• Ölümün saati yok
    Yanınızdaki kişiye değer verin ; kormayın onu .
    Durup durup sevdiğinizi söyleyin özel hissetirin
    En ufak bir şeyle biti demeyin , ağlatmayın , üzmeyin
    Nedenmi ? Çünkü ölümün saati yok

    Selam söyle İnek Şaban ‘a
    Selam söyle Damat Ferid ‘e
    Selam söyle Güdük Necmi ‘ye
    Selam söyle Hafıze Ana ‘ya !!!

    🦋😔

    https://youtu.be/IKx4aR4KYn8

    ayşen... şimdi bir gece büromdayım, şiirle meşgulüm. benim bürom esenboğa yolu üzerinde aşağı yukarı. esenboğa’dan yeğenim geliyor. diyo ki amcama da bi uğrayayım bir bakayım, oradaysa oturalım. geldi, açtım kapıyı: “hayırdır oğlum?” dedi “ışığını gördüm geldim amca.” hoşgeldin beşgittin... şimdi çok önemli bir makamda, ayşen’i vermediler fakir çocuğu diye. öğretmen çocuğuydu, onlarsa aristokrat aileydi... şimdi ayşen’in çocuğu inşallah bitirmiştir okulu. avusturalya’da hem garsonluk yapıyor hem okuyor. yeğenimin çocukları da altında birer ciple geziyor. neyse yeğenime dedim sen zengin olmaya çalışıyorsun, bense para ile aşkı takas ettim. “ben aşkı bilmiyor muyum amca?” dedi, gitti arabasından viski getirdi, iki tek attı, açıldı. tam onbeş yaş var yeğenimle aramızda. ortaokulda ayşen ile başlıyor aşkı. ortaokul derken lise, üniversite hukuk fakültesine başlıyor ikisi de. başlıyorlar da bitiremiyorlar. ondan sonra yeğenimin babası celal abim gidiyor istemeye ayşen’i, kibarca reddediyorlar. “kızımızı biz amerika’da okutacağız” falan. ayşen kaçmak istiyor, yapamıyor beceremiyor. ve sonra ilk isteyen adama veriyorlar kızı. yeğenimse avrupa’da takip ediyor devamlı ayşen’i. bir kız çocuğu oluyor ilkten, ayşen özel bir hastanede bir kız çocuğu dünyaya getiriyor, odanın her tarafını kırmızı ve beyaz güllerle süslettiriyor yeğenim. ayşen’in kocası geliyor “ya bu gülleri kim ısmarladı? her taraf gül.” ses çıkarmıyor ayşen. bir de erkek çocuğu oluyor ertesi sene, yine her taraf gül. sonra “sen git” dedim yeğenime, kovdum onu bürodan. bense üç gün eve dönemedim. işte o üç günde çıktı bu şiir.”

    İklimler çileme çare bulmuyor.
    Mevsimler halimi sormuyor Ayşen...
    Sakiler derdime derman olmuyor.
    Şarkılar yaramı sarmıyor Ayşen...

    İlkbahar, yaz derken hazanım soldu.
    Murada ermeden miyadım doldu.
    Kalp gözüm, ellere bakar kör oldu.
    Senden başkasını görmüyor Ayşen...

    Hasretin tüketti bütün varımı,
    Seraba döndürdü hülyalarımı,
    Ne kadar süslesen rüyalarımı,
    Sabahlar hayıra yormuyor Ayşen...

    Ağlarsan, matemin yağar geceme,
    Gülersen, mehtabın doğar geceme, ;
    Lale devri geldi gönül bahçeme,
    Senden gayri çicek girmiyor Ayşen...

    Kapattın gönlümün sevinç yönünü,
    Ümidim görmüyor sensiz önünü,
    Takvimler bilmiyor dönüş gününü,
    Saatler vuslatı vurmuyor, Ayşen...

    Feleğe isyanım arttı gitgide,
    Gençliğim su gibi aktı gitti de,
    Ömrümü ellere sebil etti de,
    Bana bir damlanı vermiyor Ayşen...

    Ardından çilemem, çağlamam diye,
    Yas tutup karalar bağlamam diye,
    Kaç kez and içtiler ağlamam diye,
    Gözlerim sözünde durmuyor Ayşen...

    Ey alev yanaklım, volkan dudaklım,
    Ne bir yalanım var, ne gizlim, ne de saklım,
    Her şeye erdi de zavallı aklım,
    Seni unutmaya ermiyor Ayşen...

    Dostlarım namıma Ferhat dese de,
    Ruhum aşk elinden imdat dese de,
    Kör şeytan resmini yırt at dese de,
    Ellerim bir türlü varmıyor Ayşen.

    Cemal Safi
  • 292 syf.
    ·Puan vermedi
    Kitap Yorum
    Filiz AYGÜNDÜZ
    #prensprensesisevmedi Sevmedi
    @dogan_kitap Deniz ve Ömer'in Hikayesi Sarhoş olma isteğiyle oturup bir gece bir şişe viski içip ama sarhoş olmak bir yana daha ayık bir kafayla ortada gezen Deniz'in sabah kalp çarpıntısiyla soluğu hastanede almasıyla başlıyor hikaye... Doğru söyleyin doktor bey birseyim yok değil de mi ? Deyince o müthiş gülümsemesiyle Ömer geliyor ve hayır Deniz Hanım ama illa teşhis istiyorsanız Viski taşikardisi diyebiliriz diyerek konuşma günlere aylara ve yıllara yayılıyor.
    Ömer ilişkiden korkan , ilişki yaşamak istemeyen ama illa yanında biri olsun diyen bir karakter. Deniz ona aşık olmuştur. Hatta tanrı katına getirmiştir. Ne yaparsa yapsın bir türlü ilişkilerini yürütemediler. Deniz çok.buyuk buhranlar geçirdi ve sonunda psikaytriye başvurdu. Ve aslında Ömer'e duyduğu sevgi sevgi değil. Çocukluğundan gelen baba travmasinin Ömer'e devam etmesi. Aslında Ömer'e duyulan bağımlılık. Ve bunu yenmeyi sonunda başardı. Kendi gibi bir çok kadına ve erkeğe yardımcı oldu . 🦋Okuduğumda çok noktada kendimi buldum. Hatta bazı noktalarda kendimi çok sorguladım... Acabalarım çocukluk hatıralarım vs vs . Çok beğendim kitabı tavsiyen ederim. Gitmek isteyenin önünde hiç birşey duramaz ... her şey kendi ruhumuz da Alıntılar
    🦋Dengede duran bir tahterevallinin üzerinde iki kis kafesi. Beyaz güvercinden biri kafesin içinde diğeri kafesin üstünde. Özgür olan güvercin uçarsa, denge bozulacak, kafesteki bağımlı güvercin denize düşecek. Amacımız şu olmalı özgür kuşu uçurmak yerine bağımlı kuşu kafesten kurtarmak.
    🦋Her defasında koklayarak öperdim ben Ömer'i kokusunu içime çekerek. O koku ki şükrettirdi beni.dunyaya geldiğine, onu tanıdığıma, kadın olduğuma. @get_repost #repost #oku #okudumbitti #okudumbitti #okudumokuyun #kitapsözleri #kitapyorum
  • Mısır tarihi 3000 yıllık yazılı belgenin yanı sıra arkeolojik kalıntılardan esinlenerek yazılmıştır. İlk olarak Mısır’da yazıyı ele alalım: Mısırlılar yazıyı Mezopotamya’dan öğrenmişlerse de kendi üsluplarını geliştirip hiyeroglif yazıyı resimlemeyi (piktogram) taş, fildişi, ahşap üzerine kazıyorlardı.

    Hiyeroglif yazıdan başka 1.Hiyaretik, 2.Demotik, 3.Kopt yazı türleri de vardır. Mısır hiyeroglifleri 1822 yılında Eski Mısır bilimci ve Dilbilimci Jean François -Champolion çözmüştür. Mısır alfabesi kolay çözünürdü, bunun nedeni ise ufak tefek değişikler olsa da yıllarca aslına bağlı yazılı olması idi.

    1.Hiyaretik Yazı: Kil kaplara ve papirüslere yazılması Orta Krallık (M. Ö2040-1640) döneminde daha sık görüldüğü için (kitap yazısı) da denir. Hukuk ve dini metinlerde kullanılır. M.Ö 200’e kadar kullanılmıştır.

    2.Demotik Yazı: Geç dönemde 26. Sülalesi’nin hiyaretik, yazının basitleştirmesiyle ortaya çıkan yazı “Halk” yazısıdır. M.S 5yy.da Philae Adası’nda en son demotik yazı kalıntıları vardır.

    3.Kopt yazı: Kıptilerin demotik yazıya altı harf eklemesiyle oluşan yazıdır. Genellikle saray, tapınak, ordu ve okullar kopt yazısı kullanılırdı. Mısır’da rahipler öğretmenlik yapardı. Okullarda hiyaretik ve hiyeroglif yazı öğretilirdi, hiyeroglif yazı bilmek seçkinlik bilgelik sayılırdı.

    Papirüse yazının artışı “Ölüler Kitabı” yani mumyalamayla birlikte gömülen yazılarla artmıştı. Günümüzde en uzun papirüs British Müzesi’ndeki 40,5 m uzunluğundaki HARRİS papirüsüdür. Kırmızı ve siyah mürekkeple yazıyorlardı. Genellikle dinsel belgeler ve ölünün yaşam öykülerini yazıt mezarlara yazıyorlardı.

    Orta Krallık dönemine ait önemli eser Sinuhen’in Tarihi Otobiyografik bir eserdir. Kral I.Senuster zamanında Suriye’ye sığınan Yüksek Memur Sinehen’in maceralarını anlatan eser en önemli yazıttır. Kahire Müzesi’nde korunan bir papirüste eski Mısır davranış kurallarına ait ilginç bir metin bulunmaktadır. Genel olarak bu davranış kuralları “Ani’nin Özdeyişleri “olarak bilinir ve aşağıdaki örnekler karakteri ve konusu hakkında bize fikir vermektedir.

    “Bir kişi eline geçen fırsatı bir kez kaçırdı mı , başka bir tanesini yakalamak için (boşuna) çabalar.”
    “ Başkası ayaktayken sen oturma, sosyal statün onunkinden daha yukarıda olsa bile ve özellikle de bu kişi yaşlı bir adamsa “Kaba sözler söyleyen birinin nezaket görmesi beklenilmemelidir.”
    “Eğer her gün kendi ellerinle (yaptığı ) yolda ilerlersen, sonunda olman gereken yere varırsın.”
    “ İnsanlar her gün ne hakkında konuşmadılar? Yüksek mevkilerdeki yöneticiler kanunları tartışmalı, kadınları kocaları hakkında konuşmalı ve her insan kendi işleri ile ilgili konuşmalıdır.”
    “Asla hiçbir misafirinize kaba sözler söylemeyin; dedikodu yaparken sarf ettiğiniz bir söz döner gelir ve sizin evinize düşer
    “Eğer kitaplarla aran çok iyiyse ve onlar incelemişsen ,okuduklarını, kalbine iyice yerleştir ki böylece daha sonra ne söylersen iyi olacaktır. Eğer bir kâtip herhangi bir mevki ye terfi ettirilirse, kendi yazdıkları hakkında konuşacaktır. Hazineden sorumlu müdürün hiç oğlu yok ve mühür memurunun hiç varisi yok. Yüksek memurlar, eli şerefli bir konumda olan kâtibe ,çocuklara vermedikleri bir saygı gösterirler…
    “Bir insanın çöküşü ona dilinden gelir; dikkat edin de kendinize bir zarar vermeyin “Bir insanın kalbi tıpkı bir tahıl ambarına benzer, içi her türden cevapla doludur; iyi olanları seç ve onları söyle; kötü olanları ise içine gömerek sakla. Kaba bir şekilde vereceğin cevap silah savurmaya benzer; fakat eğer tatlılıkla ve sakin bir şekilde konuşursan her zaman [sevilirsin].”
    “Sana, seni karnında taşıyan anneni verdim ve seni taşırken o, benim yadımım olmaksızın bu büyük yükün sorumluluğunu üzerine aldı. Aylar sonra sen doğdun , annen kendini bir boyunduruğun altına sokarak seni üç yıl boyunca emzirdi… Sen eğitim alman için okula gönderildiğinde , annen düzenli olarak her gün öğretmenin için evden ekmek ve bira getirdi. Şimdi ise sen büyüdün, bir karın ve kendi evin var. Çocuklarına bak ve onları tıpkı annenin seni yetiştirttiği gibi yetiştir .Anneni üzecek hiçbir şeye izin verme, aksi takdirde eğer o ellerini Tanrı” ya açarsa Tanrı onun şikâyetini duyacak(ve seni cezalandıracaktır)”.
    “Yanında başka biri varken ekmeğini , ilk önce ona uzatmadan yeme…”
    “Öfkeliyken birine asla cevap vermeyin ve onun yanından uzaklaşın . O, kızgınlık içerisinde konuştuğunda siz ona kibar bir şekilde karşılık verin , çünkü yumuşak sözler onun kalbinin ilacıdır”. Kaynak: Wallis BUDGE 2008
    YÖNETİM ŞEKLİ- TOPLUMSAL VE EV YAŞANTISI

    Yönetim şeklini ele alırsak, Eski Mısır’da yönetim şekli mutlak krallıktı. Firavunlar yönetirdi, firavun (Büyük Ev) anlamına gelirdi. Bu sözcüğün kral anlamında kullanılması Yeni krallık döneminde başladı çünkü yeni krallık döneminde ilk yaşarken krallar tanrılaştırılmaya başlandı. II.AMENOFİS (M.Ö 1427-1401) zamanında kuzey ve güney merkezleri oluşup iki ayrı vezir atandı.

    Güneyin merkezi Teb idi, kuzeyin ise Memfis idi. Kral-vali-memur-rahip-çiftçi-işçi tabakaları şeklinde sıralanıyordu. Kölelik M.Ö 2000 yılına kadar dayanır. Tarımda Şaduf sistemini keşfetmişler bu uygulamayla tarım 0\15 oranında artırılmış. Yılda 2 kez ürün hasat edilmiş idi. Mısırlıların üç iklimi vardı: Akhet (taşkın), Peret (ekim)ve Shemu(hasat)dır. Nil Nehri kıyısında zengin alüvyon minareli oluşurdu. Ekmek ve bira yapımı için en çok arpa yetiştirilirdi.

    Kıyafet yapmak için keten ve bunun yanı sıra pırasa, sarımsak, kavun, karpuz, bakliyat, marul, kabak ve şarap yapmak için üzüm yetiştirirlerdi. Ev yaşantısına gelirsek, 14 yaşında sünnet töreni yapılır idi. Tek eşli evlilik yaygındı. Kızlar 14-15 yaşında, erkekler 20 yaşında evlenir idi.

    Evlilik sözleşmesi devlet tarafından kabul edilen medeni bir şeklinde yapılırdı. Evlilik töreninde dini merasimler mecburu değildi. Evlilik sözleşmeleri her iki tarafın ailelerinin tapınakta buluşup yaptıkları ve evlilik antlaşmasının ahaliye ilan edilmesiyle gerçekleşirdi. Evlilik sözleşmesi yazılı belgeyse ya tapınakta korunur veya ailelere verilirdi.

    Evlilik sözleşmesinin en güzel örneği, Emhatıb ve Şahatır’ın yaptığı sözleşmedir. Bu sözleşmede: Ben seni bir kadın olarak kendime aldım, senden olacak çocuklarım için sahip olduğum her şeyi size vereceğim sizin dışınızda kimseye bir şey vermeyeceğim .Her yıl sana yetecek kadar yiyecek ve içecek vereceğim. Aramızda ayrılık söz konusu olursa 50 parça gümüş vereceğim demiştir. Sözleşmeden sonra küçük çaplı eğlenceler yapılır, Kadınlar soyun devamını sağladıkları için “kutsal” sayılır.

    Duvar resimlerinde kadınlar resmedilirken güneşte çalışmadıkları için açık renk tenli olarak betimlenmiştir. Erkekler ise dışarıda çalıştıkları için kırmızı renk de betimlenmişlerdir. II.Ramses zamanında heykel, resim, mimarlık ve dış ticaret çok geliştiğ için yeni zengin burjuva sınıfı ortaya çıkmış, lüks yaşam hat safhadaydı. Yeni zengin kesim gösterişli hayat sürüyorlardı. Ziyafetler, törenler, kurban ayinleri yapıyorlardı; birbirleriyle yarış halindeydiler.

    Öyle ki mezarlarını ve evlerini gümüşler, heykeller ve halılarla süslüyorlardı. Seçkin ailelerin evlerinde zarif fildişi ahşap cam işlemeli mobilyalar, sandalye, tabure kullanılır. Mobilyaların ayaklarına hayvan şekli verilir. Davetlerinde harp, lavta, flüt, obua çalınır; dansçı kızlar dans ederlerdi.

    Kıyafetlere önem verilir, genelde beyaz elise giyilir ve başlarına “peruka” takarlardı. Kadınlar, Malakit denen kaya ve zümrüt tozunu boya yapıp gözlerine sürme çekerlerdi ,bu toz göz sağlığına iyi gelirdi. Nil kenarındaki çiçek ve bitki yağlarından parfüm, krem ve sabun yaparlar; sabuna kil ve kül katarak cilt ve yaralara iyi geldiğini de gözlemlemişlerdir. Böylelikle doğal sabunu ilk yapan ve kullanan da Mısırlılardı.

    Mimari özelliklerine baktığımızda, evlerini tapınak tarzı yaparlar. Sütunları oldukça gösterişli betimliyorlardı. M.Ö 3000 yılından itibaren “mastaba” mezar odalarına kral gömülürdü. Mastaba, sedir anlamına gelen Arapça bir sözcüktür. Bir mastaba dik ya da hafif eğimli kerpiç ya da taş duvarları olan, dikdörtgen planda bir oda görünümündedir.

    Tavan genellikle düzdür. Zemin altında tavandan dik bir kuyu ile inilen mezar odası vardır. Mısır firavunları Erken Devir I.II. Sülale’lerden beri (M.Ö 2680.1640) arası kendilerine “mastaba” tipi piramit yaptırmışlardır. III.Sülale kralı Coser’in Sakkara’daki ünlü basamaklı piramit (M.Ö 2630) Mimar İmhotep yapmıştır, bu piramit mısır tarihindeki ilk basamaklı piramittir. 6 basamaklı piramidin kuzeydoğu köşesine yakın yerde Cossar’ın oturur durumda bir heykeli vardır. Güneydoğu yanında kralın Sed Festivali, tapınak ve pavyonlardan oluşan bir yapı grubu vardır.

    Set Festivali: Bir kralın ölümünden 30 yıl sonra ilk kez, daha sonra da 3 yıllık aralarla kutlanan, kralın yeniden doğum gününü kutlayan törendir. Bu tören, kralın öteki dünyada uzun süre hüküm sürme isteğini yansıtıyordu. IV. Sülale’den itibaren gerçek piramitler yapılmaya başlanmıştır.

    II. Ramses ve Netfettari’nin tapınakları ünlüdür. II. Ramses için Ebu Simbel Dağı’nda Nefertarı’ye adadığı tapınağını ve başkent yapılan Per-Ramses şehri ve şehirdeki Ramesseum Tapınağı’nı yaptırmış ve günümüze kadar gelmiştir. II. Ramses Kadeş Savaşı’nı ve Antlaşması’nı yapan kral idi.

    Ayrıca güzeller güzeli gizemli ve güç sembol kraliçe Nefertiti kum taşından yapılmış boyalı büstü oldukça dikkat çekicidir. Nefertiti Firavun Akhenate’nin eşi idi. Akhenaten öldükten sonra ülkeyi yönetmiştir. IV. Sülale’den sonra gerçek piramitler yapılmıştır. İlk geometrik gerçek olarak Firavun Snefru’ya ait Kızıl piramittir. Daşhur’daki Snefru (eğik piramit) de vardır, kendisine iki piramit yaptırmıştır.

    Giza’daki Keops’un piramitti en görkemlisidir. Antik dünyanın 7 harikasından biridir. V. Sülale’de ise kaya mezarlıklar yapılmaya başlanmıştır. Sebebi ise kolaylıkla mezarların soyulmasıydı. VI. Sülale’den sonra ölünün biyografisi yazılmaya başlandı. Yeni krallık dönemde ise kayalardan oydukları mezar odalarına gömüyorlardı, en güzel örneği Hatşepsut’un Deir el-Bahri şehrindekidir ve bir erkek gibi tasvir edilmiştir. 18.Sülale’den I.Thutmos’un kızı olan Hatşepsut (M.Ö1503 .1445) yıllarında yaşayan ilk kadın firavun sülalesinden gelen kraliçedir.

    22 sene Mısır’ı yönetmiştir. 18.Sülale’ye kadar hiç kadın firavun yönetime gelmemiştir. V. Sülale’den kralı Neuserra Abu Grab Ra adına yapılmış tapınak en güzel örneklerinden biridir. En belirleyici özelliği içinde bir sunağın bulunduğu açık avlu, pişmiş topraktan kayık ve güneş tanrısının simgesi olan kalın bir dikilitaş vardır.

    Eski mısırlılar Ra tanrısının kayıkla gece yolculuğuna çıkacağına inanıyorlardı. Orta krallık zamanından kalan Firavun Mentuhotep’in tapınağı günümüze bozulmadan muhafaza edilen tapınaklardandır. Yeni krallık döneminde ise Hatşepsun’un II. Ramses’in ve Nefertati’nin 10 metre boyunda heykeli olan tapınakları görkemlidir. Bu tapınakların pilon ve diklitaşları göz kamaştırırdı.

    Pilon :Tapınak kapılarının iki yanında kaideleri geniş, yukarı doğru daralan Mısır’a özgü duvarlardır. Genellikle pilonlar üzerinde tapınağı hangi kral yaptırdıysa onun zaferlerini betimleyen kabartmalar yapılırdı. Pilonların önüne tapınağı hangi kral yaptırdıysa onun büyük boyutlu birkaç heykeli ve dikilitaşlar dikilirdi.

    Dikilitaş: Tek bir bloktan ve genellikle pembe granitten yapılan, yukarı doğru incelen ve tepe noktası küçük bir piramit şeklinde biten taştan yapılır. Dikilitaşlar tapınakların güney simgeleriydi. Bazı Eski Krallık Dönem’i mezarlarının ve tapınaklarının kapılarının önüne çift olarak dikilirdi.

    Maalesef bu dikilitaşlardan bazıları kaçırılmış İstanbul, Londra, Paris, New York’ta meydanlara dikilmişlerdir. Saraylar ve diğer yapılar genelde kerpiç olduğu için günümüze gelememiştir. Yazılı kaynaklarda Teb’in sarayları oldukça görkemli olduğu söylenir. Güzel sanatlar da Mısır’da M.Ö 3000 yıllarında Fayans yaygınlaşmıştır.

    Ezilmiş Kuartz Kalsit, kireç ve soda kirecinden yapıyorlardı. Mavi Turkuaz sırrının camlaştırılmasıyla üretilen fayans küçük Mısır heykellerinin boncuklarında kullanıyorlardı. Eski Krallık’tan beri heykel, kabartma resimde çığır açmışlardır. Orta Krallık’ta duvar resimleri ortaya çıkmıştır.

    Bilimde ise (M.Ö 3100) Seren yelkenli kayıkları ilk Mısır’da ortaya çıkmıştır. Daha sonra yeke, yaprak biçimi pala ve kenar kürekleri geliştirmişlerdir. Khuru büyük piramitlinin yakınında botun bir kayık bulunmuştur. Firavunları nehirden cennete taşıyan cenaze kayığıdır. Güneş takvimi Sirius Yıldızı’nın ufukta görünmesi ile Nil Nehri’nin periyodik taşkınının aynı gün başlamasına dayanan bir takvimdir. Olayın 365 günde bir meydana geldiği saptanmıştır.

    Bu takvime göre bir yılda dört aylık üç mevsim, Taşkın-Ekin-Hasat, vardı. M.Ö 45 yılında Mısır Takvimi’ne dayanan Jülyen Takvimi M.S 1582’de Papa XIII. Gregor’un düzenlenmesiyle günümüzün takvimi ortaya çıkmıştır. Gregoryen Takvimi ortaya çıkmıştır. Mısırlılar güneş saatlerini ölçen düzeneği tespit etmişlerdi. Gece ve hava kapalı olduğu zaman su saatleri kullanırlardı. Geometride çok başarılılardı.

    Zaten geometrinin keşfi bilimde piramit için gerekli olan materyalin hacmini hesaplamak için çözmeye çalışılan problemlerden ortaya çıkmıştır. NİL kenarındaki tarları hesaplamada geometri çok önemliydi. Suyun taşmasını, azalmasını ölçen Nilometre adlı ölçü birimini kullanmışlardı. Pisagor teoremini de bildikleri söylenir.

    Tıp ilmine de erken ölümlü oldukları için pek ilgiliydiler. M.Ö 2700 yılına kadar doktorların varlığı kanıtlanmış, tapınakların duvarlarında ameliyat resmedilmiştir. M.Ö 1550 tarihli papirüs de insan anatomisi nabız ve kalp atışından bahsedilmiştir.

    Aynı dönemden kalma Ebers papirüsünde tümör ve depresyondan bahseder. 29 yaş ortalama ömürdü, seçkinler 50 yaşına kadar yaşıyorlardı. Bağırsak paraziti, verem, diş eti iltihabı yaygındı. Kafatası ameliyatı yaptıkları, bütün organların kalple bağlantısı olduğunun kanısına varmışlardı. İlaç olarak fare dışkısı, hastanın tırnaklarındaki kiri, hayvanların et suyu, Nil’in çamuru, ekmek küfünü kullanmışlardı.

    Ekmek küfünün iyileştirdiğini anlamışlar ve penisilini keşfetmişlerdi. Din konusuna gelirsek, din Mısır kültürünün tümünü kapsar. Sülale öncesi dönemde Totem inanışına kaynaklı hayvan biçimli tanrıları vardı. Daha sonra hayvan başlı insan vücutlu tanrılar ortaya çıktı. Resmi sıfat kazanan tanrıları ise Teb’in Amon- Ra, Menfisin- Ptah, Heliopolis – Ra Harahti’ydi.

    Törenleri “Kült” idi. IV.Amenois(M.Ö1352-1335) zamanında tek tanrı inancı başlamış, karısı Nefriti’nin çok yardımı olmuştur. Bu yeni din Aton (güneş) tanrıydı .Ölü ve mumyalama, öldükten sonra tanrı Osiris’in başkanlığını yaptığı 42 yargıcın yargılayacağına inanırlardı. Kalbini ve maatı tartıyla tartarlardı. Denk gelirse sınavı geçmiş sayılıyordu, bütün bu olanları tanrı Thoth yazardı.

    Mumyalama da sülale öncesi dönemden sonra başlamıştır, ondan önce kuma gömüyorlardı .Mumyalama bir cengelle burundan beyin ve iç organları, karnın sol yanından bir yarık açılarak karaciğer, akciğer ,mide, bağırsak dışarı çıkarılıyordu; bunun nedeniyse çürümeyi önlemek için uygulanıyordu. Organlar Natron’da kurutulup Kano Pikler’e(kavanoz) konulup 40 gün bekletilip, yağlanıp, reçine sürülerek keten bezlere sarılıp ahşap tabuta koyuluyordu.

    Eğer ölen kralsa üç tabuta koyulup daha sonra taştan lahitin içine koyulurdu, Kanopik vazolar da yanına dizilirdi. Şavati,Sabti,Usbati heykelcikler de lahitin içine konulurdu. Öbür dünyada ölünün angarya işlerini yapacaklarına inanılırdı.

    Kutsal sayılan kedi, boğa, timsah da mumyalanırdı. Son olarak II.Tutmosi’in Nubya Seferi’ni anlatan yazıtı sunacağım. Yazıt, II. Tutmosis’e ait Elefantin’den Philae’ye giden eski bir yol kenarında hiyerogliflerle kazınmıştır. Kralın saltanatının ilk yılına (MÖ 1492) tarihlenir. Yazıtın başlangıcında kralların isimleri ve lakapları sıralanır.

    Tutmosis’in Kuzey Delta ve Deniz Kıyısı, Yukarı ve Aşağı Mısır, Nubya ve Sina, Suriye’yi de içine alan Doğu Çölleri, Fenkhu toprakları ve Hartum’un güneyine uzanan ülkeler üzerindeki hâkimiyeti vurgulanır. Ardından gelen bölümlerde şunlar söylenir: “Haberci içeri geldi, Kral Hazretlerini selamladı ve şunlar dedi:

    KUŞ’ un (Kuzey Nubya ) kötü halkı isyanda. iki diyarın efendisinin (Mısır kralının ) halkı ona düşman olmuştur ve savaşmaya başlamıştır. (Nubyadaki) Mısırlılar Babanız [I.] Tutmosis, güneydeki ve Doğu çölündeki kabileleri durdurmak için inşa ettiği kalenin sığınağından sığırlarını sürüyorlar.” “Kral Hazretleri bu sözleri duyduğu zaman tıpkı bir panter (ya da leopar) gibi öfkelendi ve dedi ki; ‘Beni seven Ra ve Babam, Tanrıların kralı , iki diyarın tahtının efendisi Amon üzerine yemin ederim ki içlerinde canlı tek bir adam bırakmayacağım.

    “Daha sonra Kral Hazretleri İki diyarın efendisi ’ne karşı ayaklanmış ve kral hazretlerinin yönetiminden memnun olmayanları devirmek için bir askeri birliği Nubya’ya yolladı. Bu onun ilk savaşıydı. Kral Hazretlerinin askerleri Kuş’un sefil topraklarına vardılar.Aldıkları emre bağlı olarak askerler, hizmetkârlar eşliğinde kralın bulunduğu yere götürülen sefil Kuş Prensi’nin oğlu hariç canlı hiçbir adam bırakmadılar .

    Kral tahtın oturdu. Askerleri yakaladıkları esirleri ona getirdiklerinde esirleri ona getirdiklerinde esirler iyi tanrının ayaklarına bırakıldılar. Toprakları eskiden olduğu gibi bağımlı duruma geri getirildi. İnsanlar sevindiler ve liderleri memnun oldu. iki Diyarın Efendisi’ne övgüler yağdırdılar ve Tanrıyı ilahi iyiliğinden ötürü yücelttiler.

    Bunun meydana gelişindeki neden, kral hazretlerinin, babası Amon’un başlangıçtan bu yana Mısır tüm krallarından daha çok sevilmiş olan, taçları şanlı Güney ve Kuzey’in Kralı , Aakhepe -renra, Ra’nın oğlu, tıpkı Ra gibi ebedi yaşam, süreklilik ve huzur bahşedilen, II. Tutmosis’in cesaretiydi” (Wallis Budge) Eski Çağ Mısır tarihinden kısa kesitler yazdım tabiî ki mısır bir makaleye sığmayacak kadar derin ,gizemli ,efsanevi olaylarla doludur ama birkaç önemli tarihi olaylar şahsiyetlere değinmeye çalıştım .

    SAYGILARIMLA…SÜHEYLA YAVUZ

    Kaynakça:
    Bülent İPÇİOĞLU – Eski Çağ Tarihinin Ana hatları kitabından , Dünya tarihi atlası Hermann KİNDER – Werner HİLGEMAN, Bilim Tarihi – yayımcısı Robert WİNSTON – Tarih Ansiklopedisi ve ders notlarımdan
    Beyinsizler Uygulaması
  •      İsveç’te yaşayan Kürt doktor Azad Necar, 18 yıldır üzerinde çalıştığı bilimsel çalışmada başarıya ulaştı. Yapay kalp üreten Kürt doktorun bu buluşu, “Tıp’ta devrim” olarak kabul ediliyor.

         18 yıl önce Dr. Azad Necar, yanında çalıştığı İsveçli profesöre, “Yapay bir kalp yapmak istiyorum” dediğinde, profesör gülerek, “Bu dediğin imkânsız birşey, başaramazsın” diye cevap veriyor. Aynı şeyi eve gelince annesine de söyleyen Dr. Necar, ondan da şu cevabı alıyor, “Sadece Allah yapabilir, kullar değil.” Bu diyalog 18 yıl önce gerçekleşiyor. O zamanlar oğluna gülen anne, bugün, “Dediklerine güldüm ama oğlum dediğini yaptı” diyor.

         Dr. Azad Necar bu sıralar yapay kalp yapımında son aşamaya gelmiş bulunuyor. O gün Necar’a“Başaramazsın” diyen profesör de çalışmanın başarıya ulaşması ardından arkadaşlarını çağırarak onların gözü önünde Kürt doktordan özür diledi.

         Vasteras kentindeki Scandinavian Real Heartşirketinin en üst katındaki laboratuarda Dr. Azad Necar ve arkadaşları yapay kalbin son rütuşlarını yapmakla meşgul. 18 yıldır üzerinde çalıştığı bu yapay kalbin hacmi tıpkı yetişkin bir insanın kalbi kadar büyük.

         Azad Necar, gecesini gündüzüne kattığı bu çalışma için milyonlarca Euro harcandığını belirtiyor. Kürt doktor, tamamlama aşamasına gelen projesi için dünyanın çeşitli ülkelerinden talep geldiğini söylüyor. Fakat İsveç hükûmeti projeyi sahiplenip finanse etmeyi kabul etmiş bulunuyor.  İsveç Kralı XVI. Carl Gustaf Folke Hubertus da Kürt doktorun başarısı nedeniyle kendisini birkaç defa huzuruna davet etti, onuruna yemek verdi. Aynı şekilde İsveç Başbakanı Kjell Stefan Löfven de kendisini ağırladı. Bu yüzden Kürt doktor, “Kralın ailesi çok nezaketli bir aile. Her türlü projemde bana yardımcı olacaklarına söz verdiler” diyor.

         Bitirme aşamasına gelen projesinin deneme bölümlerini de geride bırakan Dr. Azad Necar, projenin insanlar üzerinde hayata geçirilmesi için bazı yasal aşamalardan da geçmesi gerektiğini dile getiren Necar, “Az kaldı, artık dünyada kalp hastalıkları ve krizler yüzünden ölenlerin sayısı azalacak” diyor.

         DR. AZAD NECAR KİMDİR?

         Azad Necar, Azad Kürdistan’ın Duhok ilininZaho ilçesinde doğdu. Azad, yaşları 90’ı geçen ve hâlâ hayatta olan okur – yazar bir anne ve babanın çocuğu.

         Azad Necar’ın babası “siyasî faaliyetleri” nedeniyle Saddam Hüseyin rejimi tarafındanBağdat’a sürüldüğünde o henüz çok küçüktü. Kürt doktorun babası, Duhok ve Musul’da tanınan bir avukattı ve Mella Mustafa Barzanî öncülüğündekiKürdistan millî mücadelesine katılmıştı. Necar,“Bağdat’ta evden dışarı çıktığımızda Arapça konuşmak zorundaydık. Ancak evde de Kürtçe dışında başka dille konuşmamız kabul edilmiyordu” diyor.

         Azad Necar’la birlikte dokuz çocuğu bulunan bu ailenin diğer tüm üyeleri de hayatlarında çeşitli başarılara imza atmış kişiler. Dr. Azad Necar’ın bir kardeşi şu an İsveç’in tanınan beyin doktorlarından biri. Necar’ın babası ve annesi, onun daha küçüklükten beri kendini aşan işler yaptığını söylüyor ve ekliyor: “Ne olursa olsun, yapacağım dediğinde ona inanıyoruz.”

         Okul hayatı da başarılarla dolu olan Dr. Azad Necar, Musul Üniversitesi Tıp Bölümü’nü birincilikle bitiriyor. 1990’lı yıllarda İsveç’e göç eden Necar, doktorluğun yanısıra kalp üzerine araştırmalarına ağırlık veriyor. Kürt doktor,“Babamın teşvikleri ve beni desteklemesi hayatta başarılı olmam için bana çok yardımcı oldu. Çünkü onun bana güvenini sarsmamak için elimden geleni yapıyordum” diyor.

         Azad Necar, neredeyse hayatını adadığı bu projenin başarılı olması ve insanlığa bir hizmet sunmasının kendisini son derece mutlu ettiğini belirtiyor. Elinde bu konuda başka bir projenin bulunduğunu belirten Dr. Azad Necar, “Eğer bunu başarabilirsem tam bir devrim olur. Çünkü gerçekleşmesi halinde şu an uzmanların kalp hastalıklarına müdahalede uyguladığı yöntem tamamıyla değişir. Aynı zamanda insanların yakalandığı birçok tehlikeli hastalık da önlenebilir”diyor.

         Kürt doktor Azad Necar, “Projem hayata geçerse Kürdistan’da kalp hastalarının da bu imkândan rahatlıkla yararlanması için çalışacağım. Fakat tek sorun kalp değil, sağlık altyapısının da uygun olması gerekiyor. Ama yine de halkım için elimden geleni yapmaya çalışacağım” diyor.

         RÛDAW
  • 1062 syf.
    ·6 günde·Beğendi·8/10
    Herkeste farklı anlamları olan, herkesi farklı şekillerde etkileyen, eşi benzeri olmayan, tarifsiz, üzerine nice şarkılar, şiirler, romanlar yazılan bu büyülü duyguyu -aşkı- yaşadık, yaşıyoruz ya da yaşayacağız hepimiz. Peki Tolstoy'da nasıl dile gelmiş aşk bir de onun gözünden bakalım Anna Karenina ile.

    "Bence... bence ne kadar baş varsa o kadar da akıl olduğuna göre, ne kadar kalp varsa bir o kadar da aşk türü vardır." (sayfa 182)

    Kendine ve karşısındaki insana saygı duyan, aklından kalbinden geçirdiği her şeyi rahatlıkla paylaşabilen, güvenli ilişkiler yaşayabilenler ya da yeterince sevilmediğini düşünen, karşısındakinin duygularından emin olamayan, terk edilme korkusu yaşayan kaygılı ilişkiler geliştirenler... Anna Karenina ile tutkulu, kaygılı, mükemmel, kaçınan, arkadaşça gibi pek çok aşk ve bağlanma türlerini görebiliyoruz ve ilişkiler hakkında yorumlar getirebiliyoruz. Benim aşktan, bir ilişkiden veya evlilikten beklentim nedir? Beni ne mutlu eder? Kendimi nasıl bir ilişkide iyi hissedebilirim? gibi sorular sorup kendinizi de aşk ve evlilik konuları üzerine düşünüp tartacağınız bir kitap Anna Karenina.

    Anna Karenina-Vronskiy, Kiti-Levin, Darya-Stepan Arkadyiç ana karakterlerinden oluşan üç farklı ilişki bekliyor bizleri. Bu ilişkilerin içinde bana en sıcak, saf ve samimi hissettiren Levin'idi. Levin'in evlilikten beklentileri, kendini bulma çabaları, sürekli hayatı, varoluşu, dini sorgulaması ve en sonunda içindeki gücü, mutluluğu bulabilmesi beni gerçekten etkileyen nokta oldu. Birçok yorumda da Levin karakteri ile Tolstoy'un kendinden izler taşıdığı belirtilmiş. Aşk, evlilik konularının yanında ölüm, din, dönemin siyasi, toplumsal yapısına, yaşam tarzına, eğitimine, köy hayatına, kadın haklarına dair konular hakkında da düşünceler içeren güçlü bir eser Anan Karenina.

    Spoiler...

    Eveeet Anna Karenina... Nasıl anlatsam, ne söylesem bilemiyorum. Okuduğum her sayfada, her cümlede Anna'yı sevebilmek için çabaladım, çok uğraştım, bir yerlerden beni etkileyen, Anna'ya karşı hissiyatımı olumlu kılabilecek duygular bulmaya çalıştım ancak olamadı. Anna'yı kendisinin de başaramadığı gibi bağışlayabilecek bir şeyler bulamadım ne yazık ki.

    Anna sevmediği adamla yaptığı evlilik sonucunda kocasını aldatan ve bunun sonucunda kendini bir türlü affedemeyen, bunun için sebepler arayan fakat kendiyle yaptığı hesaplaşmalardan mağlup çıkan ana karakterimiz. Bir yandan ben genç, güzel bir kadınım, aşka gereksinimim var, mutsuz olamam diyerek kendini rahatlatmaya çalışıyor bir diğer yandan da ben kötü, mahvolmuş bir kadınım diyerek yaptıklarının ağırlığını taşıyamıyor Anna. Kocası kızsa, suçunu yüzüne vursa ne kadar da rahatlayacak oysaki ancak tüm yaptıklarına rağmen kocasının kendisine karşı merhametli, anlayışlı davranışlarını kaldıramıyor, altında eziliyor, bir de aşığının kayıtsız, ilgisiz tavırları da eklenince içinden çıkılamayan, kaçınılmaz çatışmalar başlıyor Anna için. Suçluluğun verdiği iç hesaplaşmalarından, vicdanından kaçıyor: "herkesten ve kendimden kurtulacağım" diyerek bizlere veda ediyor Anna. Ve böylece Tolstoy bu özkıyımla Anna'yı kurtarıyor kendinden..

    "Anna okuyor ve anlıyordu, ama okumak, yani başka insanların hayatlarından betimlemeleri izlemek hoşuna gitmiyordu. Kendisi bizzat yaşamak istiyordu." (sayfa 133)

    Ve Anna kendi hikayesini yazdı...