• 299 syf.
    ·Puan vermedi
    Dizisini birkaç sene önce internet üzerinden izlemiştim ve halen de baştan sona izlediğim tek dizi olma özelliğini koruyor. Dizideki karakterlerin sıcakkanlılığı, muhabbetlerindeki samimiyet insanı Amirime ve yanındakilere oldukça ısındırıyor. Tabi ki Ankara insanının, iklimin de etkisiyle kaba sert bir üslubunun olması, diziyi izleyen herkese sempatik ve doğal gelmeyebilir ama Ankara'da akrabaları olan ve dönem dönem Ankara'da yaşamış biri olarak dizi, bana günlük hayatta karşılaştığım benzer diyalog ve olayları hatırlattığı için kalbimde ayrı bir yer etti.
    Bir izleyicinin ekranda seyrettiğini sevmesi, izlediğinde kendisinden birşeyler bulmasıyla orantılıdır. Mekanlar, karakterler, yaşananlar kendisine ne kadar yakın gelirse o yapıma daha bir ilgiyle bağlanır ve dizideki karakterler, kendisi/tanıdığı çevresi; mekanlar, kendi evi gibi olur. Behzat Ç.'deki durum da benim için öyle oldu. Örneğin diziyi izledikten sonra tekli koltukları çoklu koltuklara tercih etmeye başladım. Oyuncuların üstün performansı ve önemli rollerdeki oyuncuların çoğunun gerçekten Ankaralı olmaları, dizinin samimiyetini izleyene geçiriyor. İç Anadolu'da yaşayan insanların nabzını çok iyi tutuyor ve insanların, dizinin üzerinden yıllar geçse de gösterdiği sevgiyi ve çektiği özlemi de hak ediyor. Diziyi acaba yaşadığım sokakları görecek miyim heyecanı, a ben burada yürümüştüm, şu kafede çay içmiştim diyebilme ihtimaliyle severek ve ilgiyle izledim.
    İstanbul egemen dizi-film sektöründe olayların farklı bir şehirde geçmesi de benim için güzel bir durum. Tv'de ne zaman bir dizi ya da filme denk gelsem çoğunun İstanbul merkezli olması, bana göre işin kolayına kaçmak, İstanbul'a gereğinden fazla yüklenmek demek ve zaten oldukça karışık, kalabalık şehir daha da yorgun hale geliyor. Birçok güzel şehrimiz ve hikayemiz var, şehirlerimizin tanıtımı ve gelişimi açısından sektördekilerin diğer şehirlerimize daha fazla şans vermeleri gerektiğini düşünüyorum.
    Olayların İstanbul dışında geçmesi bence bir bakıma bu sektöre bir başkaldırı ve bu durum, Amirimin isyancı karakteriyle de örtüşüyor.
    Yazar, kitapta bölümler arasındaki geçişi belirten başlık, işaret vb. kullanmayı tercih etmemiş. Ben diziyi izledikten sonra kitabı okuduğum için olaylar veya anlatılanları takip edebilmeyi başardığımı düşünüyorum. Ama öncelikle kitabı okuyacaklar için zor bir durum olsa gerek.
    Yazar, anlattığı birden fazla ihtimali olan karışık olayları ve birçok karakteri bir arada başarıyla tutabilmesi ve özellikle de herkesin işleyemeyeceği meseleleri korkusuzca işlemesiyle takdiri hak ediyor.
    Sonuç olarak ortaya okunmaya ve izlenmeye değer önemli eserler çıkıyor.

    Not: Benim favori karakterim Hayalet :)
  • 176 syf.
    ·11 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Okuduğum ilk Osho kitabı. Genelde kitap almaya gittiğimde aklımda hiç isim olmaz bir kaç saat kitapların içinde gezerim sonra o an ki ruh halime göre ne almak istersen alırım. Bunu aldığım zaman da içimde bi korku vardı. Sanırım o yüzden aldım. İyi ki almışım. Aslında kişisel gelişim kitapları çok boş gelir. Ama şuan o tür kitaplara çok açığım. Ve gelgelelim Osho bizim kişisel gelişimcilerimiz gibi her yeri 'inanın', 'başaracağız', 'inanmak başarmanın yarısıdır' gibi sözleri doldurmamış. Konu göründüğü gibi 'KORKU' .

    Kitapta Sevgili Osho birçok Korku'dan bahsetmiş. Sayfa 13te ;
    "Bir insanı seversin ve bu sevgiyle, aynı pakette, korku da gelir - o insanın seni terk edebileceği korkusu. Zaten başka birini terk edip sana gelmiştir, o yüzden örneği de karşındadır; belki aynısını sana da yapacak. Korkarsın, midenin düğümlendiğini hissedersin. Öyle bağlanmışsındır ki, çok basit bir gerçeği göremezsin: Sen dünyaya yalnız geldin. Dün de buradaydın, o insan olmadan ve gayet iyi gidiyordun, midende düğümler olmadan. Yarın, eğer bu insan giderse... Düğümlere ne gerek var? Sen zaten bu insansız nasıl olacağını biliyorsun ve tekrar yalnız olabileceksin." diyor.

    Osho'cuğumu bu alıntıdan sonra gerçekten sevdim. Sanırım bu sözleri kim söyleseydi onu sevebilirdim. Ve o an için denk gelen o oldu. Her neyse. Bir insana fazlasıyla bağlandığım için, onu kutsallaştırdığım için artık yaşam çok fazla zordu benim için. Çünkü o her gitmek istediğinde kutsal saydığım önemsediğim çok sevdiğim insan gitmek istediğinde sanki bir daha mutlu olamayacakmışım gibi geliyordu. Kendimi hep ona bağlı hissediyordum. Ve sonradan fark ettim ki evet o olmadan önce de ben vardım. Yine hayatıma devam edebilirim. Ah tamam tamam inceleme yapıyorum burda daha güzel yazmalıyım değil mi? Olduğu kadar sevgili okurlar.


    Yine sayfa 32 de "Otururken otur, yürürken yürü, her şey bir yana, sendeleme." diyor Osho'cuğum.
    Bunu yapınca hayat o kadar da zor değilmiş dedim :d. Bilemiyorum şuan böyle bir şeye ihtiyacım olduğu için mi benimsedim kitabı yoksa kitap baya iyi miydi..? Karmaşık. İyiydi. Kitap okurken sadece kitap okudum. Otobüs beklerken sadece otobüs bekledim. Bu bir nevi meditasyondu benim için diyebilirim.

    "Eğer cennete gitmek istemezsen, seni hiçbir rahip korkutamaz." dediğinde durdum ve geri döndüm sevgili Osho'cuğum. Aslında dikkat edilince bu çok güzel bir cümleydi. Korku için söylenecek, altı çizilecek en önemli cümlede olabilir, benim için. Çok ince ve üstünde düşünülürse eğer çok işe yarar bir cümle olabilir. Ben eğer hiçbir yere gitmek istemezsem beni hiç kimse korkutamaz.

    Böyle alıntıları toplayıp size hakkında bilgi verebilirim. Ama bunu burada bırakıp şuradan devam edeceğim :p ;

    İlerde psikoloji okumayı düşünen biri olarak kitabın çok fazla işime yaradığını ve ilerde de diğer Osho kitaplarıyla beraber daha çok işime yaracağını söyleyebilirim. Okuduğumu kendi halimde karşımda bana bir şeyler anlatan insanlara aktardığım zaman bu onlarda da güzel, olumlu sonuçlandı. Kişisel gelişim okumak pek hoş gelmezdi. Ama eğer ne için okuduğunuzu bilirseniz, önyargısız olursanız belki yine sizlere de faydası olacak bir kitap olabilir.
    Osho'nunda dediği gibi "Korkulacak hiçbir şey yok." sakin olalım. Korkuyorsan korkuyorsun. Bu kadar büyütme kabul et ve korkunu sevginin önüne geçirme.

    Umarım kitap hakkında yardımcı olabilmişimdir.

    Mutlu kalın :d (incelemeyi kendim için yazdım faydası olmamış olabilir ama dursun bi köşede)
  • 544 syf.
    ·6 günde·Beğendi·8/10
    Bugünün dünyasına 1996 yılından bir bakış. Yazılanlar gerçekleşmiş mi ? Maalesef bir kısmı için evet gerçekleşmiş diyorum. Bir kısmı içinse gerçekleşme aşamasında diyebiliyorum. Diğerlerini de yaşayabilenler görecek. Çünkü anlatılanlar uzun dönemler içindeki olası gelişmelerdir.

    Yazar kitabında önce medeniyet tanımını yapıyor. Arkasından geçmiş medeniyetlerden kısaca bahsettikten sonra günümüz medeniyetlerini sayıyor. Bu medeniyetlerin geçmişlerini ve 1996 yılındaki durumlarını bizlere aktardıktan sonra esas konu olan bu medeniyetlerin birbirleri arasındaki ilişkileri ve çatışmaları anlatarak, dünya için bir gelecek profili çiziyor.

    Çok ilginçtir ki 1996 yılında gelecek için oluşturduğu bu profilde medeniyetlerin her birinin geleceğini çizerken nedense Müslüman cumhuriyetlerin geleceğinin karanlık olduğunu daha kitabın ilk başlarında yazıyor. Bugün, İslam dünyasının içler acısı durumuna baktığımızda, yazarın bu kehanetini aynen yaşadığımızı görüyoruz. Peki bu durum sizce bir tesadüf müdür ? Bence hayır. Burada akla gelen iki şey var. Birincisi yazar gelecek için yapılan gizli planları bir şekilde öğrendi ve bu kitabı o doğrultuda yazdı. İkincisi ise bütün olacakları yazar senaryolaştırdı ve dünya düzeni bu senaryoya göre şekillendirildi ve şekillendiriliyor. Hangisi doğru bilemiyorum.

    Tabii ki yazar sadece İslam medeniyeti hakkında yazmıyor kitabında. Tüm medeniyetleri tek tek ele alıyor, geçmişlerini ve gelecekte olabilecek senaryoları ayrıntılı bir şekilde anlatıyor. Ben spoiler olmaması ve bizi ilgilendirmesi açısından sadece İslam medeniyeti ile ilgili çizdiği geleceğe dair bir cümleyi burada yazdım.

    Yazarın Batı medeniyetinin bir mensubu olması dolayısıyla , kitabın yazımında tamamen Batının menfaatleri doğrultusunda olaylara baktığı ve o şekilde gelecek şekillendirdiği de kitapta gözden kaçmayan bir nokta olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Eğer kitapla ilgili paylaştığım alıntılara bir göz atılabilirse, kitabın bütün dünya ülkelerini ilgilendirecek biçimde çok ayrıntılı olarak yazıldığı görülecektir. Bu yüzden yazarın, İslam medeniyetinin en önemli altı ülkesinden biri olarak kabul ettiği ülkemizin geçmişi ve geleceği ile ilgili çok geniş bir şekilde yaptığı değerlendirmeler de kitapta çok fazla yer kaplamaktadır.

    Bugünkü dünya düzeninin iyi anlaşılması ve başımıza gelmesi muhtemel olumsuz olaylardan korunabilmek için, bu ve bunun gibi kitapların mutlaka okunması gerektiğini her zaman öneren bir kişi olarak, bu kitabın da mutlaka okunmasını öneriyorum.
  • Ben hakaretleri bağışlayacak kadar iyi bir yapıda değildim. Ama sonunda onları unutuyordum hep . Benim kendisinden nefret ettiğime inanan biri, onu geniş bir gülümsemeyle selamladığımı görünce apışıp kalıyordu. O zaman , yapısına göre ya bendeki ruh büyüklüğüne hayran oluyordu yada ödlekliliğimi küçümsemeyle karşılıyordu., oysa bu davranışımın nedeni daha basitti : adını bile unutmuştum adamın . Ilgisiz ya da nankör kılan aynı sakatlık o zaman büyük ruhlu hale getiriyordu beni.
  • Kim beni yazdığım romandaki bir cinayetten yargılayabilir ki? Kim o romandaki insanlara acı çektirdiğim için beni suçlayabilir ki? Kim benim kötü biri olduğumu düşünebilir ki? Yarattığım kötülük kadar övecekler beni. Ben de Tanrı'nın romanıyım işte. Hepimiz onun romanıyız.
  • Ben seyahatler, kitaplar ve araştırmalar için babamın milyonlarını harcadım. Tek bir gün “Ama artık yeter” demedi. Her istediğim parayı gık demeden verdi. Bu konuda tek dediği “Devletin yapacağı işi yapmaya kalkma; biz devletten zengin değiliz” olmuştur. Bir keresinde Steno’nun jeolojinin temeli addedilen meşhur eserinin 1669 tarihli orijinalini Zürih’te bir sahafta buldum. Tesadüf o hafta Neuchâtel’den şeref doktorası almış olduğum için annem, babam, Oya, kardeşim Merâl ve onun eşi Halûk hep birlikte Zürih’teydik. Kitabın fiyatını duyunca annemle Oya neredeyse tavana vuracaklardı (Bugünün parasıyla yaklaşık 30 bin ABD Doları). “Bir kitaba bu kadar büyük bir meblağ verilmez” diye tutturdular. Yatağa yarım uzanmış olan babam sadece “Canım, ne işe yarayacak bu kitap?” diye sordu. Ben de “Doğrusunu istersen, hiçbir şeye” dedim. “Bu o kadar meş- hur bir kitap ki tıpkıbasımları, tercümeleri ibadullah mevcut ve bunları birkaç on franka almak mümkün. Ama bu orijinalden benim bildiğim kadarıyla dünyada 20 tane mi ne kaldı. Bunu alırsam, ‘Bunlardan biri de Türkiye’de’ diyecekler” dedim. Babam hiç istifini bozmadan “O zaman git al” dedi. Ben de annemin ve Oya’nın protestoları arasında odadan fırlayıp gidip kitabı aldım. O kitap -tabii bulunabildiği zaman- bugün uluslararası müzayedelerde aldığımız fiyatın 5 katına alıcı bulmaktadır.
  • Bir akşam -üstü pencerenden bakıyordun
    Ağır ağır , yollara inen karanlığa.
    Bana benzeyen biri geçti evinin önünden.
    Kalbin başladı hızlı hızlı çarpmaya...
    O geçen ben değildim.