• Eylemsizliğin en yüksek mertebesine düşle varacaksın, orada duyular birbirine karışır,duygular taşar, düşünceler iç içe girer.
    Fernando Pessoa
    Sayfa 398 - Can Yayınları
  • “Beş vakit namazı bir türlü tam olarak kılamıyorum”, “İslam’ın emrettiği tesettürü tam olarak yapamıyorum”, “bir takım günahları bırakmayı bir türlü beceremiyorum”, “ne güzel hafızlığa başlamış ve bir hayli ilerlemiştim ama hafızlığımı bitiremedim”, “fazla kilolarımdan kurtulmak için yürüyüşe başlamıştım ama sürdüremedim, bıraktım”, “hocam çok denedim ama olmuyor, ne yapmam gerekir?”

    Bu tip sorulara defalarca muhatap oldum, oluyorum. Dahası kendi hayatımda da böyle meseleler söz konusu oluyor. Eğer sizin de bu konuda sorularınız varsa bu yazıyı okumanız faydalı olabilir.

    İster dünyevî işlerimizde isterse âhirete yönelik işlerimizde başarısız olmamızın pek çok farklı sebepleri bulunmaktadır. Ancak bunların en başında gelen sebep “istikrarsızlık”tır.

    İstikrar, bir konuda kararlılık göstermek, sabır ve sebat etmek, istikamet üzere yürümeye gayret etmek demektir. Türkçede istikrarsızlık anlamında “dikiş tutturamamak”, “ayran gönüllü olmak” gibi ifadeler kullanılır.

    İstikrarlı olmak için yapılması gereken şey “tedrice riayet etmek”tir. Yani bir şeyi bir anda yapmaya çalışmaksızın azar azar, yavaş yavaş, peyderpey yapmaktır.

    Şimdi düşünün: Önünüzde koca bir somun ekmek duruyor. Bu ekmeği bu haliyle boğazınızdan geçirebilir misiniz? Elbette ki hayır! Öyleyse yapmanız gereken önce dilimlere ayırmak, sonra da lokma lokma yutmaktır.

    Bir kardan adam nasıl yapılır? Önce bir kartopu yaparsınız, sonra bu kartopunu karların üzerinde döndüre döndüre parça parça büyütürsünüz ve en sonunda koca bir kardan adam olur.

    Kendimi de dahil ederek söylüyorum: Bizim en büyük sıkıntımız bir konuda hemen sonuç almaya çalışmaktır. Bunun için tedrice riayet etmiyoruz, basamakları teker teker çıkmak yerine bir anda merdivenlerin tepesine sıçramak istiyoruz.

    İster İslam’ın emirlerini yerine getirmek olsun isterse yasaklardan uzaklaşmak olsun hep tedriç ile istikrar ile sağlanır. Şimdi hep beraber düşünelim, kendimize soralım:

    Beş vakit namaz kılmayan bir kimseye “yarından itibaren beş vakit namaz kılacaksın” dediğinizde onun fıtratı bu ani değişikliğe derhal uyum sağlayabilir mi?

    İçkiye veya sigaraya müptela olmuş birine bir anda “şu andan itibaren içkiyi / sigarayı derhal bırakacaksın” dediğimizde bu kişi bu radikal değişikliğe anında ayak uydurabilir mi?

    Cami şadırvanındaki musluklara hiç dikkat ettiniz mi? Bir mermerin üzerine bir anda tonlarca su boşaltsanız mermere hiçbir etki etmez. Ama cami şadırvanındaki muslukların alt tarafındaki mermer bölüm, musluktan damla damla akan su ile zaman içinde aşınır. Demek ki çokluk değil istikrar önemliymiş. Atalarımız boş yere “damlaya damlaya göl olur” dememişler.

    Öyleyse ne yapmalı?

    Allah Resûlü'nün (s.a.v.) sünnetindeki "tedricilik" ilkesine bağlı kalmalı. O, Muaz bin Cebel'i Yemen'e gönderirken şöyle demişti:

    ""Muhakkak ki sen Ehl-i kitap olan bir topluma gidiyorsun. Onları, Allah'tan başka ilâh olmadığına ve benim Allah'ın Resulü olduğuma şehâdet etmeye davet et. Şayet buna itaat ederlerse, Allah'ın kendilerine bir gündüz ve gecede beş vakit namazı farz kıldığını bildir. Bunu kabul edip itaat ederlerse, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilmek üzere kendilerine zekâtın farz kılındığını haber ver. Buna da itaat ettikleri takdirde, onların mallarının en kıymetlilerini almaktan sakın. Mazlumun bedduasını almaktan çekin. Çünkü onun bedduası ile Allah arasında bir perde yoktur." (Buhârî, "Zekât", 41)

    Görüyor musunuz? Yükümlülükler bir anda liste halinde verilmiyor. Peyderpey, alıştırarak.

    Bir adam hiç namaz kılmıyorsa ona haftada bir Cuma namazı kılmasını tavsiye edin. Haftada bir Cuma kılmaya başladıktan sonra hiç değilse günde bir vakit namaz kılmasını söyleyin. Bir vakte alışınca bunu ikiye çıkarın. Allah’ın izin ve takdiriyle bu kişi zaman içinde namaza alışacaktır.

    Bir kimse hiç Kur’an okumuyorsa ona hiç değilse günde yarım sayfa Kur’an okumasını söyleyin. Yarım sayfa okumaya alıştıktan sonra sayfayı bire çıkarın. Böyle böyle Kur’an ile arasındaki buzlar eriyecek, fıtratı ile barışacaktır.

    Bir kimse günde bir paket sigara içiyor ve sigarayı bırakmak istiyorsa birkaç hafta boyunca günde bir tane azaltmayı denesin. Bir zaman sonra iki tane azaltsın, böyle böyle en son sigarayı bırakıncaya kadar azaltmaya devam etsin.

    Bir kimsede cimrilik huyu var, eli cebiren bir türlü gitmiyor, sadaka ve zekât vermiyorsa önce ufak tefek sadaka vermeye başlasın, arkadaşına çay ısmarlasın. Sonra sadaka ve hediyeyi hem zaman hem de miktar olarak yavaş yavaş arttırsın, böylelikle cimrilikten kurtulsun.

    Bir kimse yürüyüş yapmaya alışmak istiyorsa bir anda kilometrelerce yürüyerek kendini yormak yerine önce günde yüz adım yürümeye alışsın. Birkaç hafta böyle gittikten sonra iki yüz adıma alışsın, böyle böyle adım sayısını çoğaltsın.

    Bir kimsenin kitap okuma alışkanlığı yoksa günde bir sayfa kitap okumaya başlasın. Bu, en fazla beş dakikasını alacaktır. Birkaç hafta böyle gittikten sonra iki sayfaya çıkarsın. Zaman içinde kitap okuma onda bir alışkanlık haline gelecektir.

    Bir kimse tesettüre bürünmek istiyorsa vücudunun kapalı bölümlerinin miktarını gittikçe daha da attırsın.

    Biz, bu tedriç kuralına uymadığımız için her şeyi bir anda yapmaya çalışıyoruz ama fıtratımız buna müsaade etmiyor.

    Bir yıl boyunca namaz kılmayıp Ramazan ayında her gece teravih kılmaya çalışıyoruz. Sonra ne oluyor? İlk haftadan sonra camiler boşalmaya başlıyor.

    Uzun süre Kur’an’ı eline almayan kişi Ramazan’da mukabele sebebiyle Kur’an’ı eline alıp her gün bir cüz okuyor, sonra Ramazan bitince yine Kur’an’a veda ediyor.

    Hiç yürüyüş yapmayan bir kişi birkaç gün kilometrelerce yürüyüp yoruluyor, ondan sonra yürüyüşü bırakıp eskisinden de çok kilo alıyor.

    İçkiyi bir anda bırakan kişi, bir anda tekrar başlıyor.

    Tedric demişken bir yanlış anlamayı gidermek adına bu meselede iki hususu birbirinden ayırmak gerekir: İşin hüküm boyutunda tedric olmaz. Yani birisi bize "içki haram mıdır?" derse tereddütsüz "tabi ki haramdır" deriz. "Namaz farz mıdır?", "tesettür farz mıdır?" derse tereddütsüz bunların farz olduğunu söyleriz. Ama iş uygulamaya gelince karşımızdaki kişinin bunları bir anda yapmasını beklemek fazla iyimserlik olur. Ona süre tanımak gerekebilir. Herkes bunlara bir anda intibak edemeyebilir.

    İşin sırrı Allah Resûlü’nün (s.a.v.) şu sözünde gizli:

    “Allah’ın en sevdiği amel, az da olsa devamlı olandır.” (Buhârî, “Riqâq”, 18; Müslim, “Salâtü’l-müsâfirîn”, 218)

    Rabbimiz bizleri hayırlı işlerde sabır ve sebat eden, istikrarlı olan, istikamet üzere yürüyen kullarından eylesin.

    (Soner Duman/21.Zilhicce.1440/22.Ağustos.2019/Perşembe)