunuz, değil mi?




    SENARİST:gerçekten mi!!! YÜCE Tanrım, bu nasil olabilir!!!, şu an ne söyleyeceğimi inanin bilmiyorum, bunu duyduğuma çok üzüldüm,



    FİLM PRODÜKTÖRÜ:anlıyorum, gerçekten çok üzücü bir durum, görüşmek üzere şu an kapatmalıyım...



    "NURİ BİLGE CEYLAN VE SENARİST'İN 3. BULUŞMASI" hiç olmadı. daha doğrusu olsaydı da,bir şeylerin değişeceğini hiç düşünmüyordum.şu an üzgün değil, tam aksine, mutluyum, artık TANRININ BANA GÖNDERMİŞ OLDUĞU BU MESAJI, ANLAMIŞTIM! , dünya yaşadığı zaman dilimine damgasını vuran, bir YÖNETMENİ kaybetmişti ; fakat belki de, onu bile geçebilecek, yeni bir YÖNETMENİ kazanmıştı....
  • Bir masada oturmuş elimdeki yeşil deftere bakıyordum, hayalimde bir kağıt parçasının can buluşunu izliyordum adeta. içimde tarifi imkânsız bir mutluluk vardı. belki de hayatımda ilk defa kendimi, mutluluğa bu kadar yakın hissediyordum. İçimdeki heyecana engel olamadığım için 2 saat erken gelmiştim...yanımda ise, senaryonun gerçek metaforu olan matruşka vardı.Nedenini bilmiyorum ama bu meteforun benim duygularımı tamımlamak için en doğru şey olduğuna inaniyordum. Kim bilir daha önce hiçbir filmde kullanılmadığı içindir, belki de yanılıyorumdur, ama izlediğim hiçbir filmde ; yazdığım senaryodakine benzer bir metafor kullanılmadığına eminim; çünkü bu, her şeyden önemli, ki bana göre özgünlük budur, hiçbir filmden araklamadığın , hiçbir kitabın içersinden çalmadığın, ve hiçbir şarkıdan esinlenmediğin fikir, senindir! O fikir artık sapına kadar senindir! Peki böyle bir şey gerçekten mümkün olabilir mi? Salt bir özgünlüğü yakalamak sanırım imkânsız bir durum... özgünlük ancak birbirmizin farklarını yansıtabildiğimiz kadar mümkün olucaktır.. salt ve tek başına bir özgünlükten bahseden sanat eseri, bence kıymeti olmayan bir eserdir. tıpkı diğerleri gibidir o eser de., ...mazlum, çaresiz ve yapayalnız!...

    Kim bilir, belki de benim eserimde öyledir, içimde bir mutluluk olmasına rağmen, yaptığım bu eserin canlı bir organizmaya dönüştüğünü düşündükçe, içim ürperiyordu , bunu anlatmam mümkün değil.

    Kendimi bildim bileli, hayattan beklediğim tek bir şey var: İçimdeki tarif edemediğim açmazların çözülmesi... çözülsün artık her şey teker teker. aydınlığa kavuşmamış tek bir karanlık noktam kalmasın istiyorum, içimdeki bu tarifi imkânsız sesler, artık bir şarkıya dönüşsün istiyorum ...

    Kurguladığım bu düşünce metaformozu, "Garsonun bişey içer misniz?" sorusu ile birdenbire yıkıldı,.evet bir su alayım lütfen, dedikten sonra kapıda Yönetmenin eşi EBRU hanımı gördüm, el işareti yaptıktıktan sonra masaya davet ettim...tanişma faslından sonra yönetmenin nerede olduğunu sordum: Birazdan geleceğini söyledi. her zamanki gibi bir hayal kırıklığı olduğunu düşündüm, içimden umarım gelirken bir trafik kazası geçirmez diye düşündüğüm tam o sırada:

    EBRU: merak etmeyin, fazla gecikmez, ve ayrıca çalışmanızı çok beğendik , Nuri Bilge Ceylan ise bu kurguyu hayran oldu , ilk çalışmanız öyle değil mi? Gerçekten iyi bir iş çıkarmışsınız sizi kutluyorum...


    Senarist: teşekkür ederim bu güzel sözleriniz için; çok mutlu olduğumu söylemeliyim, ayrıca benim hakkımda bilmeniz gereken bir şey daha var; oda övülmeyi hiç sevmediğimdir.; yine de beni yanlış anlamanızı istemem, tekrar teşekkür ederim..

    Şu an mutlu muyum, tam bilmiyorum; fakat bu sözleri Nuri Bilge Ceylan'dan duymak hiç fena olmazdı!...


    EBRU: merak etmeyin dedim yaa, az sonra burda olur..

    ...yaklaşık 37 dk. sonra Nuri Bilge Ceylan geldi, karşımdaki masaya oturdu, EBRU onun yan tarafına geçti ve elindeki defteri çıkarıp not tutmaya başladı.

    NBC :geç kaldığım için üzgünüm, umarım affedersiniz beni ; çünkü gerçekten geç kalmaktan nefret ederim!

    Senarist: önemli değil gerçekten, hiç önemli değil, aradaki boşlukları EBRU hanımla doldurduk, şimdi senaryo hakkında konuşmaya başlayabiliriz.


    NBC: Nerden başlayacağımı bilmiyorum ;ama size karşı dürüst olucağım bundan şüpheniz olmasın, kurgu baştan sona muhteşem gerçekten, matruşka meteforu olağanüstü ; fakat beni az çok tanıyorsınuz, hissetmediğim hiçbir filmi şu ana dek yapmadım, benim içimden bir parça olmalı senaryo, zaten filmlerimdeki kurguladığım dünyalar bana ait, hepsinin, metin yönetmeni, aynı zamanda görüntü yönetmeni benim... gelgelelim, bu senaryoyu hayata geçirmek benim için oldukça güç! Bunun için inanılmaz bir bütçe gerekli, ciddi bir sermaye gerekli, film şirketinin bana verdiği bütçe ile ; ancak düşük senaryolu işleri kotarabiliyorum.. KASABA filmini izlemişsinizdir; neredeyse sıfır bütçe ile çekildi. Umarım durumu anlatabildim.

    SENARİST: sizin kendinizi anlatmanıza hiç gerek yok, zaten her şeyi biliyorum.