• 224 syf.
    ·3 günde·10/10
    Bir Müslümanın her daim ensesinde olan iki düşmanı vardır. Bunlardan birisi iblis, diğeri ise nefsidir. İblis insanın dış düşmanı, nefis ise iç düşmanıdır. Aslında kişi iç düşmanı yani nefsi kontrol altına alabilirse, dış düşman yani şeytanı da fazlasıyla üzmüş olur. Kişi nefsini dizginlediği ölçüde Müslümandır. Bunun için ise çok çetin bir mücadele gereklidir.

    Bir röportajında Nurettin Yıldız hoca nefsi şöyle somutlaştırıyor; “Benzetmek gerekirse nefis Keban Barajı gibi sürekli enerji üretiyor. Bu enerjiyi trafoda kontrol edemeyen yanıp gidiyor. Yani Müslümanın vazifesi trafo olmak. Beynini trafo gibi kullanacak. Müslümanın vazifesi bu. Allah’ın bize verdiği irade de bunun için gerekli zaten. Dolayısıyla bir Müslümanın mücadelesinin adı, nefsini disiplin etme mücadelesi diye tanımlanabilir. Nefis her şeye yatkındır. Su, sel olduğu zaman afettir. Barajda tutulduğu zaman ise nimettir aslında. Allah Teala niçin cennetteki nimetlere karşı coşturmayı murad ediyor? Çünkü nefis bunlardan hoşlanıyor. Senin hoşuna gidiyor bunlar. Ancak eğer kontrol edemezsek o zaman da nefis çok büyük bir beladır. Şeytandan bile büyük bir bela. Çünkü bu senin bünyende. İki kaşının arasında. İki dudağının arasında. Sendenmiş gibi konuşuyor.”

    Tasavvuf, nefis terbiyesini ön planda tutan bir görüş olarak çıkıyor karşımıza. Tasavvuf ehli bugüne kadar nefis düşmanını mağlup etmek için her daim çetin bir savaşa girmiş hep onunla. Her daim diyorum çünkü namaza başlamakla, umreye-hacca gitmekle tam olarak mağlup edilemiyor maalesef. Hayatın her alanında mücadele şart onunla. Bunun için de haram olan her şey ama her şeyden kaçınmak gerekiyor.

    Her zaman nefsi terbiye cümlesini duyarız ancak nefsin ölümü cümlesini zikretmeyiz. Çünkü nefis insan yaşadığı sürece insanda yaşar ve öldürülemez. Örneğin sinirli bir yapınız var ise, nefsinize yada şeytana karşı sinirlenebilirsiniz. Çok konuşkan iseniz, Allah'ın hakikatlerini anlatmaya sarf edebilirsiniz enerjinizi. İnatçı iseniz, günahlara karşı inat edebilirsiniz. (Bu örnekleri çoğaltabiliriz) Bunun gibi bir takım özelliklerinizi hayırlı işlere yönlendirdiğiniz takdirde işte o zaman başarıyı yakalar ve nefsinizi dizginleyebilirsiniz.

    Muhyiddin İbn-i Arabi (k.s) (Allah ondan razı olsun) bu eserinde nefsi terbiye etme yollarını ve bu sayede ulaşılacak makamları sıralamış. Kitabın içeriğine geçmeden önce yazarı hakkında birkaç bilgiyi paylaşmak doğru olacaktır sanıyorum.

    1165 yılında Endülüs Mürsiye’de dünyaya gelen İbn Arabi, İslam Felsefesi’nin babası kabul edilen ünlü alim ve bilim adamı İbn Rüşd ile tanıştırılmıştır. İbn Rüşd’e hayran kalan İbn Arabi, kendisini tekrar ziyaret etmek istemiş ancak bir gece rüyasında İbn Rüşd ile aralarına bir perde çekildiğini görmüştür. Bunu aralarında ki meslek ve meşrep farklılığına yorarak, ilahi bir uyarı olduğu düşüncesiyle görüşmekten vazgeçmiştir. Bugün baktığımızda, İbn Arabi nasıl tasavvuf ve gönül ehlinin yıldızı ise, İbn Rüşd’de İslam Felsefesi olarak tanımlanan akılcı İslam akımının yıldızıdır. Bu bize, “ümmetimin ihtilafı rahmettir” diyen peygamberimizi hatırlatmaktadır. Bu nokta da Ibn Arabi’nin Ibn Rüşd’e yakınlık duymasının dışa vurumu olarak şu sözleri de akla gelmektedir : “Hakikat, ister filozof tarafından keşif ve ilham yoluyla ifade edilmiş olsun, isterse mukaddes kitaplar tarafından telkin edilmiş olsun, ikisi müsavidir. Yeter ki hâl ve makama uygun olsun.”

    Muhyiddin İbn-i Arabi’nin (k.s) yazmış olduğu ve Türkçe’ye çevrilen bir takım eserleri şunlardır;

    Füsûsü’l-Hikem
    El-Fütûhâtü’l-Mekkiyye
    Harflerin İlmi
    İlâhi Aşk
    Marifet ve Hikmet
    Haikat ve Tefekkür
    Fenâ Risâlesi
    Arzuların Tercümanı
    Nurlar Risâlesi
    Nurlar Hazinesi
    Tedbirât-ı İlâhiye
    Şeceretü’l-kevn
    Endülüs Sufileri
    Ehadiyet Risalesi
    Mevakiü’n-Nücûm

    İbnü’l-Arabî filozofların da isabetli görüşleri olabileceğini söyleyerek, “Hikmet müminin malıdır, onu gördüğü yerde alır” hükmünce bunları kabul etmenin gerekli olduğuna inanır. Özellikle filozofların hikmetli ve nefsi dizginlemeye dair beyanları faydalı sözlerdir. Hatta İbnü’l-Arabî, bazı filozofların dinsiz olduğu yolundaki iddialara karşı, “Bir kimsenin dininin olmaması onun her söylediğinin yanlış olmasını gerektirmez” cevabını verir (el-Fütûḥât [nşr.], I, 145-146).

    Bütün okumuş olduğum alimlerde tespit ettiğim ortak nokta hemen hemen hepsinin eserlerini kendi nefisleri için yazmalarıdır. Nitekim İbn Arabi de, RİSALETU RUHİ'L KUDS Fİ MUHASABETİ'N NEFS (NEFİS MUHASEBESİNDE KUTSAL RUH RİSALESİ) eserinde şu sözlere yer vermektedir; “Ey dostum! Sana hitap ediyorum, Allah'a yemin ederim ki, asıl maksadım benim nefsimdir. Senin dikkatini çekiyorum, hemcinslerimi kast ederken kinayeli olarak kendimi hedef alıyorum. Nefse sürekli hatırlatmada bulunmaya ara vermemek gerekir. Çünkü nefis zelildir. Bu erdemi bütünüyle içselleşfirerek ilahi payı elde etmeye kendiliğinden eğilim göstermez.”

    Sonuç itibariyle nefis ile mücadele etmek isteyen müminlerin başvuracağı temel kaynaklardan birisi olup, okunması şiddetle tavsiye edilir. İncelememizi bitirirken de yüce kitabımız Kur’an’ı Kerim’den nefis ile ilgili şu ayetleri ve Efendimiz 'in (sav) hadislerinden bazılarını paylaşalım.
    *************************************************************
    "O Allah ki, sizi bir tek nefisten inşa etti... " (En'âm, 6/98);

    "Gerçekten nefis kötülüğü emreder." (Yûsuf, 12/53);

    "Hayır, daima kendini kınayan nefse yemin ederim." (Kıyame, 75/2);

    "Ey huzura eren nefis!" (Fecr, 89/29);

    "Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz..." (Kaf, 50/16

    ************************************************************
    Fedâle b. Ubeyd'in naklettiğine göre, Resûlullah (sav) Veda Haccı'nda şöyle buyurmuştur:

    “…Mücahid, Yüce Allah'a itaat yolunda nefsinin isteklerine karşı mücadele eden kimsedir.”

    (HM24465 İbn Hanbel, VI, 22; T1621 Tirmizî, Fedâilü'l-cihâd, 2)



    Şeddâd b. Evs'ten rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Zavallı (ahmak) kişi ise nefsinin arzu ve isteklerine uyan (ve buna rağmen hâlâ) Allah'tan (iyilik) temenni edendir.”
    (T2459 Tirmizî, Sıfatü'l-kıyâme, 25; İM4260 İbn Mâce, Zühd, 31)



    Hz. Âişe'den (ra) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Sakın biriniz, 'Nefsim habis oldu (kirlendi).' demesin. Ancak 'Nefsim lâkis oldu (içim daraldı).' desin!”
    (B6179 Buhârî, Edeb, 100)



    Huzeyfe'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav), “Mümin kişiye nefsini küçük düşürmesi yaraşmaz.” buyurdu. Bunun üzerine, “Kişinin nefsini küçük düşürmesi nasıl olur?” diye sordular. Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Gücünün yetmediği işlere kalkıştığı için birçok belaya duçar olur.”
    (İM4016 İbn Mâce, Fiten, 21)

    ************************************************************

    Cenab-ı Hakk bizleri ve sizleri şeytanın ve nefsin, kötülük ve azgınlıklarından muhafaza eylesin, bizlere dünya ve ahirette güzellikler ihsan eylesin.

    Saygılarımla…
  • Evet, komünist perdesi altında anarşistliğin, emniyet-i umumiyeyi bozmaya dehşetli çalışmasına karşı, Risale-i Nur ve şakirdleri iman-ı tahkikî kuvvetiyle bu vatanın her tarafında o müthiş ifsadı durduruyor ve kırıyor. Emniyeti ve asayişi temine çalışıyor ki pek çok bir kesrette ve memleketin her tarafında bulunan Nur talebelerinden, bu yirmi senede alâkadar üç dört mahkeme ve on vilayetin zabıtaları, emniyeti ihlâle dair bir vukuatlarını bulmamış ve kaydetmemiş. Ve üç vilayetin insaflı bir kısım zabıtaları demişler:

    "Nur talebeleri manevî bir zabıtadır. Asayişi muhafazada bize yardım ediyorlar. İman-ı tahkikî ile Nur'u okuyan her adamın kafasında bir yasakçıyı bırakıyorlar, emniyeti temine çalışıyorlar."

    Bunun bir numunesi Denizli Hapishanesidir. Oraya Nurlar ve o mahpuslar için yazılan Meyve Risalesi girmesiyle, üç dört ay zarfında iki yüzden ziyade o mahpuslar öyle fevkalâde itaatli, dindarane bir salah-ı hal aldılar ki üç dört adamı öldüren bir adam, tahta bitlerini öldürmekten çekiniyordu. Tam merhametli, zararsız, vatana nâfi' bir uzuv olmaya başladı. Hattâ resmî memurlar, bu hale hayretle ve takdirle bakıyordular.

    Hem daha hüküm almadan bir kısım gençler dediler: "Nurcular hapiste kalsalar biz kendimizi mahkûm ettireceğiz ve ceza almaya çalışacağız tâ onlardan ders alıp onlar gibi olacağız. Onların dersiyle kendimizi ıslah edeceğiz."

    İşte bu mahiyette bulunan Nur talebelerini, emniyeti ihlâl ile itham edenler, herhalde ve gayet fena bir surette aldanmış veya aldatılmış veya bilerek veya bilmeyerek anarşistlik hesabına hükûmeti iğfal edip bizleri eziyetlerle ezmeye çalışıyorlar.

    Biz bunlara karşı deriz: Madem ölüm öldürülmüyor ve kabir kapanmıyor ve dünya misafirhanesinde yolcular gayet sürat ve telaşla kafile kafile arkasında, toprak arkasına girip kayboluyorlar; elbette pek yakında birbirimizden ayrılacağız. Siz zulmünüzün cezasını dehşetli bir surette göreceksiniz. Hiç olmazsa mazlum ehl-i iman hakkında terhis tezkeresi olan ölümün idam-ı ebedî darağacına çıkacaksınız. Sizin dünyada tevehhüm-ü ebediyetle aldığınız fâni zevkler, bâki ve elîm elemlere dönecek.
    Tarihçe[Y] - 546
  • Madem ihlasta mezkûr hâssalar gibi çok nurlar var ve çok kuvvetler var.. ve madem bu müdhiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat karşısında ve savletli bid'alar, dalaletler içerisinde bizler gayet az ve zaîf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'aniye omuzumuza ihsan-ı İlahî tarafından konulmuş; elbette herkesten ziyade bütün kuvvetimizle ihlası kazanmaya mecbur ve mükellefiz ve ihlasın sırrını kendimizde yerleştirmek için gayet derecede muhtacız. Yoksa hem şimdiye kadar kazandığımız hizmet-i kudsiye kısmen zayi' olur, devam etmez; hem şiddetli mes'ul oluruz.


    (İhlas Risalesi 31.sh, Risale-i Nur)
  • Yürüyen canlı hiçbir varlık yoktur ki Allah onun perçeminden tutmuş olmasın.

    -Kur'an, 11/56
  • Meşhur hadiste belirtildiği gibi, Hz. Âdem daha su ile balçık arası ile bir haldeyken Hz.Muhammed bir peygamber olduğu için bütün peygamberlerlere, nebilere ve rasûllere bütün ruhlardaki makamlarını, ilimlerini ve kutsal yollarını verendir; çünkü Hz.Muhammed ilahi sırların tümünün koruyucusudur.