• 136 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Öncelikli olarak bu kitabı özellikle anneler ve babalar okumalı! Hani şu koca burnunu çocuklarının hayatına sokup, hiçbir şekilde çocuğunun ne yapacağını düşünmeyen anneler ve babalar!

    Öncelikli olarak belirtmek istiyorum ki, genelde kitapların filmlerden daha iyi olduğu söylenir; ancak bunda tersi söz konusu. Neden? Hemen hemen kitapla film arasında uyarlama büyük çoğunluğu aynı olsa da, kitabın görsele dökülmesi daha etkileyici kılıyor. Düşünsenize; Bay Keating, Robin Williams gibi efsane bir oyuncu. Oyuncuların muazzam performansları. Tabii, aralarında Robin Williams ve Ethan Hawke kendini gösterip ön plana çıktı. Kadro çok iyi, oyunculuklar çok iyi, konu çok iyi. Bu kitabın görsele dökülmesi çok iyi. Görsele dökülüp, daha çok kitleye ulaştırılması daha iyi oldu. Kitap da başka ama film daha başka. Filmi önceden izleyince, sık sık karakterlerin suratlarını hatırlamaya çalışıyorsun ve bu da beni kitabı okurken sık sık böldü.

    Evet, bu kitabı özellikle anne ve babalar okuması gerektiğini söyledim. Neden? "Bir öğretmen gelir çocukların dünyası değişir" düşüncesinden ziyade, "anneler ve babalar" odak noktasını oluşturuyor kitabın. Disiplin iyidir de, zihinlerdeki zincire taş bağlıyorsa, ayaklara bağ oluyorsa o disiplin, o mükemmellik, gelenek ya da onur, insanlık dışı bir şeydir. Öncelikli olarak bu karanlık düşüncelerden kurtarmak için anne ve babalar bu kitabı özellikle okumalı ve düşünmeli.

    Diğer yandan öğretmenler ve öğretmen olacaklar bu kitabı okumalı. "Disiplin" deriz ya, disiplin dediğimiz şey bir öğretmen için ödev verip, sınav yapıp geçmek olmalı. Bakış açısı kazandırmıyorsan, hayata karşı sudan çıkmış balık gibi kalmasını sağlıyorsan hiçbir şey vermeyip, ezberletmeyi görev sayıyorsan, sen bu öğretmenliği yapma! Hele müfredata bağlı olup, müfredat dışı bilgi vermekten acizsen, sen bu işi hiç yapma! Eğitim sistemi, müfredata bağlı kalıp, müfredat dışı bilgi vermekten aciz olan, öğrencilerin ilgisini çekmeyip, parayı tek odak noktası yapan öğretmenler yüzünden bu hâle geldi! Bu kitap, anne ve babaların yanında öğretmenler de mutlaka okumalı. Öğrenme; önce anne ve babayla, sonra da öğretmenlikle başlar. Yaşasın, ezberci zihniyete köle olmamış, gelecek nesle bir şeyler verebilen öğretmenlere! Hani demiş ya Atatürk; "Öğretmenler, gelecek nesil sizin eseriniz olacaktır!" diye, ne kadar da doğru söylemiş.

    Bu kitabı aynı zamanda şiir sevenler okumalı ya da şiiri sevmeyenler de olsa okuyup düşünmeli! Ölü Ozanlar Derneği, ne güzel de bir ortam! Şiir okursun, bundan güzel ortam mı var? Hem de korkmadan, cesurca, hem üreterek, hem de üretilmişleri okuyarak! John Keating'lere ihtiyacı var bu dünyanın. John Keating gibi insanlar olsa dünyada, öyle güzel şairler ortaya çıkar ki, biz bile şaşırır kalırız bu durumdan! Şimdilerde şairlik kalemi ele alıp, anlamsız cümleler kurup, bunu "şiir" sanmak. Böylelerini şair olarak görenler, geçmiş zamanlardaki usta şairleri görmezden gelme yetisine sahip olabiliyor. Ne kadar yazık! Günümüzdeki birçok şair de hissiz şair. Hislerine değil, maddiyatına şair.

    "Carpe Diem" felsefesine gelelim. Öyle alelade bir şey değil. Anı yaşamak da, herkesin harcı değil. Geçmişle gelecek arasında sıkışıp kalan insanlar olarak bu felsefeyi öğrenmemiz gerek. İşte bu kitap sayesinde akla "Carpe Diem" kazınacak. Özellikle de film sayesinde. Görseller iyi yapıldığı takdirde kimi zaman kitaplardan daha çok akıllarda kalabilir. İşte ben bu kitabın bu felsefeyi kafalarda oturttuğuna, en azından "anı yaşa" sözünü zihinlerde uyandırdığına inanıyorum. Ne kadar anı yaşayabiliyoruz muamma ama, yaşasın anı yaşayanlara, yaşayabilenlere!

    Psikolojik olarak sindirilmiş yaşayanlar da okumalı ve bu kitabı ya da filmi hayatının merkezine yerleştirmeli! Kabuğunu kırmalı! O kabuğu kırmak, yaşam enerjisini toplamak da bazen bir kitapta, bazen de bir filmde saklıdır. İşte bu kitap ya da film, hayatın merkezini yerleştirmelik!

    Biraz görsele başvuralım!

    Filmden efsane Todd Anderson sahnesi:

    https://www.youtube.com/watch?v=IrvMrf-Pjhw

    Filmin efsanevi son sahnesini hatırlayalım:

    https://www.youtube.com/watch?v=eiOojrpXWBE

    Leyla ile Mecnun'daki göndermeyi de unutmayalım ve biraz gülelim:

    https://www.youtube.com/watch?v=rRl_C6356V0&t
  • O Captain! My Captain!
  • "Ah ben! Ah hayat!'
    Durmadan tekrarlayan sorulara,
    Sadakatsizlerle dolu bitmek bilmeyen trenlere,
    Aptallarla dolu şehirlere,
    Ne olmalı cevabım?
    Ah ben! Ah yaşam!"

    Walt Whitman
  • **
    - Kitap okur musunuz Bay Anderson?
    +Okumuyorum. Eksikliğini de hissetmiyorum.
    - Ama biz hissediyoruz.
    "
    Vakit varken tomurcukları topla. Zaman hala uçup gidiyor ve bugün gülümseyen bu çiçek yarın ölüyor olabilir.
    "
    Kim ne derse desin, sözcükler ve düşünceler dünyayı değiştirebilir.
    "
    Tıp, hukuk, ticaret, mühendislik, bunlar asil uğraşlardır ve hayatı sürdürmek için gereklidirler. Ama şiir, güzellik, romantizm, sevgi, bunlar hayatta kalmak için yaşadığımız şeylerdir.
    "
    Aptalca hayâller peşinde koşmayan bir kalp gösterin, ben de size mutlu bir insan göstereyim.
    "
    Günü yaşayın. Çünkü ister insanın ister inanmayın, bu odadaki herkes bir gün nefes almayı bırakacak, soğuyup, ölecek.
    "
    **Edit:
    Millet, kendi sesinizi bulmak için çabalamalısınız. Çünkü ne kadar uzun beklerseniz, bulmanız o kadar zor olur. Thereau demiştir ki, "Çoğu insan hayatını büyük bir çaresizlik içerisinde geçirir." Siz böyle olmayın! Bırakın bunu!
    -
    Bu bir savaş, muharebe; kalpleriniz ve ruhunuz yara alabilir.
    -
    Sana gülmüyoruz, sana doğru gülüyoruz.
    -
    Ormana gittim; çünkü bilinçli yaşamak istiyordum. Hayatı tatmak ve yaşamın iliğini özümsemek istiyordum. Yaşam dolu olmayan her şeyi bozguna uğratmak ve ölüm geldiğinde aslında hiç yaşamamış olduğumu fark etmemek için.
    -
    İçimdeki barbarca çığlığı dünyanın çatısından haykırıyorum.
    -
    Ormanda yol ikiye ayrıldı ve ben hep daha az kullanılanı seçtim. Bu hayatımdaki tüm farkı yarattı.
    -
    _Keating: Bay Pitts, neredesiniz? Kitabını sayfa 542′ye aç. Şiirin ilk
    dörtlüğünü oku.
    _Pitts: Vaktini İyi Değerlendiren Bakireler mi?
    _Keating: Evet, o şiir. Size uygun değil mi?
    _Pitts:
    “Henüz vaktin varken tomurcukları topla.
    Zaman hâlâ uçup gidiyor.
    Ve bugün gülümseyen bu çiçek,
    yarın ölüyor olabilir.”

    _Keating: Sağ olun, Bay Pitts. Henüz vakit varken tomurcukları topla. Bu duygunun Latince ifadesi, Carpe Diem. Ne demek olduğunu bilen var mı?
    _Meeks: Yaşadığın günü kavra.
    _Keating: Yaşadığın günü kavra! Henüz vakit varken tomurcukları topla. Yazar bunu neden yazmış?
    _Öğrenci: Acelesi var.
    _Keating: Bilemediniz. Ama önemli olan yarışmaktı. Çünkü hepimiz solucan yemi olacağız, arkadaşlar! Buna ister inanın, ister inanmayın, her birimiz bir gün nefes almayı kesecek ve öleceğiz. Şimdi öne doğru bir adım atın. Ve geçmişten gelen bu yüzleri biraz inceleyin. Onlara daha önce ciddi olarak bakmadınız. Sizden pek farklı değiller. Aynı saç modeli. Tıpkı sizler gibi hormonlara sahipler. Sizler gibi yenilmez hissediyorlar! Dünya onlar için bir istiridye. Çok büyük şeyler başaracaklarına inanıyorlar. Sizler gibi gözleri umutla dolu. Peki yapabileceklerini yapmak için yaşamaya acaba çok geç mi başladılar? Çünkü bu oğlanlar artık çiçeklere gübre oldu. Ama eğer dikkatle dinlerseniz size fısıldadıklarını duyarsınız. Yaklaşın. Dinleyin! Duyuyor musunuz? Carpe… Carpe… Carpe Diem… Yaşadığınız günü kavrayın, çocuklar. Hayatınızı olağandışı yapın!

    **
    https://i.hizliresim.com/YdN16k.png
    https://i.hizliresim.com/EOR7Dg.png
    https://i.hizliresim.com/2O9MaE.png
    https://i.hizliresim.com/Z5Er33.png
    https://i.hizliresim.com/lQWoZQ.png
    https://i.hizliresim.com/VQMZDB.png
    https://i.hizliresim.com/1pg9EB.png
    **
    https://youtu.be/j64SctPKmqk (O, büyüleyici sahne)
    https://youtu.be/ffIuliItBvo
    **
    O captain!.. My captain!

    -Dead Poets Society
    (Ölü ozanlar Derneği)
  • 136 syf.
    ·2 günde·10/10
    Eğitim sistemi bizi eğitiyor mu yoksa kısıtlıyor mu?

    Kitabı okuduktan sonra hemen hemen herkesin aklına bu soruya yakın soru gelmiştir. Eğitim sisteminin sistemsizliği bizleri bir kalıba sokup belirli bir düşünceden fazlasını düşünmemezi engelliyor. Okula başladığımız andan itibaren okuma amacının iyi bir meslek sahibi olabilmek olduğu hedefleniyor. Böylece amaç yüzünden araç unutuluyor. Bir meslek edinebilme hastalığının peşinden koşturup hayatın kendisi unutuluyor. Yıllarca sınavlarla uğraşan çocuk kendini ve hayatını yaşayamıyor. Okulu bittiğinde ise hayata atılıp yenilgiye uğruyor. En büyük sorun çocukların birer proje olması. Evet, çocuklar ailelerin birer projesi oluyor. Aileler ne isterlerse çocuklar onu yapıyorlar. Özgür olması gereken düşünce belirli sınırlar çizilip o sınırın içinde bırakılıyor. Aileler istiyor ki çocuğuö ileride iyi para kazansın, iyi bir işi olsun boş işlerle uğraşmasın. Düşünceler doğru fakat yöntem baştan aşağı yanlış. Bir çocuğa mühendis ol yazarlık para getirmez dendiği sürece o çocuk ileri ki yaşantısında kendi istediği şeyi yapamadığı için mutsuz olacaktır. Çocuk doğru şeylere yönlendirilirken ona seçim hakkı da sunulmalıdır. İnsanın kendisinin yapamadığı şeyleri çocuğuna yaptırmaya çalışmak marifet değildir. Belki şuan mühendislik okutulan bir çocuk dünyayı sözleriyle değiştirecek bir felsefeci olacaktı. İlla böyle okunularak sahip olunacak meslekler olmak zorunda değil, insan zevk aldığı için kuru temizlemeci de olabilir. Önemli olan hangi işi yapmaktan zevk aldığını bilmelisidir. Mesleğin getirdiği para az olabilir ama o meslek onu mutlu etmeyip yıpratacaksa aldığı paranın pek önemi olmayacaktır. İnsan tek bir ekmekle mutlu olabilirken bir sürü parayla mutluluk kuramayabilir.
    Mutluluğu ve zevkleri olmayan yaşantı doğru mudur?

    Kitabımız ise yukarıda anlattığım baskıcı sistemi yıkmayı anlatıyor. Bir grup öğrencinin baskıcı ve sert kuralları olan okuluna atanan yeni edebiyat öğretmeni öğrencilerine özgür düşünmeleri gerektiğini gösteriyor. Derslerinde belli bir kitaba bağlı kalmadan edebiyatın kendisini öğrencilerine anlatıyor. Lise çağlarımda bende sistemi boğucu bulduğum için kendi bildiğimi okuyup dersleri umursamazdım. Şimdi ise tarihi, coğrafyayı, edebiyatı kendim öğreniyorum ve o zaman öğrenmediğim için pişman değilim. O zamanlar da bir odaya kapanıp ders çalışmadım. Kendi hayatımı yaşayıp zorluğu, acıyı, mutluluğu gördüm. Meslekler hakkında değil, hayat ve insan hakkında bir şeyler öğrenmek bana daha çok keyif verdi. Her insanın özellikle de öğrencilerin okuması gereken bir kitap.

    İnsan düşüncelerini özgür bırakmayı öğrenmeli çünkü düşünceler özgür olmadığı sürece yaşantı hür olmuyor.