• 416 syf.
    ·2 günde·10/10
    Livaneli gibi, romanlarında hem sanatı hem de tarihi bilgileri sürükleyici bir şekilde veriyor. Osmanlı’nın yıkılışını, milli mücadeleyi,Celileyi ve tabi Nazım ı sanatçı gözüyle betimliyor.
    O Kural tanımaz,haklı bir sevgili: CELİLE.
    Okurken Yahya Kemal Beyatlı dan nefret ettim, detayları kitabı okuyunca sizde anlayacaksınız. Şiirleri gibi karakteri yokmuş.
    ***
    Artik demir almak günü gelmisse zamandan
    Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan
    Hiç yolcusu yokmus gibi alir yol
    Sallanmaz o kalkista ne mendil ne de bir kol

    ***Bedenini , duygularını ve zihnini kontrol etmeyi hep gezilerinde öğrendi. Sayfa : 288 Mesele bu değil mi zaten?

    ***Yoruma devam etsem kitabı buraya aktarmam gerek.Kesinlikle okunması gereken bir roman.
  • 416 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Celile... O paşa kızı, paşa gelini, Osmanlı'nın ilk kadın Nü ressamı, ünlü şair oğlu Nâzım'ı ikinci defa doğuran anne ve Yahya Kemal'in Ela Gözlü Pars'ı.

    İnişli çıkışlı yaşam öyküsü beni her zaman etkilemiştir Celile'nin. Yıllar önce okuduğum Yılmaz Karakoyunlu'nun Yorgun Mayıs Kısrakları kitabında dikkatimi çekmişti. Bu kitapla da merak ettiğim yönlerini öğrendim. Hayata karşı nasıl dik durduğunu, aşkı için nasıl çırpındığını ve sonunda hüsrana uğradığını. Kii arkadaşı Marcel'e yazdığı bir mektubunda aşkı Yahya Kemal için;

    "Nasıl olacak da olacak bilmiyorum! Kemal ürkek. Bana soracak olursan, bir guvercinin yüreği bile onunkinden büyüktür. Belki de o dokunaklı şiirlerin ardında yatan neden bu."

    Diyerek yaşadığı hayal kırıklığını dile getirir.

    Yıllar sonra da kardeşine şair için şu sözleri sarf eder Celile ;
    "O ince derin şiirler gönülden gelmiyormuş. Sadece kelimelerin ustalıkla yan yana dizilmesinden ibaretmiş meğer. "

    Son dönemde okuduğum etkili kitaplardan bir tanesi. Yazarın anlatımı ve o dönemde gelişen olaylarla ilgili sayfa altında verilen tarihi bilgi kitabı daha da cazip hale getiriyor. Özelikle son bölümlerinde Nâzım Hikmet'in cezaevi günlerinden de bahsetmesi, Celile'nin oğlunu kurtarmak için onunla birlikte açlık grevine başlaması, kahramanımızın mücadeleci ruhunu da gözler önüne seriyor.

    Güzel bir yolculuk oldu benim için. Okumayanlara tavsiye ederim...
  • 408 syf.
    ·2 günde·10/10
    #Kitapyorum
    #OsmanBalcıgil
    #YeşilMürekkep
    #408
    syf

    Bitti...
    Sayın yazarımız Osman Balcıgil'in Ela Gözlü Pars Celile'den sonra yine hayranlıkla ve tadı damağımda kalarak okuduğum ikinci eseri...
    Akıcı bir dil ve iyi bir bilgi birikimi ile kaleme alınmış gerçek yaşam ve kurgunun güzel bir şekilde harmanlanmasıyla ortaya çıkan muhteşem bir biyografik roman... Kısacık bir hayata, nesilden nesile miras kalacak eşsiz eserler sığdırmayı başarmis, vatansever bir aydın... Yazılarıyla haksızlığa, baskılara, dayatmalara başkaldıran aşka aşık bir sevda adamı Sabahattin Ali'nin hayatını ve yaşadığı dönemi merakla, şaşkınlıkla ve hüzünle okudum...
    Aziz Nesin ve Nihal Atsız ile diyalogları oldukça ilginçti. Sabahattin Ali'nin çapkınlığı ve daldan dala konan bir şıpsevdi olmasının ardından yaptığı evlilik, eşi ve kızı ile yazışmaları ise oldukça hüzünlüydü...
    Sabahattin Ali'nin kitaplarını yazarken ki şartları ve esinlendiği olayları da düşününce kitapları kesinlikle okumalı, okutulmalı ama O'nu anlayabilmek için kitabından önce hayatı okunmalı...
    Yeşil Mürekkep beğeni ile okuduğum eşsiz eserler arasında yerini aldı kesinlikle tavsiye ederim...

    Sayın yazarımız Osman Balcıgil'in yüreğine, emeğine, kalemine sağlık...
  • 416 syf.
    ·28 günde·Beğendi·10/10
    Nazım Hikmet'e ilgim o kadar yogunken hep köşe yazılarında, tweetlerde, orda burda okuduğumuz hayat hikayesini bir de böyle bütün hayatı, yaşadıkları, sevdikleri, dostları da bilip annesinin, Ela gözlü Pars'in gözünden okumak daha bir ayri zevkti benim için.
  • 432 syf.
    ·10 günde·Beğendi·10/10
    #ipeksabahlık #osmanbalcıgil #431syf #tavsiyekitap #tavsiye #okurken...Tek kelimeyle ŞAHANE...! O kadar hüzünlü bir hayat ki, sonunda ağlattı..Evet yine Osman Balcıgil'den roman tadında bir biyografi. Zor kitaplar dışında biyografileri bana sevdiren yazar..Daha önce okuduğum Sabahattin Ali'yi anlatan Yeşil Mürekkep de, Nazım Hikmet'in annesini anlatan Ela Gözlü Pars Celile de harikaydı ve çokk sürükleyiciydi..3 kitapta da Nazım Hikmet adıyla ve kahramanların yaşamlarında yer alışlarıyla vardı, şimdiki beklentim yazardan Nazım Hikmet'i de kaleme alması.. Kitaba gelince 1900lü yılların başında yazarın deyimiyle ağzında altın kaşıkla doğan paşa torunu kadın gazeteci-yazar Suat Derviş'in hüzünle sonlanan yaşam hikayesi. İdealist bir gazeteci ve yazar. Hani o filmini izlediğimiz Fosforlu Cevriye'nin yazarı..3 defa evlendikten sonra Atatürk'ün teyzesinin oğlu ve TKP'nin 1 numaralı adamı, hayatının aşkı Reşat Fuat Baraner'le evlenen ve kendisi gibi idealleri uğruna kendi bildiğinden şaşmayan kocasının dönemin hükümeti tarafından hapse atılmasıyla uzun yıllar ayrı kalmış, kendisi de ülke çapında yazılarından dolayı pek çok gazeteden afaroz edilmiş, uzun yıllarını ülkesinden ayrı geçiren müthiş bir gazeteci..Son derece eğitimli, kusursuz almanca ve fransızca bilen, kitapları dünya dillerine çevrilmiş bir kadın Suat Derviş..Kendi bildiğinden şaşmadığı için zirvede ve şaşalı bir yaşam süremeyip sefalet içinde ve kimsesiz, üzerinde nereye gitse yanında taşıdığı annesinin hediyesi olan İpek sabahlıkla 1972 yazında ölmüş..İşte böyle bir kadının hikayesi bu kitap..Okuyun mutlaka, yaklaşık 70 yıl içinde dünya ve Türkiye'de gelişen tüm olaylar nefis bir araştırma ile romanın içinde okuyucuya sunulmuş..Gazeteciligin canli tarihi gibi bir kitap..Pişman olmazsınız..! Şiddetle tavsiyemdir...
  • 416 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Ela Gözlü Pars Celile’ Kitap Yorumum;
    Osman Balcıgil’i ilk Sabahattin Ali’yi anlattığı ‘Yeşil Mürekkep’ kitabıyla tanıdım, kitabın tesirinde o kadar çok kalmıştım ki diğer eserlerini de okumam gerektiğini düşünmüş ve ikinci hakkımı Nazım’ın da içinde çokça geçtiği, Nazım’ın annesinin hayatını konu alan ‘Ela Gözlü Pars Celile’den yana kullanmak istedim. Kitap geçtiğimiz yıl Mart ayında Destek yayınlarından çıkmıştı, bir senesinin dolmasına bir ay kala 60. Baskısını yaptığını görüyorum elimde ki kitabın kapağından. Kitaba duyulan ilginin açık bir kanıtıdır baskı sayısı, ne kadar talep gördüğünü de buradan anlamak mümkün zaten..
    Yazar üslubunda beni yine şaşırtmadı demekten büyük kıvanç duyuyorum, zira roman tadında kaleme alınan ve beni uzun süre tesiri altına bırakan Yeşil Mürekkep’ten sonra daha azına razı olamazdım doğrusu. Celile hanımla, Nazım’la ve o dönemin birçok tanıdık ismiyle ilgili ne kadar az bilgiye sahip olduğumu öğrendiğimde yüzüm hayli kızardı diyebilirim. Ama er ya da geç öğrenmenin vermiş olduğu haz gerçekten de paha biçilmez ve buna vesile olduğu için yazarımıza teşekkürü borç bilirim..
    Gelelim kitapla ilgili detaylara, iki ayrı dönem aynı anda işleniyor, yani şimdiki zaman ve geçmişin ustaca harmanlandığını söyleyebilirim. Kitabın başladığı noktada Nazım’ı açlık grevinden kurtarmak için Celile hanımın planlamak üzere olduğu bir protesto gösterisinin hazırlıklarını anlatırken, birden Celile hanımın Nazım’a hamile olduğu döneme dönüyorsunuz yani tarihler 1902’yi gösteriyor ve Nazım’ın doğumuna sayılı günler var. Selanik’te başlıyoruz Celile hanımı tanımaya, eşi Hikmet beyin görevi münasebetiyle iki yıl yaşıyorlar Selanik’te. Osmanlı İmparatorluğunda görev yapmış bir paşanın torunu, bir paşanın kızı ve bir diğer paşanın da gelini Celile hanım, yani sözün özü ailesi itibariyle sarayın müdavimlerinden..
    Çok alımlı, çok iyi eğitim görmüş genç bir kız olduğundan küçük yaşta fazlaca ilgiye mazhar oluyor ve daha genç bir kız bile değilken görücüleriyle tanışmak zorunda kalıyor, kendine en münasip aday olan Mehmet Nazım Paşanın oğlu Hikmet’te karar kılıyor. Şimdiler de çocuk dediğimiz yaşta dünya evine giriyor sosyetenin göz bebeği Celile ve daha ilk gecelerinden anlıyor Hikmet’i seçmekle ne yanlış bir karar verdiğini. Tek tesellisi kendisinden 40 yaş büyük olmasına karşın onu kendi oğlundan bile fazla benimseyen sevgili kayınpederi Mehmet Nazım Paşa ile yaptığı sohbetler, aynı çatı altında geçirdiği zamanlar, onun sanatına karşı duyduğu ilgi alakadır. 14 yıla 3 çocuk (2’si sağ 1’i ölü), bir çok şehir ve bir çok anı sığdırıyor Celile ve sonrasında da yaptığı yanlışı daha fazla uzatmak istemeyerek son veriyor Hikmet’le olan evliliğine..
    Dönemin yeni yeni filizlenen genç şairlerinden olan Yahya Kemal’e kaptırıyor gönlünü güzel kadın, onun için evlatlarının ve çevresinin tepkisini hiçe sayıyor, hatta işi daha da abartarak adada birlikte yaşamaya kadar götürüyor. Lakin işler ciddiye dönüp de evlenme vakti gelip çattığında uğruna şiirler yazan, gözyaşları döken, onunla konuşabilmek pahasına türlü oyunlar çeviren genç şairin güvercin yüreği kadar bir yüreğe bile sahip olmadığını anlıyor. Şair, el alem ne der korkusuyla ela gözlü pars diye uğruna şiirler yazdığı güzel Celile’ye sırtını dönüyor ve Celile’de bu aşkı kalbine gömerek ülkeyi terki diyar ediyor, genç kızlıktan beri mektuplaştığı fakat 20 yıldır görmediği Paris’te yaşayan sevgili dostu Marcel’in yanına gidiyor..
    Tabi bunlar olurken aynı zamanda çok çalkantılı bir dönemin sorunlarıyla da boğuşmak zorunda kalır, babası ve kayınpederi iki önemli paşa olan Celile, saraya istediği gibi girip çıkabilen sayılı kişilerdendir. Bu yüzden de en önemli hadiseleri birinci ağızdan ilk öğrenen kişiler arasındadır. Dönemin padişahı Vahdettin, Osmanlı imparatorluğunun son halifesi olarak ülkesini ve topraklarını ardında bırakarak bir gemiyle kaçmak durumunda kalır. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu Atatürk’ün başlattığı Anadolu Hareketinin başarası, ardı ardına imzalanan ve günümüz Türkiye’si için olmazsa olan anlaşmalar derken Celile’nin hayatının üzerinden bir imparatorluğun çöküşüne ve yeni bir devletin doğuşuna tanıklık ediyorsunuz. Öyle ki okuduğunuz kitabın bir biyografiden ziyade tarihi bir roman olduğunu düşünmeniz bile çok olası. Ben biyografi diyorum lakin sizi yanıltmış olmak istemem aslında kitabın türü roman, lakin bende bıraktığı tadı tam olarak tarihi bir biyografidir..
    Kitabın altında numaralandırma sistemiyle açıklamalar kısmı yine çok şahane düşünülmüş bir detay, zira bahsi geçen isimlerin ve olayların tam hali ve tarihleriyle birlikte okuyucuya alt yazı mahiyetinde sunulmuş, çok da iyi düşünülmüş doğrusu. Bunca bilgiyi toplayıp, harmanlamak ve bir kurguyla okuyucuya sunmak gerçekten büyük bir emek, üstün bir çaba ve üst düzey bir bilgi birikimi demektir. Bu açıdan dönemin olaylarını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren yazar bu işte ne kadar usta olduğunu bir kez daha okuyucusuna kanıtlamış oluyor. Tıpkı Yeşil Mürekkep’te anlatılan Sabahattin Ali’nin hayatından notlar gibi Celile hanımın hayatında da tarihimizin tozlu sayfalarını çeviriyor ve o dönemin zorluklarını bir kez daha idrak ediyorsunuz..
    Aynı zamanda dönemin ilk kadın Nü ressamı olan Celile hanımı okurken resimle ilgili bilmediğiniz o kadar çok şey öğreniyorsunuz ki, çizdiği tabloları anlatırken bir an gözlerinizi kapatıp hayal etmeye başlıyorsunuz, ya da o piyanosunun başına her oturuşunda çaldığı ezgiyi duyuyormuş hissiyatına kapılıyorsunuz. Öylesine içine alıyor ki kitap sizi, 416 sayfa ne ara bitti diye hayıflanırken buluyorsunuz kendinizi. Her şey bir yana Nazım’ı doğumundan başlayarak annesinin gözünden görüyor, onun bakış açısından analiz etmeye çalışıyorsunuz. Çünkü o özverili bir anne ve kaç yaşında olursa olsun evlat hep evlattır deyip Nazım’ın peşinde şehir şehir dolaşan cefakar bir kadın..
    Çevresi, yaşadığı şaşalı hayat, ailesi, arkadaşları, sosyal durumu geçirdiği zaman zarfında öylesine değişkenlik gösteriyor ki bir ömür nerede başlayıp, nerede son buluyor akıl erdiremiyorsunuz. Nazım’ın en umutsuz anlarında yanında olan ve tutunduğu birkaç kişiden biri olan annesi Celile hanım ona sanatın hep içinde olmasını umut ederek vermişti aynı zamanda kayınpederinin de adı olan Mehmet Nazım adını, üstelik çok da isteyerek yapmıştı bunu ama sonrasında Nazım’ın şiir tutkusu ve şiirlerinde kullandığı sivri dili ilerleyen hayatı boyunca hep derde sokmuştu başını. Lakin o hep onun biricik oğlu, ele avuca sığmaz bahriyelisi Nazım’ıydı, hangi kuvvet ondan vazgeçirebilirdi ki Celile hanımı? Geçiremedi de! Her daim yanında ve destekçisi oldu oğlunun, zaman zaman zıt taraflarda olsalar dahi bu gerçeği hiçbir şey değiştirmedi..
    Çok uzattım lafı farkındayım ama bu denli emek verilerek yazılmış bir kitabı daha az anlatmaya gönlüm razı gelmezdi doğrusu. Nazım’ı bir de annesinin gözlerinden okumanızı katiyetle tavsiye ederim. Onun şiirleriyle süslenmiş kısımları da benim gibi pür dikkat okuyacağınızı taahhüt ederim. Ve dahası hiçbir bölümünde sıkılmayacağınız, nadide güzellikte bir kitap olduğunu da söyleyebilirim. Tarihe, şiire, resme meraklıysanız, sanatın her dalından esintiler bulabileceğiniz bu güzel eseri mutlaka okumalısınız. Ben yazara bu güzel serüvene beni de ortak ettiği için bir kez daha teşekkür ediyor, kaleminize zeval gelmesin diyorum, okuyucusunun zaten bol olduğunu bildiğimden bu konuda yorum yapmayı es geçiyorum. Başka bir kitap yorumunda daha görüşmek üzere kitaplarla kalın sevgili dostlar..
  • 416 syf.
    ·8 günde
    Doğrusunu söylemek gerekirse, ilk defa romanda bahsi geçen bir kadını kıskandım. O kadın ki Nazım' ın annesi, Yahya Kemal' in sevgilisi, Yakup Kadri' nin, Tahsin Nahit' in dostu... Yaşadığı tüm talihsizliklere karşı "Ne şanslı kadın!" demeden edemedim.
    Nazım Hikmet' e bu kadar yakın olmak enfes bir histi. Bu kadar yazar ile , resim ile, sanat ile bir arada olmak tarif edilemez bir hissiyat.
    Romanın üslubu doğrusu zorlamıyor insanı. Dönemin siyasetine de yer yer tanık oluyoruz fakat bir ân "Canımın Can' ı GAZI MUSTAFA KEMÂL ATATÜRK' üme biraz daha yer verilseydi, adını daha çok görsem'" dedim fakat kitabın ana hususu daha çok Celile Hanım ve Nazım olduğu için kovdum hemen fikrimi zihnimden.
    Bildiğimiz , en bildiğimiz Nazım' ın aşkı Piraye ' ye de âşikar oluyor, Münevver' i de kabulleniyoruz. Anlıyoruz ki ; kimse de suç yok.
    Ah o şiirler, ah o Romantik Sosyalist Nâzım, ah o Ela Gözlü Pars!
    Keyifle okuyun efendim!