İlk kitabın dramı fazla sanıyordum ta ki ikinciyi okuyana kadar. İlk kitap belli bir yere kadar komikti en azından. Ama bu… bu beni bile aştı. Normalde yan karakterlere üzülmeyen ben, bu kitapta önce kötüyken daha sonra iyiye evrilmeye başlamış, sevmekle sevmemek arasında kaldığım bir karakter için ağladım dakikalarca… Kalbim çok kırık bir ümit o karakterin ayağa kalkmasını bekledim kitap boyunca ama sadece beklemekle kaldım.
İkinci kitap iyilerin arasına gizlenmiş kötüler ve kötü olmaya zorlanmış, ölümü bir giysi gibi üzerine geçirmiş masum karakterleri ayıklayıp bir tarafa koymakla geçti. Kitapta aksiyon, gerilim, olay asla bitmiyor. Bitiyor diyorsunuz, hayır, bitmiyor. Kitabın temposu yerinde saymıyor. Sanırım en çok bu yönünü sevdim.
Morfin, Vitamin, Burak, Mert, Aylin, Yelda ve Jaladhi. Öyle güzel bir aile oldular ki bütün sahnelerini gözlerim dolu dolu okudum. Jaladhi; evin öfkeli ama kalbi pamuk babasıydı. Aylin; evin diktatör büyük ablası. Burak; evin haşarı çocuğu. Yelda; en bıkkınları. Mert; Sürekli Burak’a sataşıp duran en büyük abi. Vitamin; evin neşe kaynağı ama sönüp duranından. Morfin ise… Morfin; evin en hüzünlü haliydi.
O kadar çok sevdim ki bu evreni, kitap hiç bitmesin istedim. Sonsuzlukta sıkışıp kalsaydı keşke. Ki öyle de oldu bence.
Bu kitabı hayatımın sonuna kadar unutmayacağım. Bende yeri hep ayrı olacak.