Binlerce yıllık bir perspektiften bakıldığında apaçık görülür ki Batı, insanlık tarihinin en büyük canisidir.
Bugün iktisadî, siyasî ve askerî tartışmasız tahakkümüyle, Batı kendi büyüme modelini bütün dünyaya dayatıyor. Ne var ki bu model bütün dünyayı aynı anda intihara sürükleyebilecek bir modeldir. Çünkü bu model bir yandan yeryüzünde kişi başına beş ton patlayıcıya denk silâh stoku yaparken, aynı anda giderek artan eşitsizlikler doğuruyor, en çaresizlerde hiçbir gelecek hayali bırakmıyor ve kökünü umutsuzluktan alacak isyanlara zemin hazırlıyor.
Kendi medeniyetine bağlılık,kültürel enternasyonalizmin vazgeçilmez bir şartıdır."Milletlerarası" olmak için, millî olmak gerekir. Kültür söz konusu olduğunda,bu daha da önemlidir. Çünkü insanın evrensel bir medeniyete açılması için, ilk önce kendisinin millî bir kültürünün olması gerekir. İnsanın bir "evi" olmalıdır ki, başkalarını kabul edebilsin!
Yani şurası apaçık ki emperyalizm ile kültürel diyaloğun istenmemesi arasında diyalektik bir ilişki var. Medeniyetler diyaloğu yok, çünkü emperyalizm var ve emperyalizm var, çünkü medeniyetler diyaloğu yok. Medeniyetler diyaloğu bir hülya, çünkü emperyalizm yaşanan bir gerçeklik ve emperyalizm yaşanan bir gerçeklik, çünkü medeniyetler diyaloğu bir hülya.
Batılının kültürel adalılığını meydana getiren aynı tutarlık arayışı, ondan dünyanın öteki insanlarına da aynı modeli dayatmasını ister. Adalı olmak için adalılık kaçınılmaz olarak başkalarına karş bir kültürel emperyalizm getirir, dolayısıyla da: Batılı için iyi olan, tüm dünya için iyidir.