• 112 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    i.
    yıldızların
    yıldız olmak hakikatinden
    kurtulamadıkları o yerde
    beklenen sabah değildir artık
    beklenen korkudur yüreklerde
    ayaklarını soy ve çık tepelere
    tepelerin acısını duy
    duy varlığını
    neden yaratıldığını ve öylece kaldığını.
    ay tanrısı güneşe bakıyor
    ve bir tanrı daha oluyor
    derken zaman yaşlanıp
    akmıyor.
    gece yol alan atalarından söz ediyor biri
    gece için gittiği haccı bilmeyen atalarından
    onlar hep gece yol aldılar
    bu yüzden insan oldular diyor
    miraçları mutlaktı
    kalpteydi.
    ii.
    bir taşın işlediği yakınlık
    geçmişten bugüne
    taşınan bekleyiş
    tapınma ve ışığın ölümü söylediği
    ve insanların ceylanlar kadar kardeş olduğu
    ve çölün açlığı bilmediği
    iii.
    bir kadın göğsünde kavuşturduğunda ellerini
    ne istemektedir.
    ne söylemektedir bir kadın.
    en fazla yılanlardan istenen aşk
    en çok ondan korkulur çünkü.
    eski bir dilin gizlediğini
    açıklayacak olan kalptir yine de
    taşta yer eden
    birleşmesidir ruhla yaradılışın
    birleşmesidir insanın tanrıyla o sadelikte.
    herkesin bir miracı var.
    benimki o tepelere yürüdüğümde
    bana fısıldanan sözdeydi.
    yükselişim kanatlarımı gösterdi bana
    ve olmayan isteği hatırlattı.
    ne istiyordum?
    ne istiyordum taşlarda ilerleyen yaradılıştan.
    bir işaret binlerce yıldan
    bir işaret aşk olan.
    aşk,
    insanın
    geldim
    buradayım
    demesinin bilinci
    ve siyah güller
    sonra azizin gülleri göründü bana
    azizin kararan gülleri
    kelimeler
    gülleri unuttursa da rüzgar
    bir yansıma hep var sularda.
    güzelliğin odağı olan istek
    hep var
    o istek açıldığında
    yalnızlık hiç olmadığı kadar yakındır insana
    ve gövde hiç durmadan açlığı işler
  • DENİZ TÜRKÜSÜ

    Dolu rüzgârla çıkıp ufka giden yelkenli!
    Gidişin seçtiğin akşam saatinden belli.
    Ömrünün geçtiği sahilden uzaklaştıkça
    Ve hayâlinde doğan âleme yaklaştıkça,
    Dalga kıvrımları ardında büyür tenhâlık
    Başka bir çerçevedir, git gide dünyâ artık.
    Daldığın mihveri, gittikçe, sarar başka ziyâ;
    Mâvidir her taraf, üstün gece, altın deryâ...

    Yol da benzer hem uzun, hem de güzel bir masala
    O saatler ki geçer başbaşa yıldızlarla.
    Lâkin az sonra lezîz uyku bir encâma varır;
    Hilkatin gördüğü rü'yâ biter, etrâf ağarır.
    Som gümüşten sular üstünde, giderken ileri
    Tâ uzaklarda şafak bir bir açar perdeleri...
    Mûsıkîsiyle bir âlem kesilir çalkantı;
    Ve nihâyet görünür gök ve deniz saltanatı.

    Girdiğin aynada, geçmiş gibi dîğer küreye,
    Sorma bir sâniye, şüpheyle, sakın: "Yol nereye?"
    Ayılıp neş'eni yükseltici sarhoşluktan,
    Yılma korkunç uçurum zannedilen boşluktan
    Duy tabîatte biraz sen de ilâh olduğunu,
    Rûh erer varlığının zevkine duymakla bunu.

    Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapyalnız,
    Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervâsız,
    Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!...

    İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.

    Yahya Kemal Beyatlı
  • İsmini duydunuz mu bilmiyorum ama ben ona Yaşam Kavanozu diyorum. Ve gelin onu isminden de anlaşıldığı üzere tıpkı bir fenerin karanlık bir sokağı aydınlatması gibi aydınlatalım. Kelimeler de biraz bunun için değil mi?

    Sımsıkı ellerimizde tuttuğumuz o birkaç kuruş, gözlerimizde beliren ışıl ışıl bir sevinç.. Kim bilir neler alınır bununla ki para büyüyünce tanık olduğumuz ve bizzat içinde olacağımız kirle de değil. Para, ışıl ışıl, düşünün.. Bizler ki en az “ Kirlenmek Güzeldir!! “ reklamındaki gibi ak pak :)

    Sımsıkı ellerimizde tuttuğumuz o paranın verdiği keyif, biriktirmek ve bir ideale ulaşmak. Bir şeylerin hayalini kurabilmek ve tüm bu yolculuk esnasında altı çizilen esas kelime “ Kıymetini Bilmek “ = Büyümek.

    Çocukluk nasıl güzeldi…

    Kimimiz top, kimimiz çikolata, kimimiz başka bir şeyin düşünde.
    Bakkal amca, Kaf dağı!! Büyülü suret. Sihirli :)

    O zaman bir sakızın ve bizleri boğum boğum boğan o leblebi tozunun lezzeti nerede???
    Sahtesi dahi yok..

    Çinliler.. Şikayet var :)

    Ki ben çok güzel pasta yapardım kaldırımlarda 5 kuruşluk malzemelerden. Yaşıyorum, İyi ki :)

    İşte böyle her şeyi biriktirdiğimiz bir devirde, çocuk elleriyle ne denli tutulabilirse bir ışık sonsuzluğa.. Karanlık ki ütopya; yürek asıl aydınlık kelimelerde:

    Dostlarımız oldu.

    Benim dostlarım ki evet benim diyebiliyorum onlara çünkü her biri Kalbimin.. Benim dostlarım ki bir cam kenarı yolculuk metrajlı film gibidir de bana. Her birine duyduğum derin bir özlem.
    Her bir merhabanın köklerinde var olan o derin his ve zamanın sanki hiç geçmediği anlar, yeniden bir merhaba, tüm o tozu savuran…

    Dostlarım ki ellerime bakıyorum şimdi, yüreğim özlem;
    “ Türkü, Kürdü, Alevisi, Göçmeni, Kim olduğu belli olmayan “ İnsan “ olan “ Çocuk “ olan nicesi…

    Dostlarım ki:

    Annemin haydii gel!! Seslenişlerine rağmen 00.00'ı geçen saatlerde tüm mahalle ile birlikte bir topun peşinde koşturuşumuzdur.

    Dostlarım ki kahkahalarla ve sırtımda soğuyan terimle çayırda yuvarlanışımdır…

    Kirlenmek güzeldir demiştim değil mi?? Annem duy beni!! :)


    Kısa bir metraj filmde izlememdir Kalbimi;
    Dostlarım ki...

    Kim bilir belki ismim bu yüzden, özlem...

    Her geçtiğim sokakta, şehirde ve aslolan “ An “ da. Bir nefeslik dahi var olabildiğim yaşamda
    YAŞAYABİLDİĞİM.

    Aslolan, dostlarım … Kalbimdir.

    Yaşam, ne getirir bilmiyorum…
    İnsan, büyüdükçe daha çok kaygılı…
    Siz yaşıma bakmayın :)

    Hesapsız kitapsız bir çarpıntının rüzgarı yüreğimde.
    Bir tipi…

    Yolculuk sürüyor…
    Yolculuğumuz…
    An birikimleri.
    Ve " Yaşam Kavanozu " doluyor…

    Onu nasıl doldurduğumuz ise, gözlerimizden bir an dahi eksik olmaması gereken sevinçle bir;
    Masumiyet, duruluk, inançla…
    Dostlukla…

    Bu yolculuk, Kalpsiz aşılmaz.
    Asla...

    Bu bir teşekkür…
    Bu en afacanından ve afacanlığından bir an eksilmeyen kelimelerin yolculuğu...

    İyi ki varsınız…
    Kim ya da kimler mi?

    Kalbiniz diyorum.
    İyi ki varsın :)
  • Şimdiii diyeceksiniz ki bu kız gene ne delilik yapıyor 😂
    Isteyenler hiç okumayabilir, hatta beni bu konuda eleştirenler bilee var ne yazıkkiii...




    Ben hayatımda çok güzel yurekli bir insan ile tanıştım hatta o kadar güzel yürekli bir insanki beni her halimle her sorunumla gık bile demeden kabul etti hayatına. Zaten herkes kim oldugunu biliyor 😊


    Onu üzmek demek benim omrümden omür gitmesi demek, onu mutlu etmek demek benim ciceklerimin acmasi demek...




    Hayallerimizle, kahkahalarımızla, iyi kötü tebessumlerimizle, dolu dolu ayları geride biraktık. Diyeceksiniz ki YIL DONUMUNUZ MUUU haaaayırr 😂 ama yaklaştık masallah bize 😊



    O oyle guzel yurekli bir insan ki kendi caninı yakar ama bana bisi olsun istemez. O oyle guzel yurekli biri ki ben gulunce sesi guluyor 😊 yirimmm


    Hayatım, ömrüm, nefesum laz inadımi çekeysun kusura bakma balim😂😊


    Ya hani derler ya kelimelerle anlatamıyorum ne kadar sevdigimi, cidden oyle. Anlatamiyorum. Cok kelimesi anlatmama yetmiyor dunyalar kadar cumlesi anlatmama yetmiyor. Seni ne kadar sevdigimi anlatan kelime bulamiyorum sevgilim. Ama sen kalbimi duyuyorsundur. O senin adinla atiyor 😊🙈



    Iki dakika mesajı gec at endiseleniyorum hemen. Yada bir saatcik konusmayalim gozum sulaniyor (toz kaciyor filan 😂)



    Bu sitede herkes duysun onu ne kadar cok sevdigimi. Imkanim olsa tum dunyaya duyururum sana olan askimin buyuklugunu😊


    Ey ahali duy duyyy !!!


    Ben bu guzel yureklimi coooooh seviremm !😊
  • 68 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi·
    “Kendimi sattım”cümlesinden sonra bu şiiri açtım:(
    ÖMÜR HANIMLA GÜZ KONUŞMALARI

    ...Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını
    yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var
    göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İn-
    cecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin.
    Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir
    keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce
    bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
    yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir
    engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür
    hanım?


    Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı
    görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek
    kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan,
    umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi gör-
    meden maviyi anlamaya benzemez mi bu? Bir güz dü-
    şünün ki Ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış,
    böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir
    anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa
    başlangıcı olmak değil midir? Yaşamı düz bir çizgide tut-
    mak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı
    aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların
    sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik
    olur tükenmek değil de?


    Yağmur yağıyor Ömür hanım...gökten değil, yüreğimin
    boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...Ve ben sonsuz
    bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gi-
    diyorum. Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar ka-
    tından?


    Dönelim...Dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır
    çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü
    kabuklarına sığınmaktır...Olsun dönelim biz yine de. Bi-
    lincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var.
    Evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın
    görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dö-
    nelim. Ölçüsüz yaşamak bize göre değil Ömür hanım.
    Büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. Küçücük
    avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın
    binlerce engeli yığıldı önümüze. Hangi birini yenebilirdik
    bunca olanaksızlık içinde. Umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi
    öğrendik böylece.

    Yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı Ömür hanım.
    Bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden.
    Sahi nedir yaşamın anlamı? Geriye dönüyorum sık sık
    yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır
    yükler aldığı zamanın derin denizlerine. Bakıyorum umut
    karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka
    ne ki? Yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi
    içine alan kocaman bir yanılsama... Değil mi yoksa?


    Öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim,
    özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. Koşullarım beni
    oluşturdu ben acılarımı buldum. Herkes gibi yaşasaydım
    eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi
    avutmaya beni. Bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir
    yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice
    eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, va-
    rolmaya, 'dar çevre yitikleri'nde önem kazanmaya...


    Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının
    eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla
    dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. Öyle bir tüketmek
    ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dal-
    gınlığımdan her döndüğümde...Bir ben ki tüm ilişkilerin
    perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay ya-
    kınlıklarına insanların. Kim kimi ne kadar anlayabilir
    Ömür hanım?


    Susmak yalnızlığın ana dilidir, Ömür hanım, şiiridir, beni
    konuşmaya zorlama ne olur. Sözün sularını tükettim ben,
    kaynağını kuruttum. Geriye bir büyük sessizlik kaldı yü-
    reğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...Yalnızım
    Ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi ka-
    ranlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım...Sularım
    toprağa sızıyor bak. Yüzümü geceler örtüyor. Binlerce taş
    saklanıyor içimde. Kim kimin derinliğini görebilir, hem
    hangi gözle?


    Kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok ko-
    nuşuyorlar ki...Bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
    Dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? Düşlerinden
    mi yoksa gerçeğinden mi? Ve kaç kapıdan geçip yerini
    bulur bir başka insanda? Yerini bulur mu gerçekten? Sözü
    yasaklamalı Ömür hanım yasaklamalı...Kimsenin kimseyi
    anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne
    işe yarıyor ki? Olanağı olsa da insanların yürekleri ko-
    nuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten
    olurdu. Aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. Yanılıyor
    muyum? Olsun. Yanıldığımı biliyorum ya...



    Yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. Kurşun
    aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan.
    Belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. Sessizlik
    sesten -hele de güncel ve kof- her zaman iyidir; düş gücü,
    iç zenginliği verir insana. Dünyanın usul usul ağaran o
    puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin
    akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de. Anlık
    izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü,
    kalıcı ömürlüdür...Alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi,
    bizi değişmek çirkinleştirir de.


    Kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir
    adım bile; bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz
    olur, insanın küçücük ömrünün karşısında. İstemenin kuralı
    yoktur, de, açıklaması sınırı suçu yoktur; istemek ya-
    şamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız,
    ne yerinde ne yersiz...


    Biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir par-
    çamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. En büyük hü-
    nerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı
    kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...Kıyılarımız duy-
    gularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir;
    ufuklarımızsa sisler içinde...O kıyısız gökyüzü nasıl sığar
    küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pen-
    cereye...Nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye? Ve nedir
    ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir
    içimize. Çözemeyiz, de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek,
    bu ezbere yaşamla.


    Dünya bir testidir, de, Ömür hanım, ömür bir su...Sızar
    iğneucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir
    yudum mutluluk için. Ve bir gün ölümün balkonundan...
    dökülür toprağa el içi kadar bir su. Yerde birkaç damla
    nem, bir avuç ıslaklık...Ölümü bilerek nasıl yaşar insan,
    geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün
    acıların anasıdır, de...


    Sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. Değişik şeyler
    söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle. Yıldım ömrümün ka-
    lıplarından. Beni duy ve anla.


    Yağmur dindi Ömür hanım. Gökyüzü masmavi gülümsedi
    yine. Doğa aynı oyununu oynuyor bizimle. Umudun
    ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi
    atlasından. Ne aldanış! Bulutların rengi mavi-beyaz mıdır,
    kurşuni-külrengi mi yoksa?


    Gökyüzünü öpmek isterdim Ömür hanım, gözlerimle değil
    dudaklarımla. Yoruldum bulutları kirpiklerimde taşı-
    maktan. Delilik mi dedin? Kim bilir...Belki de yerde sü-
    rünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir
    aykırı olmak duygusu. Gökyüzü de olmak isteyebilirdim
    değil mi? Kim ne diyebilir ki?


    Kimseler görmedi Ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim.
    İçimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş
    ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim
    olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına,
    ben geçtim...Yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir
    saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde,
    ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. Beni cam kı-
    rıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü
    ve dağınıklığı ile... Yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.


    Ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. Saatlerce dayak
    yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. Ürperiyorum. Bir
    at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın so-
    kaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. İçimde bir çocuk,
    yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş
    umut ölülerini çiğneyerek. Sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş,
    yanılmış bir çocukluk olmasın Ömür hanım?



    Ankara, Güz/1983
  • 126 syf.
    "Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey." /Zülfü Livaneli

    Sevmek öğrenilir bir sanat mıdır yoksa kapıldığımız güzel bir duygu mudur? Bunun cevabını tabiki öğrenilir değil diye savunurdum ta ki bu kitabı okuyana kadar. Bana yalnızca kattığı bu olmadı. Aklımdan geçip de bir türlü cümleye dökemediğim ifadelere rastladım. “Demek ki gerekli sözcükler bunlarmış” dedim kendi kendime. Tıpkı uzun süre bir yemeği yapmak için uğraş verip bir türlü yapamazken tarifini bulup eksik koyduğunuz malzemeyi fark etmek gibi. Fark edeceğiniz birçok şey olacaktır. Duyduğumuz sevgiler neye göre birbirinden ayrılıyor ?
    Mesela cinsel sevgi de iki bedenin tek bir bütün olmasından bahsedilirken anneye duyulan sevgi de bütün olan bedenlerin ayrılmaları söz konusu.

    Sevginin olduğu her ortam güzelleşmeye müsaittir. Hayvansever insanların bir bölgeye toplandığını ve hep birlikte orada yaşadığını düşünelim. Hepimizin tahmin ettiği gibi oradaki hayvanlar sevgiyle büyüyüp gördüğü her insana da sevgi ile yaklaşacaktır. Hayvanları sevebilen birçok insan insanları da sevebiliyor ise bu sayede o bölgedeki herkes bol sevgili bir şekilde mesut olacaktır.
    Çiçekleri bile büyütüp güzelleştiren sevgi insanda neleri değiştirmez ki. Kitapta da geçtiği şekliyle;
    “Sevmek bir eylemdir edilgen bir duygu değil. Bir şeyin ‘içinde olmaktır’ bir şeye ‘kapılmak’ değil.”
    Bizlerde içinde olalım yaşayalım sevmenin tüm bu güzelliklerini. Sevdiğimiz kadar da bulaştıralım insanlara. Sarılan her koldan diğerine geçsin. Güzelleşsin dünya.

    “Kardeş sevgisi, hepimizin bir ve aynı olduğu düşüncesine dayanır.” diye geçiyor bu güzel kitapta. Birimiz bir diğerinden üstün değiliz. Aynıyız işte aynı atıyor kalplerimiz.


    Sevmenin ne olduğunu artık daha iyi biliyorum. Nasıl sevilir daha iyi biliyorum. Gerçek sevgi diye nitelendirdiklerimin kendimce öyle sandığım şeyler olduğunu fark ettim. Hayatıma güzel anlamlar katan bir kitap oldu. Bir psikanalistin sevmek adına bir kitap yazmış olması da apayrı etkiledi beni.
    Okuyun okutun demek istiyorum :))



    Beni sev, beni gör, beni duy ve sarıl.

    https://youtu.be/oEMzcaDMBAg
  • O zaman Dinle! Gözle! Saygı duy! Takdir et! Açık ol! Gerçekçi ol! İşbirliğine katıl! İlgi duy! Özen göster! Yardım etmenin hazzını bil! Yargılama, ama sorgula! Sonra affet!
    (Bölüm 1.4 İnsan Doğmak/İnsan Olmak, Syf.69)