• En az onbeş günde bir defa okunması emir buyurulan Yirmibirinci Lem'a, evrad edinilecek kadar ehemmiyetlidir. Malûmdur ki, kal'a içinden feth olunur. Bugünkü muvaffakıyete sebeb olan ihlas kalkarsa, maazallah o zaman çok vahîm neticeler tevellüd eder. En büyük düşmanımız nefsimizdir. Onu susturmak için zannedersem şu ihtar kâfidir: "Ey nefs-i nâdan! Beni kandıramazsın. Madem ki, bir Peygamber-i Azîmü'l-Kadr ve bir Nebiyyullah olan Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm
    وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْس۪ى اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّ۪ى
    demiştir. Aldatamazsın. Senden ve senin samimî yoldaşların cinnî ve insî şeytan, ehl-i bid'a ve ulemai's-sû' şerlerinden Allah'a sığınırım."
    Barla - 306
  • "Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya’yı da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, onun bulunduğu bölmeye her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. "Meryem, Bu sana nereden geldi?" derdi. O da "Bu, Allah katından" diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir."
    (Âl-i İmrân Sûresi/37. Ayet)
  • Sun'î bir tevazu için değil, hakikatı ifade için derim ki: Bundan evvel Sabri Efendi kardeşimize yazdığım küçük mektubumda da zikrettiğim vecihle, Risale-i Nur şakirdleri vücud-u manevîsinde, ancak küçük bir ayak parmağı kadar bir kıymeti olan bu bîçare kardeşinizi, Hâlıkımız bu günahkâr abdini nihayetsiz in'am ve ihsanına lâyık görmüş ki; Risale-i Nur naşirine bir talebe, Risale-i Nur şakirdlerine bir kardeş, Kur'an hâdimlerine bir arkadaş etmiştir. Arabî ve Farisî bilmeyen, ilim ve medrese görmeyen bir âsi abdine, hikmet-i Samedaniyesiyle böyle bir ikramda bulunuşu, elbette bir hikmete müsteniddir. O da her halde Risale-i Nur'la alâkadar olanlar arasındaki safvet ve ihlas ile, Risale-i Nur'un ind-i İlahîdeki derecesine ve hizmetin ulviyetine atfolunur.
    Barla - 305
  • Bu tür yeni düzenlemeler gelenekçilere göre Batı etkisiyle yapıldığı için, Fazlur Rahman bu hususta da kısa bir yorumda bulunur. Ona göre gelenekçiler nereden bakılırsa bakılsın bir ahlaki endişeye sahipler. Onlara göre meşru çok eşliliğin sınırlandırılması, gayri meşru ilişkilere ve toplumsal sorunlara yol açacaktır. Bu hususta gelenekçi, Batı'yı işaret ederek bu tür ilişkilerin orada tek eşlilikten kaynaklandığını iddia eder. Fakat, diyor Fazlur Rahman, bu 'endişe' ahlaki olarak saygıya değerse de, Batı toplumundaki cinsel ahlakın gevşekliği tek eşlilik hadisesine bağlı değildir. O daha ziyade sanayileşme (modernleşme) olgusu ve onun aileye etkisiyle irtibatlıdır. Elbette burada bir ders vardır; sanayileşmekte olan İslam ülkeleri de bu tür sorunları karşılamaya hazır olmalıdır. "Ancak bu olgular çok eşliliğin savunulması için delil oluşturamaz".
  • Kaldı ki, Fazlur Rahman 1966 tarihli bir makalesinde -yani yasanın çıkmasından beş yıl sonra- bu yasanın belli ölçüde iyi sonuçlar doğurduğunu ve uygulanmaya başlandığından itibaren çok eşliliğin azaldığını söyler. Maamafıh o, bu iznin genelleştirilip, ahlaki emrin yok sayılmasını hiçbir zaman kabul edemezdi. Bundan dolayı da çok eşliliği sınırlayan ya da yasaklayan düzenlemeleri Kur'an'ın ruhuna daha uygun bulur.
  • 124 syf.
    ·7 günde·Beğendi·9/10 puan
    Hakkında bildiği en çarpıcı özelliği, hayatının son yıllarında girdiği bütün tuvaletlerin fotoğrafını çekmesi olan hiç tanımadığı babasının ölümünden sonra, ormanda bisiklet sürerken düşüp kafasını çarpan, sonra uzandığı çalılıklar ve yaprak hışırtıları arasında daha önce hiç hissetmediği bir huzur hissedip ailesini, düzenini, konforunu bir kenara bırakıp ormanda yaşamaya başlayan bir adamı konu ediniyor kitap. Olaylar nereden bakarsan ilginç ve saçma sapan ama buna rağmen sanki Doppler hep yapmak istediğimiz bir şeyleri yapıyor gibi geliyor.
    Başarılı, akıllı olmaya, sürekli en tepeye her şeyin en iyisine ulaşma anlayışına ve bu anlayışa sahip olan tüm insanlara, özellikle sağcılara tahammül edemiyor artık, ta ki hiç tanımadığı bir adamın evinden çikolata çalmaya çalışırken, hiç tanımadığı adamın, hiç tanımadığı babası için uğraş verdiği o 'anıt'ı ve hikayesini dinleyene kadar. Dünyada hiçbir iş yapmayan bir insan olmayı hedeflemişken birdenbire hiç tanımadığı babası anısına bir şey yapması gerektiği fikri uyanıyor kafasında ve eşi, çocukları, onlara göstermesi gereken tüm ilgi, açlığını gidermek için öldürdüğü geyiğin yavrusu Bongo'ya ve hiç tanımadığı ve artık yaşamıyor olan babasına kayıyor. Tüm bu aykırı tavrına rağmen karısı bu eşten yeni bir çocuk dünyaya getirebiliyor, tüm bu süreçte hiç yanında olmamasına rağmen, hikayenin sonunda kocasının bu yaşayış tarzına tamamen olgunlukla yaklaşabiliyor. Şaka gibi.
    Sistem eleştirisi vesaire bir kenara, adamın ruh halini anlamaya çalışarak tamamladım okumayı. Ne derece doğru olur bilmem, ama sanki hiç tanımadığı babasını kaybettiği için babasına duyduğu gizli öfkeyi yatıştırmak ve onu affetmek adına, babası kadar saçma ve gereksiz, bomboş bir hayat yaşamaya ant içmiş ve böylece onu artık anlayışla karşılayabilmiş, bu yeni hayatında eşi ve çocuklarına bir hiç gibi muamele etmek de bu anlayışa dahil gibi geldi. İnceleme yazarken sanki kitaptan çok nefret etmiş gibi göründüm, haberim yoktu :D epey beğendim aslında kitabı.

    Her şeye rağmen, girişinden de belli olduğu üzere: "Babam öldü. Dün bir geyik avladım. Ne diyebilirim? Ya o ya ben, birimiz canından olacaktı." epey Camus'nun Yabancı eserini çağrıştırıyor fikriyatı. İnsanın varoluşunda bir anlam ararken sonuçta bunun tamamiyle bir anlamsızlıktan başka bir şey olmadığı fikri. Varoluşçuluk okumayı sevenler bu kitaptan çok zevk alacaktır diye düşünüyorum. Biraz daha öznele gelecek olursak: Annem bu tarz şeyleri kafaya taktığım zaman rahat batıyor der. Her şeyi iyi koşullarda giderken hayatın anlamı üzerine düşünmeye vakit bulabiliyor insan çünkü, haklı bir noktada, rahat batıyor. Çünkü o zaman fark ediyoruz ancak ruhumuzun beslenmesi, gelişmesi gereken esas şey olduğunu. Doppler de aşağı yukarı böyle bir arayış içinde. Gidiş yolu benim bakış açıma taban tabana zıt olsa da amaç noktasında birleşiyoruz. Bu hayatın dışında başka hayatlar da var. Geçmişin izlerinde veya gelecekte veya tesadüfen düşüp başınızı çarptığınız bir ormanda arıyorsunuz o başka hayatı. Size gerçekten huzuru getirecek olanı. Umarım bulabilenlerden oluruz. Keyifli okumalar.
  • Her iki grup da hayır üzeredir. Ama biri bana diğerinden daha sevimlidir. Şunlar oturmuş Allah'ı zikrediyorlar, O'ndan bir şeyler istiyorlar. Allah dilerse istediklerini verir, dilerse vermez. Diğer topluluğa gelince; onlar ilim tahsil ediyorlar, bilmeyen kimselere bilmediklerini öğretiyorlar. Ben de Muallim olarak gönderildim.