• SEN YOKSAN BENDE YOKUM... CANIMIN İÇİ
    Sonu gelmesin diyorum bu mesajın ama elimde değil hayatımıza sabah kaldığı yerden devam edeceğiz.Gecenin 4’ü oldu malum sabah erken kalkacağım , yastığımı toparlarken baş ucumda duran resmine bakıp bir öpücük konduracağım , benim için en önemlisi sensin , bu mesajı okurken sabah yüzünde ki mutluluğu görmek için saatlerce yürür gelirdim ama olsun bir seni seviyorum mesajına bile gülerim.Seni çok ama çok seviyorum , Allah ayırmasın yarim.

    Seninle tatile çıktığımız günü hatırlıyor musun ? ne kadar da masumdun .Kış dı ocak ayıydı yeni yılı kutlayıp gelmiştik Uludağ’a kar kadar güzeldi tenin.Bembeyaz tenine dokundukça

    gülümsüyordun ve ben o anını hiç unutamıyorum.Başında bembeyaz bir el örgüsü şapka ve elinde ise yoldan gelirken aldığımız bir eldiven.Kalbim atıyor seni anlattıkça.

    Uzandım şuanda geleceğimizi düşünüyorum , geleceğin gününü dört gözle bekliyorum.Hava da çok soğuk üşütme sakın , biraz hasta gibiydin içdin mi ıhlamurunu.Sevda kokan saçlarını

    iyi kuruttun mu ?

    Boş bir sokakta seni aramak dedikleri bu olsa gerek. Tek bir ses, tek bir ayak izi yok. Ben hala senden bir parça bulmaya çalışıyorum geceleri bu boş sokaklarda. Seni sevebildiğim kadar sevmek istiyorum. En sonuna kadar sevmek, iliklerime kadar sevmek, damarlarımdaki kanın akışını hissedercesine sevmek istiyorum. Seni sevmekten başka hiçbir işle boğuşmak istemiyorum. Aklımda, ruhumda, bedenimde sadece senin düşüncen yer alsın istiyorum. Seni seviyorum.

    Benim sana kurduğum her cümle şiir kokar. Sen insanın içindeki şairi parçalarsın; acısını son damlasına, sevincini en dibine kadar yaşatırsın. Senin adın ilham, senin adın aşk…

    Tarafsız seviyorum seni ben. Rakının beyazında, denin mavisinde, güneşin sıcaklığında… Sadece kendi tarafımca seviyorum. Sır gibi saklıyorum seni dillerden. Öğrenirlerse onlarda seni rakının beyazında, denizin mavisinde, güneşin sıcaklığında sevecekler. Sana başka aşk değmesin diye saklıyorum seni.

    Ey aşk atla içimden. Yakıp kavurma bedenimi, gençliğimi soldurma. Yüzümde ki hüznü al da öle git zira delireceğim. Tutamayacak hiçbir zincir beni. Bedenimi ortadan ikiye yaracak. Git aşk, git benden.

    Sana zarar vermeden seviyorum seni, arama sorma artık. Konuşma benden. Bir ölüyüm, bırak rahat yatayım mezarımda. Dürtme beni, dokunma bana.

    Senin aşkın dillere efsane gibi, her ağızdan ismin dökülür. Ey yar, nasıl da tutsak ettin beni. Kafesimin kapısı bir an bile aralanmıyor. Senin olmaktan şikayetçi değilim fakat azat et beni. Uçayım sana doğru, süzülsün kanatlarım göklerde. Beni fark et.

    Her geçen gün biraz daha soğuyor geceler. Yokluğun sinci bir yılan gibi sokuluyor koynuma. Boğazıma çöküyor her gece. Uyan sevgili, gecemi ısıt, koynuma yerleşen yılanı sök benden.

    Sen dünya üzerindeki en büyük ormansın. Yolların, ağaçların, dalların, yaprakların, birbirinden güzel çiçeklerin var senin. Bir de köklü bir çınarın..Gölgene çekilip saklanmak istiyorum, kabul et beni. Ayırma gövdenden…

    Kalbimden geçen sözler, dilimden havaya seker her cümlemde. Sen havaya seken cümlelerin yarısından bile bir haber. Karşılıksız aşk dedikleri bu oluyor sanırım. Milyonlarca kez söylenen ama bir kez bile duymadığın sözlerim var.

    Sen kendini en özel hissetmesi gereken kadınsın. Sen ateist bir insanı Allah aşkıyla donatırsın. Sen elinin değdiği her yere dua okunansın. Sen kadın, sen iyi ki hayatımda varsın.

    Beni unutma, ses ver arada. Sadece nefesini duysam da olur. Yeter ki yaşadığına dair bir ses fırlat. Bağır, çağır yahut küfret… Yeter ki bana soluk ver,

    Adını Soruyorlar

    Çok sular aktı üstünden,

    Öyle ki hiç dinmedi bu kanayan yaran.

    Pıhtılaşmış bir iç acın,

    Bir de sancın kaldı artık.

    Lüzumsuz olan ne varsa bende bu aralar,

    Özlem,

    Acı,

    Umut,

    En lüzumsuzu da aşk biliyor musun ?

    Hiçbir işe yaramıyor sensiz,

    Hep eksikliğini hissettiriyor soluma.

    Tek celsede boşanacak olsa ruhum, bedenimden

    İnan hiç düşünmem !

    Keserim bileklerimi,

    Tüm günahlarımı alır çeker giderim !

    Bir dakika yaşamam bu evde yokluğunla !

    Uzun zamandır bekliyorum bu satırları,

    Ha geldi, ha gelecek

    Ve bana seni anlatacaklar ümidiyle…

    Bak ; Sabah ezanında defin ettiğim yalnızlığımı,

    Tutuyorum elimde…

    Dudaklarımda ise sıkışmış bir cümle var,

    Elhamdulillah dedirtecek kadar üstelik…

    Benden sonraki durağın

    Mutlu sabahlar olur !

    Senden sonraki durağım

    Bayramdan, bayrama hatırlanan

    Penceresinde, yabani otlar yetiştirdiğim

    Ve komşularımı hiç tanımadığım, açık adres…

    Sanma ki günbe, gün ölüyorum !

    Ben sadece yeni bir aşkın tohumunu mezara ekiyorum..

    İçinde adından bir harf taşıyan cümlelere

    Şefkatle yaklaşıyorum artık.

    Seni sessiz harflere yerleştiriyorum,

    Kendimi, sesli harflere.

    Ve biz yanyana bir ‘Seviyorum’ yazamıyoruz…

    Adını soruyorlar hiç tanımadığım komşular,

    Ve ben ;

    Yaratan, yâr etti

    Yâr, yara oldu.

    Yaradan ötürü,

    Yaratana sığındım,

    Adı aşk oldu…

    Diyorum…

    Zengin şiirlerim yoktur benim,

    yazamam sana altın uçlu kalemle.

    Fakirdir şiirlerim, bir cebi delik.

    Üstü başı yırtıktır sözlerimin.

    Ama temizdir dizelerim,

    ama sıcaktır sana yüreğim.

    Ve bu hayatı seviyorum senle,

    sakın hiç bir yere gitme..

    Sana gelince..

    Sen, tek bir cümleye sığdırılamayacak kadar büyük duygularımın sahibi,

    bir cümleyle ifade edilemeyecek kadar kadar özel birisin.

    Sen insanın kendinden bile önce sevebileceği biri. Sen iyiki varsın…

    Seni sevmek,

    uçsuz bucaksız deniz gibi.

    Seni sevmek,

    pembe bir rüya gibi.

    Seni sevmek,

    Denizin üstünde yürümek gibi.

    Seni sevmek,

    denize vuran yakamoz gibi.

    Seni sevmek,

    sonu olmayan bir yol gibi.

    Seni sevmek,

    tatlı sükuta teslim olmak gibi.

    Seni sevmek,

    güneşin doğuşu gibi.

    Seni sevmek,

    kalabalığa inat her yüzde seni görmek gibi.

    Seni sevmek,

    çocukluk neşesi gibi.

    Seni sevmek,

    sabah ezanı gibi.

    Seni sevmek,

    bahar gibi.

    Seni sevmek,

    ölene dek beklemeyi kabul etmek gibi.

    Seni sevmek,

    simit-ayran gibi.

    Seni sevmek,

    güzel şey…

    Örselenmiş bir çocukluk işte benim bütün hikâyem. Kaç sevda geçse de üzerinden bu yıkıntıları onaramazsın. İstersen hiç başlamasın geç kalmışız birbirimize, yanlış kapılarda geçmiş bunca yıl dönemeyiz artık ilk gençliğimize, istersen hiç başlamasın söz verelim kendimize.

    Sorarlarsa beni sana; sevilmeden seviyordu de. Ne kadarda saftı de. O kadar seviyordu ki kaldıramadım de. İçin de bir ateş yaktım halen yanıyor de. Gitmeyince aramayınca eridi bitti de. Bir de dünyası vardı onu da ben kararttım de. Kendi eliyle bir çukur kazdı. Ben de gömdüm de!

    Seni şartsız seveceğime, hayallerin konusunda sana destek olacağıma, seni onurlandırıp sana saygı duyacağıma, seninle gülüp seninle ağlayacağıma, umutlarımı ve hayallerimi seninle paylaşacağıma, ve ihtiyaç duyduğunda sana teselli sağlayacağıma söz veriyorum. Ve yaşadığımız süre boyunca üzerine titreyeceğime.. E.L James

    Saçların topuz, başın göğsüme değdiğinde parmaklarım saçlarına dokunmakla ödüllendirilir. Seninle üçlü koltukta sarılıp iki battaniye ile bir olunur. Filmler tekrar kez izlenilir. Ezberlenen replikler sen varken unutulur. Mutfakta demlik yakılır, belki yemek alabilir yerini. Her gün aynı çeşit yemeklerle doyulur. Sen dokundun diye yoğurdun tadı başka, ekmeğin tadı başka oluverir. Sonra sen gülümsedin diye uğruna bir ömür serilir. Emekli maaşı almaya birlikte gidilir, birlikte sıra beklenir. Oturacak yer olmasa bile, iki genç dürtüklenir, dinlenmen için yer hazırlanır. Maaş’a küfür edilerek birlikte eve geri dönülür. Anahtar hangisi? karıştırılır. Yeşil saplısı dış kapının, mavi saplısı iç kapının. Tüm bunlar sen varsın diye olup bitiverir. Tüm renkler sen bakıyorsun diye maviye dönüşür. Ben bakınca siyaha. Ama ben sana bakınca cennet görülür. Cennet rengârenktir, siyah bir renk değildir. Gülüşüne gökkuşağı denilir, gök; sen’sindir
  • Tanrının bıraktığı yerden biz başlayalım
    Üç milyar insanın yarısını sen öldür yarısını ben
    Üç kişi kalsak yetişir yeryüzünde
    Yaklaş bana
    Seninle kardeş değiliz
    Hüzünle karışık sevinçlerinden kurtul artık
    Arzuların o belli belirsiz sıcaklığını sev
    Biliyorsun
    Önce Tanrı insanı yarattı
    Sonra insan sevgiyi
    Ne yapsak boş
    Ne kadar çabalasak faydasız
    Geriye dönemeyiz
    Olanlar oldun iş işten geçti
    Çamurumuza sevgi karışmış bi kere
    Kim bu şarkıları söyleyen
    Karcığar faslından düm tek üzere
    Aklım bir yere erişti durdu
    Susun
    Şimdi üçgenlerle oynuyorum
    Kaldırın bu daireleri
    Bir model kız geldi soyundu karşımda
    Saçlarından üç fırça yaptım
    Üç tüp boyam vardı
    Veronez yeşili zümrüt yeşili krom yeşili
    Hepsini kattım birbirine
    Senin yeşilini buldum
    Senin yeşilinde orkestralar Debussy'den çalıyordu
    Senin yeşilinde unuttum siyahlığımı
    Bu deli eden uğultu nerden geliyor
    Kim kırdı bu aynaları
    Toplayın yüzümüzü görelim
    Çirkin değiliz artık
    Bir kapı açıldı önümüzde ölümsüzlüğe
    Güzeliz
    Sabahlar bizimle dolu
    Işık diyordun al işte
    Kör kuyular kadar ışıdı yeryüzü
    Renk diyordun al işte bak
    Çarşılar dolusu kırmızı
    Süt beyazından geceler
    Sarı güneşler ortasında turuncu bir gün
    Yitirilmiş saadetlerin bahçesinde mor çiçekler
    Kardeş değiliz diyorum inanmıyorsun
    Yalan bunca faziletler yalan
    Bizi bu ciğeri beş para etmez insanlar mahvediyor
    Aldırma diyorum sana
    Dünya ikimiz için yaratıldı
    Üç milyar insan iş olsun diye geldi yeryüzüne
    Verdiğin her kederin yüreğimde yeri var
    Hangi kitabı açtıysam seni okudum yıllardır
    Hangi aynaya baktıysam seni gördüm
    Gel desen gelemem
    Git desen gidemem
    Öl desen kanım akmaz
    Anladım artık seni sevmek yüce bir şey
    Anladım seni sevmek Tanrı'ya yaklaşmak gibi
    İnsanlar içinde bir sana inandım
    Bir seni sevdim kendimden başka
    Uykularımın bölündüğü saatlerde
    Sendin düşündüğüm soluk soluk
    Sivri bıçaklar gibiydin karanlığımda
    Gözümü yumsam seni görüyordum
    Oynak türkülere benziyen yürüyüşünle
    Sen çıkıyordun karşıma
    Karanlığımda
    İki yıldızdı ellerin görülmedik
    Karanlığımda
    Bir orman yangınıydı dudakların
    İstesen hayat verirdim bu karanlıklara
    İstesen gökyüzünü bir mendil gibi yırtardım
    Denizlerden göllerden nehirlerden
    Sana görmediğin renkler yaratırdım
    Zamanın ötesinde
    Yeni bir dünya kurardım sana
    İnsansız Tanrısız kedersiz
    Severdin
    Dağ rüzgarlarının serinliğince
    Yaşardın
    Bu sefil dünyamızdan uzak
    Bir yanıp bir sönen ışıklar gibiyim
    Yumruk kadar yüreğimde sen varsın
    Kutsal kederler içinde seninleyim artık
    Sarı badanalı evlerde başbaşayız
    Bütün duvarlara gölgen vurmuş
    Kokun sinmiş bütün perdelere
    Kapılarda parmakların beyaz beyaz
    Sokaklarda ayaklarının izi
    Ben bu sokaklarda ölsem
    Kaldırımlar çekmez ağırlığımı
    Söylesem aşkımı asırlar boyunca
    Bu iki yüzlü insanlar anlamaz beni
    Desem ki yeryüzüne beş peygamber geldi
    Beşincisi sensin
    Desem ki iki kişi kaldık dünyada
    İkincisi sensin
    Desem ki birisi var yeri göğü var eden
    O da sen olurdun
    Sana tapmak için
    Kilden bir heykel yapardım güzelliğince
    Bilsem ki sen Tanrı'dan iyisin
    Bilsem ki Tanrı senden güzel değil
    Senin o kocaman kocaman gözlerin yok mu
    Nasıl duruyor boşluğunda arzuların anlamıyorum
    Nasıl nasıl bakıyor bana
    Böyle merhametten uzak
    Git diyorsun
    Nereye gideyim
    Ümitlerim ne olacak
    Bunca şiirleri kim söyleyecek sana
    Kim anlatacak dünyaya sığmayan güzelliğini
    Gitmek mümkün olsa da gitsem uzaklara
    Sevmesem seni bir daha
    Paramparça etsem yüreğimi cam gibi
    Sonra yaksam
    Savursam küllerini karlı dağlardan açık denizlerden
    Yine seni severdim toz toz
    Yine sana tapardım küllerin ağırlığınca Bu oksijen gazı olmasa da olurdu
    Ama Beeşoven gelmeseydi dünyaya
    Seni bu kadar sevemezdim
    İkimizin ortasında o duruyor
    Sağımızda birinci keman
    Solumuzda ikinci keman
    Karşımızda üçüncü keman
    Sonra orglar flütler kontrbaslar
    Sustur şu orkestrayı Beeşoven
    Şimdi dokuzuncu senfoninin sırası mı Bunca yalnızlıklar bunca yoksulluklar benim işim değil
    Bu çirkinliği ben yaratmadım
    Ne de bu kahpe güzellikleri
    Bende sevmediğin ne varsa senden türedi
    Şu karanlık bakışlar
    Şu ellerin pisliği
    Şu dudaklarımdan çıkan iğrenç sözler
    Besbelli senin eserin
    Ne buldumsa sende buldum kötülükten yana
    Ne öğrendimse senden öğrendim
    Seni sevdikten sonra başladım yaşamağa Seni Tanrı yarattıysa beni kim yarattı
    Bu azabı kim verdi bana
    Çıngıraklı yılanların zehrini içtim
    Balinaların kusmuklarını
    Kükürt kokulu imkansızlıklar içindeyim
    Oysa güzeldim tarihin ilk çağlarında
    Görsen şaşardın
    Öyle aydınlıktım
    Öyle iyiydim
    Kobalt mavileriylr doluydu yüreğim
    Kurşun beyazlarıyla
    Severdin beni
    Midye kabuklarının yeşilliğince
    Sonunda dediğim çıktı işte
    Samanyolundan bir yıldız düştü dünyaya
    Sinekler gibi eziliverdi insanlar
    Her şey bir anda olup bitti
    Yapayalnız kaldık
    Ne radyo-aktivite ne mantar şeklinde bulutlar
    Ne yaşamak sevinci ne ölüm korkusu
    Sonunda üç kişi kaldık dünyada
    Sen
    Ben
    Bir de Jiro'nun Lesko'su
    Yine bana bakarken yüzün kızarıyor
    Toplum kurallarından kurtulamadın daha
    Bütün çayırlar bomboş
    Görmüyor musun
    Al başını dağlara çık
    Avaz avaz şarkı söyle sokaklarda
    Bir kibrit çak
    Bütün evler yansın
    Yüzbin yılın öcünü al bu şerefsiz dünyadan
    Sonra kaldır kendini denize at
    Biraz serinle
    Sevebildiğim kadar insanım ben
    On gram arsenik yeter canıma
    Beni düşünme
    Uzan Mistral rüzgarlarının üzerine
    Nünbüs bulutlar geliyor kaç
    Uykumuz bölündü çırılçıplağız
    Kum fırtınaları başladı
    Çin seddinin ötesinde
    Gölgemizi bir Asya şehrinde unuttuk
    Taklamakan çöllerinde kaldı rüyalarımız
    Haydi git
    Yok olduk iki olduğumuz yerde
    Haydi git
    Bir kalırsak yine var olacağız
  • "Her şey geçiyor hiçbir şey geçmese de. Çevreme bakıyorum. Ne var. Bildik siyah geceler. Bildik gri sabahlar. Bildik güneşin belirli ışığı. Zaman zaman en büyük güzelliklerine bürünse de, ışıklar gerçekten bizi şaşkına çevirse de, o ışıkların sonbahar ışıklarının tüm sonbahar yapraklarına verdiği renklerin tüm çeşitliliklerinde bir başına ışığı ilk kez görürcesine yürüsen de, içinde bağıran gene Dr. Driver.
    "Hepiniz ne denli can sıkıcısınız!"
    "Hepiniz ne denli can sıkıcısınız!"
    "Hepiniz ne denli can sıkıcısınız!"
  • Ağustos Şiiri

    yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmiyecek
    beterin beteri var diyenlere inanmıyorum
    hep böylesi havalar besler fırtınaları
    korkarım bu mavi ışık çabuk sönecek
    duymazdım durgun suların bezgin türkülerini
    alışmak ölümün bir başka adıymış bilmezdim
    bir yangınsonu yorgunluğu yakıyor avuçlarımı
    bir rüzgar kulaklarımdan hiç eksilmiyor
    esirgenmiş bir dünyada müthiş yalnızım
    geri dönsen bile ben artık o ben olmayacağım
    yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmiyecek

    ben mısralarımı kerpiç gecelerinden çekmişim
    beş numara lamba kaderi var mısralarımda benim
    yitirmişim yıldız ışığında dost çizgileri
    deli çizgi gözlerimi kör etmiş kör etmiş kör etmiş
    göçmüş kıtalar üstünde kuşlar dönüyor garipsi
    çığlıkçığlığa kuşlar dönüyor evcil ve tedirgin
    gökmavisi bir türkü dolanmış yüreciğime
    selsele yolculuklar tütüyor gözlerimde- neyleyim
    insan demişim kitap yüzlü insanlar demişim gidemiyorum
    kaderim kaderleri demişim allı'nın kızı
    sen olmasan ben böyle değildim
    böyle uysal ve kırılmış değildi şiirlerim
    bir yangınsonu yorgunluğu yakıyor avuçlarımı
    yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmiyecek

    Rüzgar gibi ağustos geçti ellerimizden
    Meyvalar bizi bal renkli günahlara çağırıyorlar
    Bir yanda yaşanmamış günlerin hırsı
    Bir yanda boşa geçen gecelerin acısı
    Malum o dramın en güzel perdesindeydik
    Ağustos şarap olmuş, kanımıza akmıştı
    Göçmüş kıtalar üstünde kuşlar gibiydik
    Her gören didik didik bizi denetliyordu
    Biz kendi derdimize düşmüştük

    yılandere ölüler yatağı helalim ölüler
    katran mazot bidonları paslı putreller
    kargalar üşüşmüş ahmedo'mun ellerine kargalar
    ahmedo'mun düşlerine yılan çıyan doluşmuş
    garipler mezarlığı doymamışlar dünyası
    yıkılası karakuşak kurudere sırtları
    ahmedo'm bir yaz bulutu bir varmış bir yokmuş
    fenerler titreşiyor bıçaklanmış türkülerin gözbebeklerinde
    vinçler beni balçık gibi akşamlara bindiriyorlar
    sen olmasan şu sabahlar olmasa
    şu benim büyük büyük susamışlığım
    bu mızmız takvimi bir solukta susturacağım
    yılandere ölüler yatağı helalim ölüler

    rüzgar gibi bir ağustos geçti ellerimizden
    meyvalar bizi balrengi günahlara çağırıyorlar
    biryanda boşa geçen gecelerin acısı
    malum o dramın en güzel perdesindeydik
    ağustos şarap olmuş, kanımıza akmıştı
    göçmüş kıtalar üstünde kuşlar gibiydi
    duracak vaktimiz yoktu bitmiştik
    her gören didik didik bizi denetliyordu
    biz kendi derdimize düşmüştük

    orda da akşamlar olacak allı'nın kızı
    kanlı mendil gibi ağustos akşamları
    şu benim çektiklerimi görmiyeceksin
    belki yanında başkaları olacak
    belki düşlerine bile girmeyeceğim
    gün oldu acıların şiirini yaşadım
    gün oldu zehir gibi yokluğunu yaşadım
    bana sen ne diye duyurdun yalnızlığımı
    ne diye gurbet gibi mısralarıma sindin
    dokunsan parmaklarıma tutuşacağım

    yine ağustos gelse elele versek
    sen anandan kaçsan ben yalnızlığımdan
    yeni yoldan sazanlı çaydan geçsek
    güneşin bahçeleri emzirdiği saatte
    susamışlar aşkına, kandım diyesi
    uzun uzun öpüşsek
    yine ağustos gelse kovulsak cennetimize
    şantiye hiç durmadan ötse bağırsa
    lazoğlu büyükharflerle sövse işçilerine
    damlarda kaysı yarsalar rumeli göçmenleri
    dillerini sevdiğim kıvırcık dillerini
    ıssız bahçelerden geçsek unutulmuş sokaklardan
    çocuklar mavi mavi gülüşüp kaçışsalar
    bir masal dinler gibi sessizliği dinlesek
    kendimizi dinlesek köklerin çığlığını
    seni kollarıma alsam, yine yumsan gözlerini
    yine kapışılsa yavrum, batan şehrin hazineleri
    biz yine kendi derdimize düşsek

    yere batan şehrin tek yalnızıyım
    yüzyılın ağrısını anlıyarak çekiyorum
    ekmeğime barut sinmiş bulanık özgürlükler
    tepmişim rahatımı boynubükük mutluluğumu
    yaşıyorsam erkekçe yaşıyorum
    istemem sarmasın yumuşak duygular susuzluğumu
    geceler bıçak bıçak böğrümde yatsın uyusun
    kaderim kaderleri demişim allı'nın kızı
    ellerimi kemirmekten memnunum
    düşün ki coğrafyanın en güzel yerindeyiz
    en güzel günlerinde gençliğimizin
    ölümden ötesini aklım almıyor
    beterin beteri var diyenlere inanmıyorum
    istesek cenneti kurtarabiliriz
    ben bir ışık için tepmişim rahatımı
    ellerimi kemirmekten memnunum
    bu güleç yüzlülerin bu acı türkülerini
    bu yoksul yerleri anlıyarak seviyorum
    delice anlıyarak allı'nın kızı
  • Gecelerimiz siyah diye gökyüzünemi küseceğiz
    Yarın masmavi olacak zaten
    Bizde yarın gelsin diye uyuyoruz ya
    Masmavi sabahlar için İYİ GECELER insancıklar
    Karanlıksız hemde ... E.O 💙
  • Paranoya çemberini geceler tamamlar sabahlar kırar, gecenin tamamladığı çemberi kıramayan bir sabah olursa, o gün paranoid kişi paranoyasını uygular.

    Tahir Musa CEYLAN