Ama ne çok dövdünüz beni. Evde hiçbir iş yapmadığım için ne çok kızdınız bana. Yine de fayda etmedi. Öğrenemedim. Yemek yapmayı, evi toparlamayı, sizi anlamayı öğrenemedim. Benden ne istediğinizi öğrenemedim. Beni sevip sevmediğinizi hiç bilemedim. Sadece kendime çiçeklerden çaylar demledim. Ve sizi seyrettim. Yatakta günlerce gözünüzü açmadan yatışınızı seyrettim. Sonra uyanıp ellerinizin üzerindeki delik deşik damarları ovuşunuzu seyrettim. Aynada boynunuzdaki yaraları inceleyişinizi seyrettim. Ve ayaklarınızı seyrettim. Delik deşik ayak damarlarınızı, uzun uzun seyrettim. Ve beni sevip sevmediğini anlamaya çalıştım. Ne çok delik vardı vücudunuzda. Yaralar, yaralar, yaralar... (...)
Sen bu ayrılıklar için mi yaratıldın söyle
Bu zehir zemberek kederler için mi ?
Bak bütün orkestralar sustu
Bütün ışıkları söndü dünyanın
Korkma
Haydi uzat ellerini
Geçmiş yılları yeniden yaşayalım bir bir
Bak dinle
Bir seslenen var uzaklardan
Bak dinle
Keder kapıyı çalıyor
Gelme diyorsun
Gelme diyorsun
Bu gel demektir