• 296 syf.
    ·5 günde·10/10
    Öğretmenler, anneler, babalar için önemli bir kaynak diye düşünüyorum. Çünkü artık bir çocuğu yetiştirirken arkamızda koca bir köy yok. Gelenekten koptuğumuz, yeni olanı yakalamada güçlük çektiğimiz bu zamanda kitaplar en iyi rehberimiz.

    "Nasıl başaracağını öğrenmek en zekice başarıdır!" (s.13)
    Kişisel başarı öykülerimizin arkasındaki gözyaşlarının nedeni nasıl başaracağımızı bilmediğimiz ve başarı baskısına maruz kalmamız olabilir mi? (Bu tümcenin uyandırdığı soru)
    ********************************************************
    Adel Faber'in komik bir itirafına yer yerilmiş kitapta: "Kendi çocuklarım olmadan önce harika bir anneydim!" (s.13)
    Ben de bu tümceyi mesleğimle ilişkilendirdim: "Öğrencilerime kavuşmadan önce harika bir öğretmendim!"
    Bunun nedeni kitapta şöyle belirtilmiş: " 'Yeni normaller' karşısında eski haritalar ve hikayeler yetersiz kalıyor."

    İstediğiniz kadar kendinizi çağdaş olarak tanımlayın. Kültürel kodlarla savaşmak gerçekten çok zor. Kişinin kendiyle savaşması gerekiyor. Şu da bir gerçek. Geleneklerden koptuk, yeni dünyada çocuklarla yalnızız.
    Ne yapalım yani? Geleneği alıp çöpe mi atalım?
    Bunu isteseniz de başaramazsınız.
    Başarmamız gereken gelenek ile yenilik arasında denge kurmak...
    Kitapta geçen tümcelerle sözlerime derinlik kazandırmak istiyorum: "Çocukları, 'nasıl olduğunu henüz bilmediğimiz' bir geleceğe hazırlıyoruz. Özgürlük ile disiplin, yenilik ile gelenek, emek ile teknoloji, yetenek ile çabanın ideal dengeleri yeniden tanımlanıyor." (s.14)
    ************************************************************
    Kitapta Amazon.com'un kurucusu Jeff Bezos'un yaşam öyküsüne yer verilmiş. "Üç yaşındayken ikide bir annesine "büyük bir yatakta" yatmak istediğini söylemiş. Annesi "Henüz değil büyüyünce." diye ertelemiş. Birkaç gün sonra odasına girdiğinde, Küçük Jeff'i elinde bir tornavidayla, beşiğini sökmeye çalışırken yakalamış." (s.15)
    Burada durup düşündüm.
    Kendi çocuğum böyle bir şey talep etseydi ne yapardım?
    Yanıtım beni hep yakındığım kültürel kodlarımla karşılaştırdı.
    Yapılması gereken ise çocuğun yanına oturup onun bir deneyim yaşamasına izin vermek!
    Annesi de böyle yapmış...
    Çünkü kitapta belirtildiği gibi: "Başarılı çocuk yetiştirme sürecinde neyi desteklemek, neyi sınırlandırmak gerektiğini bilmek çok kritik bir karar."
    ***************************************************************
    Çocuğun başarısıyla ilgilenmek, onun başarısını olumlu etkiler.
    AMA NASIL?
    #80153713
    Çocuğun başarılı olacağı alanı kendisinin seçmesine izin vermeliyiz. Biz ne yapıyoruz peki? Sözel ve dilsel zekası iyi olan bir çocuğu götürüp başarısız olduğu dersle, genellikle matematik, karşı karşıya bırakıyoruz. Bol bol başarısızlık duygusu tattırmaktan başka bir işe yaramıyor. (Gardner'in çoklu zeka kuramını hepimizin öğrenmesi gerekiyor. )
    Balıklar çok şanslı.
    Anneleri, babaları, öğretmenleri onları uçamadıkları için suçlamıyor.

    Gelelim şimdi önemli bir araştırmaya:
    "Araştırmalara göre genellikle başarı beklentisi başarıyı, başarısızlık beklentisi başarısızlığı çoğaltıyor." (s.16)
    Bir çocuğa başaramayacağını söylemek ona yapılabilecek en büyük kötülüklerden yalnızca biridir, diye düşünüyorum.
    Kişisel tarihimdeki "Çabana güveniyorum!" diyen azınlık sesin yüreğimi nasıl ısıttığını tarif edemem. Etkisi ölümsüz olmalı ki öğrencilerime de "Çabana güveniyorum!" dediğimde bu tümce varlığını gözlerinde ışıltı olarak sürdürüyor...

    Gelelim diğer araştırmaya: "Birçok araştırma, "öğretmenin öğrencisinden başarı beklentisi"nin çocuğun başarısını birinci derecede etkilediğini gösteriyor. Çocukların başarı davranışları, okul öncesi dönemde ailelerinden, ilkokul yıllarında öğretmenlerinden, ergenlik döneminde de arkadaşlarından daha fazla etkileniyor." (s.17)
    ***************************************************************
    "Kızının başının etini yiyen" yüksek beklentili annelerin kızlarının hayati karar anlarında daha az hata yaptığı ortaya çıkmış. (s.18)
    Bu araştırma beni çok şaşırttı. Nasihatlerin bilinç altında yönlendirici bir işlevinin olduğunu öğrenmiş oldum.
    ***************************************************************
    Bir çocuğun başarısına katkıda bulunmak için ne gerektiğini dair üç tane önemli nokta üzerinde durulmuş:
    "Birincisi çocuğun fabrika ayarlarını tanımakla işe başlamak gerekir. Çocuğun kişiliği, yetenekleri, ilgileri, istekleri, değişen ve değişmez yönlerini taramak gerekiyor." (s.19)
    Her çocuk biriciktir.
    Ortaya ödül koyduğunda çalışanlar, ödülün onda stres oluşturduğu ve çalışma sürecini olumsuz etkilediği çocuklar vardır. Bu yüzden kişiye özel teknikler belirlenmelidir.
    "Başarılı çocuk yetiştirenler, konfeksiyonculardan çok terzilere benzer; kalıplara değil, vücut ölçülerine bakarak çalışırlar." (s.19)
    İkinci önemli nokta, "bütünsel/holistik bakış açısıyla yaklaşmaktır."(s.20)
    Yani başarının nedenini tek bir öncüle indirmek yanlıştır. Her bir değişkeni göz önünde bulundurmak gerekir.
    Üçüncü önemli nokta ise "Çocukları başarılı veya başarısız yapan faktörleri kanıtlanmış veriler ışığında berrak bir şekilde anlamak gerekir." (s.20)
    Kısacası yukarıda sözünü ettiğim başarıyı etkileyen farklı öncüllerin neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Bu "önemli başarı unsurları" önemlidir. Çünkü "Nasıl ki, koca bir ağaç tek kök üzerinde duramazsa, büyük bir başarı da tek bir şeyi doğru yapmakla gelmez." (s.20)
    *************************************************************
    Einstein'a göre, hayatta iki türlü bilgi vardır: canlı bilgi ve cansız bilgi. (S.21)
    Canlı bilgi tozlu raflardan alınıp yaşama geçendir.
    "Hepimiz biliyoruz ki, dünyayı değiştirenler kitaplar değil, onları okuyanlardır." (s.21)
    **************************************************************
    Kitapta benim de ilgimi çeken bir araştırmadan söz edilmiş: Japonya'nın kuzeyinde Kojima adındaki adada, dış dünyayla bağlantısı olmayan bir yirmi kişilik maymun sürüsü yaşamakta. Kahramanımız ise "Küçük Imo"
    Araştırmacılar 1952 yılından itibaren düzenli olarak adadaki kumsala patates bırakmaya başlamışlar. Suyu sevmeyen makaklar patatesin üzerindeki kum taneciklerini elleriyle süpürüp yemeklerini mideye indirmişler. Bir sene sonra ise 1,5 yaşındaki bir dişi makak patatesini eliyle temizlemek yerine insan gibi suda yıkamayı denemiş.
    Zaman içinde diğerleri de onu taklit etmeye başlamış. 5 yıl içinde makak sürüsünün %56'sı patateslerini yemeden önce suda yıkamaya başlamış. Bu oran dokuz sene içinde %73'e yükselmiş.
    Devrimci Imo 1956 yılında da araştırmacıların kumsala bıraktığı buğday tanelerini yemeden önce suda yıkamaya başlamış. 1962 yılında 49 makağın 19'u Imo'yu taklit etmekteymiş.
    1959 yılında da Ego adındaki dişi bir makak tıpkı bir insan gibi deniz keyfi yapmaya başlamış. 1962 yılına gelindiğinde sürünün 31 üyesi düzenli olarak yıkanıyor, kayalardan denize atlıyor, hatta nefeslerini tutup su altına dalıyormuş.
    50 sene sonra ise makaklar patateslerini ve buğdaylarını yemeden önce suda yıkıyor ve serinlemek için denize giriyorlarmış.

    Bu araştırmanın bize söylediği girişimci çocukların mutlaka aileleri tarafından desteklenmesi gerektiğidir. Çünkü ailenin desteklediği yenilikçi gençler toplumu dönüştürür. Evet burada aile bağları çok önemlidir. Aynı zamanda sosyal çevredeki etkileşimin de yadsınamaz bir payı vardır. Bu araştırmada görülen ayrıca şudur. Yetişkin erkeklerin, patates yıkama işini kesin olarak reddetmesi. Anneler ise yaşlı değillerse öğrenmeye daha açıklar.
    Bu araştırmadan öğrendiğim eski köye yeni adet getiren gençlerin açık fikirli anneler anneler tarafından yetiştirildiği gerçeğidir.
    **************************************************************
    KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN KEHANET

    "Bir insanın beklentilerinin, başka bir insanın performansını etkilemesine Pygmalion etkisi veya beklenti etkisi deniyor.
    Bu çok bilindik bir araştırma. Öğretmenlere, öğrencileri hakkında gerçek bilgiler verilmemiş. Yalnızca belli çocukların yıl sonunda çok başarılı olacağı üzerinde durulmuş. Öğretmenler o gruba dair olumlu bir beklenti içerisine girip daha fazla bilgi aktarmışlar, kendilerini ifade etmeleri için daha çok zaman tanımışlar. Onlara duyuşsal, bilişsel destekte bulunmuşlar. Sürecin sonunda ise gerçekten başarı elde edilmiş.
    * Araştırmaya göre beklenti etkisinin yaş ilerledikçe bir rolü olmadığı. Çünkü küçük çocukların desteklenmeye daha çok gereksinimi var.
    *Öz güveni yüksek çocuklar bundan pek etkilenmiyor.
    BEKLENTİ ETKİSİNİ NASIL İŞE KOŞABİLİRİZ?
    -Çocukların doğrularını yakalayıp onları onurlandırabiliriz.
    -Güçlü olduğu durumları keşfetmelerinde yardımcı olabiliriz.
    -Saçma sapan övgülere boğmak yerine gerçeğin bilgisiyle yolunu aydınlatabiliriz.
    - Ona uygun sorumluluk vererek hem öz güvenlerinin gelişiminde olumlu bir rol oynayıp hem de övgü için gerçek bir yaşantı sunabiliriz. :)
    *****************************************************************
    Yıkıcı Golem Etkisi:
    Çocuğa kırk kere başarısızsın dersen başarısız olur mu?

    Robert Rosenthal ve Elisha Babad başka bir sorunun peşine düşüyor: Çocuktan beklenti yüksek olunca başarılı oluyorsa, beklenti düşük olursa ne olur?
    Bir grup beden eğitimi öğretmeni ve öğrencilerle bu araştırma yapılıyor. Ön yargılı öğretmenlerin eline düşen çocuklar adeta karanlığa yuvarlanıyor. Bizde "Ondan adam olmaz." tümcesiyle mağdur edilen çocuklar bunlar...
    *Golem etkisinin adı Musevi mitolojisinden gelmektedir.. Birini yanlış yetiştirerek, kendine düşman yaratmaya "Golem etkisi" deniyor. Bir grup Musevi din adamı, işlerini görmesi için çamurdan bir dev yaratırlar ve o dev Frankeştayn gibi bir gün kontrolden çıkar, etrafına zarar verir. Golem etkisi, kendisine zarar verecek kişiyi kendi elleriyle yaratmak demektir. Golem argoda "kaz kafalı" anlamına da gelir. (s.38)

    Benim yorumum: Gerçekleşmeyen potansiyeller zamanla yıkıcı olur. Kıskançlık, saldırganlık, yakınma olarak ya kişinin kendisine ya da çevresine zarar verir.

    Yapılması gereken "Golem etkisine karşı bağışıklık sistemini güçlendirmek"
    *Öncelikle böyle bir güruhun varlığından haberdar olmalarını sağlayabiliriz.
    *Senden bir şey olmaz diyenlere karşı iyi bir savunma hattı oluşturulmasında yardımcı olabiliriz.
    *Kişinin kendisini çok iyi tanımasına ve başarılı olduğu durumlara tutunmasına destek olarak ikinci maddeyi gerçekleştirebiliriz. :)
    *************************************************************
    Evdeki kitap sayısının, hangi ülkede doğduğundan, ailenin eğitim düzeyinden, ülkenin refah seviyesinden, babanın mesleğinden ve ülkedeki politik sistemden daha önemli olduğu ortaya çıkmış. (s.43)
    Çocuklarınıza bırakacağınız son maddi miras mal varlığınızdır. Ortanca miras kütüphanenizdir. İlk miras ise kelime hazinenizdir. (s.46)
    Kullanılan sözcük sayısı kadar "yıkıcı ve destekleyici dil kalıpları çocukların başarısını çok etkiliyor." (s.49)
    ***********************************************************
    Zekaları eşit olan insanlar arasında, farkı yaratan "Dayanıklılık eğitimidir."
    #80287877

    Dahileri Fanilerden Ayıran 4 Özellik

    1. İleriki hayata aktif hazırlık
    2. Karşısına başka bir şey çıkınca başladığı işten vazgeçmemek.
    İstikrarlı istek sahibi olmak
    3. Bir yola girdikten sonra o yolda irade ve sebat göstermek.
    4. Engeller karşısında işi bırakmamak, içsel kararlılık.

    Dayanıklılık 4 temel özelliği kapsıyor.
    -Hedef Odaklılık
    -Motivasyon
    -Özdenetim
    -Pozitif bakış açısı
    Çocukların bu beceriyi edinmeleri için
    1. Sıkılmalarına izin verin.
    2. Evde herkesin pes etmeyeceği zor bir etkiliği olsun.
    3. Çocukların spor yapmasına destek olun, teşvik edin. :)
    ************************************************************
    LOKUM GİBİ ARAŞTIRMA :)
    Bu araştırmada da çocukların istekleri ile iradeleri karşı karşıya getiriliyor. "Ya şimdi bir tanesini alıp ye ya da biraz bekle iki tane vereyim" söyleminden sonra bekleyen çocukların daha iradeli ve daha başarılı oldukları ortaya çıkmış.
    Hayattaki sıkıntılarla daha iyi baş ettikleri, daha girişken oldukları, stres altında çökmedikleri, baskı altında odaklarını yitirmedikleri de ortaya çıkan beceriler arasında.
    LOKUMA HAYIR DEMEK İÇİN
    *Çocuklarınızın iç disiplinini geliştirmek için öncelikle siz güvenilir, tutarlı ve dürüst olmalısınız.
    *Kendinizi yönetmelisiniz. (Erken yaşlarda bunu başarmak daha kolaydır.)
    *İsteğe ket vurup iradeli davranmak için dikkati başka bir tarafa çevirin.
    *Dürtüden kaçmak için başka alternatifler yaratın. Bilgisayarla daha az vakit geçirmek istiyorsanız spor yapın, doğada yürüyün vs.
    *Günlük hedefleriniz uygulanabilir nitelikte olup gelecekteki hayalinizi de desteklemelidir.
    ****************************************************************
    İNATÇI ÇOCUĞU AZİMLİ ÇOCUĞA DÖNÜŞTÜRME
    * İletişim kanallarını açık tutun. Ona her zaman nedenini açıklayın. Kışın tişörtle sokağa çıkarsa hasta olabileceğini uzun süre dışarı hiç çıkamayacağını kendisine keşfettirin.
    *Onlara gerçekten saygı duyun. Onların doğal eğilimi inat. İşlenirse ortaya mucizeler çıkar. Bunu hiç unutmayın.
    * Mantıksız geliyorsa söylediği ya da yaptığı onun mantık kurmasına izin vererek bunu kendisinin bulmasına destek verin.
    *Söylediği mantıklıysa geri adım atın. Sizi model alacaktır.
    *İşlerin kitlendiği noktada el ele verip çatışmayı çözmek için yollar arayın. Yaratıcılık ve iletişim böyle böyle gelişir. :)
    * Seçenekleri siz hazırlayın seçimleri ona yaptırın:
    Önce oyun mu oynayalım masal kitabını mu okuyalım?
    Böylece kendi iradesiyle yaşadığını düşünecek.

    Prof. Erdal Atabek konuyla ilgili anlamlı bir ayrım yapıyor:
    "İrade ile inat arasındaki fark, akıldır. Akılla direnme azim, akılsız direnme inattır."
    İnadı iradeye ve azme çevirme bizim elimizde!
    ***************************************************************
    ÖZE DÖNÜK ZEKA
    Gardner'in zeka türleri arasından biridir. İnsanlar bu zeka türündeki kişileri "öz güvensiz" olarak yaftalar. Bu yanlıştır!
    Bazı insanlar gücünü kalabalıklardan değil kendinden alır.
    Ben de o insanlardan olduğum için gururla söylüyorum! :)
    Bizim türümüz için yalnızlık yakınılacak bir durum değil, başlı başına bir besin kaynağıdır.
    Gelelim çocuklara...
    Bazı çocuklar oyunlarda yoktur.
    Çocuğum sosyal değil mi diye korkmaya gerek yok!
    Çünkü çocuğun kendi oyununun kendisinin kurmasına izin verin.
    Bu doğrultuda araştırmalar yapılmış.
    Dışlanmanın yaratıcı başarıya olan etkisi üzerinde durulmuş.
    Araştırmanın ilk adımında benlik algısı ve yaratıcılık arasındaki ilişki incelenmiş. "...kalabalıklar arasından sıyrılma isteğinin ne derece güçlü olduğuna bakılmış..." (s.85)
    İkinci adımda katılımcılara "şimdiye kadar herhangi bir proje grubundan dışlandınız ya da atıldınız mı?" diye sorulmuş.
    Üçüncü adımda da katılımcılara çok basit bir görev verilmiş.
    "Bize bu dünyanın dışından gelen bir yaratık çizin!"
    (s.86)
    İnsana benzemeyen her bir unsur için 1 puan vererek seviyenizi tespit edin.
    "Kural net; çizdiğiniz şey insana ne kadar az benziyorsa yaratıcılık seviyeniz o kadar yüksek!" (s.86)

    Yaratıcı düşünme yeteneği yüksek olan kişi, özgüveni de yüksekse, tek başınayken üretken bir yalnıza dönüşüyor. Yalnızlık üretkenlik için gereken sosyal izolasyonu sağlıyor. Arkadaşları onu yoldan çıkaramadığı için, üretken bir yalnızın başarısı hızla büyüyor. Özgüven düşükse, bu defa aynı durum depresyon gibi yıkıcı duygular üretebiliyor. (s.86)
    ****************************************************************
    SOSYAL ZEKANIN BAŞARIYA ETKİSİ
    "Kendini ezdirmeyen ama başkalarını da ezmeyen, kırılgan olmayan ama kırıcı da olmayan, gerektiğinde hayır diyebilen, zorbalık yapmayan, çatışmaları diyalogla çözen, empati kurabilen, ikna yeteneği yüksek, sevilen ve liderlik eden bir çocuk pek çok anne babanın hayali" (s.91)
    Araştırmalar sosyal ve duygusal becerilerin okul başarısını da arttırdığını söylüyor.
    Çocuğun sosyal zekasını desteklemek için
    *Çocuk için oyun sosyalleşmenin anahtarıdır.
    Oyunlar oynamasına izin verin. Oyun sırasında çatışma çözme, oyun kurma becerilerini edinmelerini sağlayın.
    *Çocuklarınızla sık sık sohbet edin.
    Not: Bizler okullarda, evde kendisiyle sohbet edilen çocukları ve edilmeyen çocukları hemen fark ediyoruz.
    *Evcil hayvanlarla oynamasına izin verin.
    *Üç yaşından önce ekran kültürü edinmelerinin önüne geçin.
    *Çocuğun ikna becerilerini geliştirin.
    *Film izlerken ya da roman okurken oradaki karakterle empati kurdurun.
    *Bol bol seyahate çıkın. Sosyal sorumluluk projeleri içinde yer almalarını sağlayın. Yaratıcı drama ve spor gibi etkinliklerin içerisinde de bulunmalarını destekleyin. :)
    ******************************************************************GENLER ÇOCUĞUN BAŞARISINI NE KADAR ETKİLER
    Yapılan araştırmaların "Çocukların akademik başarısında %60 genetik, %40 çevresel koşulların etkili olduğu sonucu çıkmış. (s.99)
    Dolayısıyla "Doğal eğilimlerle uyumlu eğitimler organik başarılar yaratır." (s.99)
    Çocukların genetik eğilimlerini keşfetmek için
    *Siz de çocuğunuzun doğal başarı alanını keşfetmeye çalışabilirsiniz. Sevdiği ve öğrenirken hızlı ilerlediği alanlar bir göstergedir. Çocuğun doğal eğilimini körelten değil, güçlendiren eğitimleri tercih edebilirsiniz. Einstein'in dediği gibi, yüzmek için doğmuş balıklara ağaca tırmanmayı hedef koymamak gerek! (s.100
    Gardner'in çoklu zeka kuramını araştırmanızı salık veririm.
    **************************************************************
    İncelemeyi bitirmeden önce önemli gördüğüm birkaç yere daha değinmek istiyorum.
    *Çocukları överken zekayı değil, çabayı övün.
    "Sen çok akıllısın" yerine "Emeğin çok güzel!" "Çabana güveniyorum!"

    * Kahvaltı yapan çocukların okulda daha başarılı olduğu tespit edilmiş. Can da başarı da boğazdan gelir. :)

    *Odaklanamamak çağın hastalığı. Çocuğun bu beceriyi de edinmesini sağlamalıyız.
    Birkaç öneri
    -Düzenli bir masa.
    - Sessiz ortam.
    -Çalışma sırasında telefon ve bilgisayardan uzak durmak.
    Yardım almak için SelfControl, Freedom, FocusMe gibi uygulamalara bakabilirsiniz. İnterneti kesmek için...
    -Doğal ortam
    -Yoğunlaşma eşiğini iyi bilip, ona göre mola verme.
    -Nasıl dinlendiğinizi iyi bilme.

    Ayrıca özellikle vurgulamak gerekir ki (benim de bu konuda kusurlarım var.) TEK BİR İŞE ODAKLANMAK GEREK!
    "Saçımı tararken, sadece saçlarımı düşünürüm, başarımın sırrı budur" diyen Fransız başkanı Clemenceau'nun sözü kulağıma küpe olsun benim de. :)

    Önemli gördüğüm noktalardan biri de şu bir araştırma sonucuna göre "babanın çocukla geç ilgilenmeye başlaması, çocuğun okul başarısını olumsuz etkiliyor."
    Babalar sadece tehlike çanları çalmaya başlayınca sürece dahil oluyor. Biz öğretmenler sadece o zaman babanın yüzünü görebiliyoruz. Bu konuda penguenleri örnek almalıyız diye düşünüyorum. Anne ve baba penguenler ebeveynliği adilce paylaşıyor.

    Kitabı taradıkça bu da önemli diye yazdıkça yazıyorum. Sanırım bu inceleme uzadıkça uzayacak.
    Yine yapılan araştırmalara göre
    * Eğer kişi farklı deneyimlere açık ise göçün başarı üzerinde önemli bir etkisi var.
    Sınıfımdaki Suriyeli öğrencilerimi bu gözle de değerlendireceğim. Bu araştırma da işime yaradı.
    Peki bütün çocuklar için ne yapılmalı?
    *Yurtdışına seyahat etmek, yaratıcı düşünceyi tetikler.
    Farklı bakış açıları edinilmesini sağlar.
    *Yurtdışına çıkarma imkanımız yoksa, farklı ortamlara sokmaya çalışmalıyız çocuğu. Farklı mekanlar, farklı insanlar, farklı deneyimlerle karşı karşıya kalmalı. Doğal yaşam en güzeli ancak kitaplardan filmlerden de yararlanabiliriz.
    *Yeni deneyimlere biz ne kadar açığız? İşte bu çok önemli. Çocuk mutlaka bundan etkilenir.
    *Hayvanlarla zaman geçirme de düşünme esnekliği kazandırır.
    *İnternet dünyayı gezmek için harika kaynaklar sunuyor. Google'ın sanat ve kültür sayfasının lingini buraya bırakıyorum. "www. google.com/culturalinstitute
    Yaratıcı düşünce için ezber bozan yaşam aklımızın bir köşesinde kalsın diyerek başka bir konuya geçeyim.
    ***************************************************************
    Bilgisayar Oyunlarının Başarıya Etkisi
    "Oyun doğru dozda ve uygun şekilde kullanıldığında son derece faydalı olabiliyor. Buna karşın aşırı derecede oynayanların, ders başarılarında gözle görünür düşüş meydana geliyor." (s.169)
    Peki bu dozu nasıl ayarlayacağız?
    Sevgili Bahar Eriş'in sosyal medya paylaşımında buna yanıt buldum:
    "Çocuğunuzun yaşına uygun ekran süresini çok kolay hesaplayabilirsiniz. Çocuğun yaşından 1 çıkarıp değeri 10 dakika ile çarpın. Dakika olarak ekran süresi hakkı çıkar. Örnek: 5 yaş için 4x10 = 40 dakikadır."
    Bu konuda uzman olan isim "Orhan Toker"dir.
    https://orhantoker.com
    Çocuğun yaşamından bilgisayar oyunlarını çıkartıyorsanız yerine mutlaka başka seçenekler oluşturmalısınız.
    Yoksa onu salt bilgisayar oyunlarına mahkum edersiniz.
    Hem geliştirici nitelikte bilgisayar oyunları da var.
    "çocuklara; dikkati toplama, stratejik düşünme, engelleri aşma, işbirliği yapma, aşamalı ilerleme, sabırla bekleme ve bir işte ustalaşma konularında fayda sağlayabilir. " (s.168)
    Şiddet içermeyen ve gelişimi destekleyen oyunları çocuklara önerebiliriz. Onlardan önce biz oynamalıyız ve hangi gelişim alanına yönelik olduğu bilgisini edinmeliyiz.
    ***********************************************************
    TELEVİZYONU KAPATMAK ÇOCUĞUN AKLINI AÇAR!
    "2,5 yaş öncesi için TV izlemek, eğitici program olsa bile zararlı." (s.172)
    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca (2015) 12 bin aile üzerinde bir araştırma yapmış. Sonuçlara göre "Öğrenciler yılda ortalama 1000 saatlerini okulda, 1500 saatlerini ise televizyon ve bilgisayar başında geçiriyor. (s.173)
    Rakamlar korkunç.
    Önüne geçmek için
    *Televizyonu kimse izlemiyorsa kapatın. Mekanik sesler yerine doğal sesler gelişimi daha da destekler.
    *Çocuk tv izlerken onunla izlediği program hakkında konuşun. Eleştirel izleme/dinleme yapmasına katkı bulunursunuz.
    *Çocuğun odasında Tv olmaması çok iyidir.
    *Yemek yerken Tv izlemeyin. Birbirinizin farkında olmanız daha önemlidir.
    * Televizyonu ödül ya da ceza aracı olarak kullanmayın. Bu televizyonu çocuğun gözünde yüceltir. (s.174)
    ***************************************************************
    Çocukların ilgi ve yetenek alanlarını keşfetmek için neler yapabiliriz?
    *Oyunlar sırasında onu izleyin. Oynadığı oyuncaklar kadar onlarla nasıl oynadığı da önemli ipuçları verebilir. (s.182)
    Araba ile oynarken ne yapıyor?
    Araba ile konuşuyorsa sözel, dilsel, sosyal zekası daha yüksek olabilir.
    Arabayı söküp içerisindekileri inceliyorsa "mühendis kafalı" olabilir gibi gibi :)
    *Çocukların hangi faaliyetlere daha uzun zaman ayırmak istedikleri de öncü bir işarettir. (s.182)
    *Çocuğa izlediği bir gösteri, film ya da okuduğu bir kitaptan ne hatırladığını sormak da iyi bir yaklaşımdır. En çok aklında kalan sahneler ya da cümleler ilgi alanıyla ya da eğilimleriyle ilgili ipucu verebilir. (s.182)
    Sözgelimi Rob Buyea'nın Sınıftan Yükselen Sesler adlı kitabını onlara önerdiniz. Bu kitapta farklı yetenekte, ilgide ve kişilikte karakterler var. Acaba çocuğunuz hangi karakteri kendine yakın buldu? Alın size harika bir ipucu :)
    Bunu öğrencilerim için mutlaka uygulayacağım.
    Buna "Bağ kurarak okuma tekniği" diyelim. :)
    *Çocuğun genel konuşmalarda en sık kullandığı kelimeler hangileri? Duygulara mı, eylemlere mi, duyulara mı (koku, tat, vs) odaklı? Bu da değerleri ve düşünme biçimleri üzerine ipuçları verir. (s.183)
    *************************************************************
    SANATIN BAŞARIYA ETKİSİ
    "Her çocuk bir sanatçıdır," der Picasso, "Asıl sorun büyüdüğümüzde nasıl sanatçı kalabileceğimizdir." (s.185)
    Araştırmalara göre sanatın başarı üzerinde olumlu bir etkisi var. Sanat eğitimi çocuğa ince zevk, estetik duygusu kazandırdığı gibi çocuğu düşüneni duyan üretken bir insan kılıyor.
    "Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir," diyor Atamız. Onun bu anlamlı sözlerine kulak verip müfredatta olsa da olmasa da konuyla ilişkilendirip sınıflara sanatı taşımalıyız.
    ÖNERİLER
    *Çocuklara yönelik sanat etkinliklerine katılın.
    *Evde imkanlar doğrultusunda sanat köşesi oluşturabilirsiniz.
    (Boya, tuval, kağıt, kalem gibi sanatsal çalışma yapacakları malzemeler de bulundurabilirsiniz.)
    *Online sanat sitelerinden yardım alabilirsiniz. Google'ın Sanat ve Kültür sitesi (Google Arts and Culture) muhteşem kaynak. (s.188)
    *Seçtiğiniz bir sanat eseri hakkında konuşabilirsiniz. Farklı bakış açılarınızı karşılaştırabilirsiniz. Bu esnek düşünme egzersizidir.
    Bunu yaparken önce ayrı ayrı düşünün, sonra birlikte.
    ***********************************************************
    Sınıftaki başarıyı oturduğunuz sıra etkiliyor.
    Bu da bir araştırma sonucu.
    Önde oturanlar başarıda da ön sıralarda.
    Ortada oturanlar dengeli gitmeyi sevenler.
    Arka sıralar asiler.
    Pencere sevenler, hayal severler. (Benim yerim) :)
    Kapıya yakın oturanlar aceleciler.
    Araştırma sonucu da bu genel izlenimi destekler nitelikte.
    Bu araştırma benim hoşuma gitmedi.
    Ön sıralara oturtacağın öğrenciyi seçmek diğerlerine bir haksızlık değil mi? Çünkü ön sırada oturan her açıdan şanslı. Kolayca not alabilir, öğretmeni dikkati bölünmeden dinleyebilir, düşüncesini ifade ettikten sonra arkadaşlarının baskılayan bakışlarına maruz kalmaz.
    Sırasını değiştirince öğrencinin kişiliğinin bile değiştiğini fark etmiştim. Bu kişisel yaşamıma yönelik bir çıkarımım da olmuştu. Ancak bu araştırma bilgisi bana ciddi bir sorumluluk yükledi.
    ***************************************************************
    Sayfa 195'teki hoşuma giden bir kavram üzerinde durmak istiyorum. "Kar küreyici anne ve babalar" ifadesi.
    Çocuğun önünden gidip karşılaşacakları engelleri temizlersek onların elinden şu becerileri çalarız: "Azim, adanma, yaratıcılık."
    Çocuklarımız, bir kısım Suriyeli Çocuklar gibi, şunu öğrenmeliler: "Hayat sana füze atıyorsa, sen de ondan güzel bir salıncak yap!" (s.196)
    **************************************************************
    Güçlü ve Güvenli Bir İmaj İçin
    *Dik durun ve geniş bir ayala yayılın.
    *Ayaktayken oturanlardan daha güçlü görünürsünüz
    *Oturuken iki ayağın yere değmesi, kolların bedenden açık olması, tek dirseği kolçağa dayamak, masaya eşyaları yaymak kendi alanınızı belirleme hakkı verir.
    Unutmayın evrende yer kaplamak hepimizin hakkı.
    Ezilip büzülmek kendi varlığımızı yeryüzünden silme çabasıdır.
    *Ayaklarınızın arasını açın! Ayaklarınızı bedeninizin alt kısmına verin.
    *"'Başarılarım' defteri tutun." (s.202)
    (Bunu mutlaka yapacağım.)
    *Güçlü duruşun kimyası. Ayaklarınızı iki dakika masaya uzatmak, ellerinizi başınızın gerisine doğru esnetmek, güç hormonu olan testosteron düzeyini artırıyor. Stres hormonu kortizon azalıyor. Risk toleransınız azalıyor. (s.202)
    *Göz teması kurmak bizim kültürümüzde karşı cins ile iletişimde yanlış anlaşılabiliyor. Ancak " önerilen 'karşınızdakinin göz rengini algılayabilecek kadar' bakmak.
    (s.202)
    *Gülümseyin!
    *Avuç içlerinin görünmesi karşıya güven ve samimiyet verir.
    *Eller havaya! Elinizi kolunuzu hareket ettirerek konuşmak, düşünceyi ve anlatımı güçlendiriyor. "Immm"lar, "eee"ler azalıyor, ağzınızdan daha düzgün cümleler çıkıyor. (s.202)
    Peki iletişimde yapılmaması gerekenler
    1)Kıpraşmayın.
    2) Elleri ovuşturmayın.
    3)Ayakları yere vurmayın.
    4)Masaya tık tık dokunmayın.
    5)Saçınızla oynamayın.
    6)Kolları ovuşturmayın.
    7)Elleri saklamayın.
    8Avuç içini bedene yapışık tutmayın.
    *************************************************************
    DUYDUK DUYMADIK DEMEYİN
    Araştırma sonuçlarına göre
    *Okula yürüyerek gitmek başarıyı olumlu etkiliyor.
    (Sağlıklı ve başarılı bir yaşam için her gün 10.000 adım. Hareketsizlik yeni sigaradır.)
    *Özgürlük ile disiplinin eşsiz birleşimi mucize yaratabilir. (s.219)
    *Her başarılı kadının arkasında başarılı bir anne vardır.(s.221)
    (Annelerin sözleri bilinç altında varlığını korumaktadır.)
    Anne demişken Michael Caine'nin annesi: "Annem bana ördek gibi ol derdi. Yüzeyde sakin kal ama suyun altında bacaklarını deli gibi çırp!" (s.223) demiş.
    Bu sözler çok hoşuma gitti. :)
    *Okulda kızlar daha başarılı, yaşamda da erkekler.
    (Çünkü kadınlar yaşamda toplumsal kabul görmek için arka sıralara geçiyor. Başarılı olduğun zaman hırslı etiketi yiyorsun. Dahası da var. Çirkin yakıştırmalara burada yer vermeyeyim. Biliniyor zaten. Kadınlara kariyer desteği sunmak gerekir. Türkiye'de kadının işgücüne katılım oranı yüzde 30'larda. Tevfik Fikret ne demiş: "Elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer." Daha fazla söze de gerek yok.)
    *Uykunun başarı üzerinde olumlu bir etkisi var.

    not: Zamanım olduğunda devamını getireceğim :)
  • Posta Kutusundaki Mızıka Alıntıları

    Demek başka bir zamana bırakılmamalı mektuplar; yansıtma­lı anı. Demek bir köşede yazılmalı mektuplar. Sayfa: 7

    İnsanı mutlu eden şeyler aynı zamanda onun fe­laketinin de kaynağı olabiliyor.(Goethe) Sayfa: 16

    Eksik bilgi bizi yanlış adreslere götürür . Arkadaş­lıklar dostluklar ortaklıklar ve evlilikler hep bu yüz­den biter . Kim bilir hayatımızda kaç kez, "Nasıl da ta­nıyamamışım!" demiş kaç kez ince buz tabakasına al­danıp üzerinde yürüdüğümüz gölün soğuk sularında bulmuşuzdur kendimizi. Sayfa: 23

    Hayat bilgi istediği gibi bedel de istiyor.
    Sayfa: 23

    İnsan bir bakışla ne görebilir? Sayfa: 24

    Ancak kaderin tokadını yemiş. Kendine güvenle­rini yitirmiş. Hor görülmüş. Çirkin yaratılmış olanlara sevgi gerçek bir destek olur. Yalnız böyleleri bilir sev­meyi sevilmeyi; şükran duygularıyla alçak gönüllülükle sevmek gerektiğini ancak onlar bilir.
    Sayfa: 34

    Akıllı bir adam yalnız kendi tecrübelerinden daha akıllı bir adam baş­kalarının da tecrübelerinden yararlanır. Sayfa: 35

    Dost insanın bir ikinci kendisidir. Sayfa: 37

    Herkesin seviyormuş gibi yaptığı ancak sevginin ne olduğunu pek az kimsenin bildiği bir zamanda yaşı­yoruz. Belki de bütün zamanlar böyleydi. Sayfa: 38

    Seversen beni eğer samimi olmalı duygun
    Ya sev ta içten
    Ya tamamen bırak Sayfa: 38

    Birbirlerini sevenler birbirlerine duyduk­ları sevgi nisbetinde diğerinin iyiliğini isterler. Sayfa: 38

    Dostluk gündüz görünmez; o ateşböceği gibi yalnız geceleyin parlar. Sayfa: 40

    Konuştuğuma çok kere pişman oldum.
    Fakat sustuğuma asla! Sayfa: 46

    Montaigne, "Ölümün bizi nerede beklediği belli değil, İyisi mi biz onu her yerde bekleyelim." Sayfa: 50

    Sevgili Dost
    Bana öyle bir kelime söyle ki hiç eksilmesin. Sayfa: 62

    İstediğin zaman lambayı söndür. Senin karanlığını da tanır ve severim. Sayfa: 72

    Nasıl oluyor da insanı mutlu eden bir şey, aynı zamanda onun felaketinin de kaynağı oluyor! (Goethe) Sayfa: 77

    Şerli bir kimse sana saldırmak isterse o belayı akıl tedbirlerinden başka bir vasıtayla başından savmaya çabalama; yalvarma yoluyla kurtu­luş arama çünkü onu bu kötülükten vazgeçirsen bile o daha beter bir başka kötülük düşünür. Sayfa: 81

    Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım etmez. Sayfa: 85

    Kalbimi alıp uzaklara gitmek istiyorum.
    Sayfa: 96

    Demek ki hayat buluyordu başka hayat­larla bölüşülen hayatlar. Sayfa: 104

    Sevgili Dost
    Bugün bayram
    Ama parlamıyor gözlerin.
    Sayfa: 117

    Ah okullarda "Beden eğitimi" var da neden "Ruh eğitimi" yok! Sağlam kafa sağlam vücutta doğru. Sağ­lam ruh nerede bulunur acaba? Sayfa: 121

    Sevgili Dost
    Çaba istiyor sevgi
    Tohum yetmiyor
    Çapa istiyor sevgi
    Sayfa: 124

    İn­san ancak elinden geleni yapar ama elinden gelenin ne olduğunu bilmek gerek. Sayfa: 125

    Sevgili Dost
    Ne zaman televizyonun düğmesini kapatacaksın?
    Sevgili Dost
    Ne zaman açacaksın kitabı?
    Sayfa: 135

    Bir kum saatidir hayat. Gittikçe ıssızlaşır. Geride bir rüya kalır. Sayfa: 154

    Sevgili Dost
    Seni seçtiğime pişman değilim.
    Sen de pişman olmayacağın seçimler yap. Sayfa: 155

    Demek ki önce tanımak gerekiyor.
    Sayfa: 165

    Bir şey istediğin zaman bütün evren arzunun gerçekleşmesi için işbirliği yapar.
    (Paulo Coelho) Sayfa: 168

    Bergson'a göre sanatçı, "Bir şeye aşkla bakabilen kimsedir." Sanat eseri bu bakıştan doğar: Bu yüzden en büyük sanatkarlar aynı zamanda en büyük aşıklardır.
    Aşkın şiddeti ne kadar kuvvetli olursa, sanat eseri de o kadar büyük olur.
    Sayfa: 172

    o gözler ki
    çakmaktaki alev
    zehirli hançerlerdeki uç
    yakut bir avize gibi
    yalnızlığımızda dururlar
    nereye gitsek gelir bizi bulurlar
    gelir bizi bulurlar
    bulurlar.
    Attila İlhan
    Sayfa: 173

    Sevgili Dost
    Kalben ve bütün kuvvetiyle bir şeyi arzu eden kimse onu mutlaka yapar. Sayfa: 174

    Sevgili Dost
    Merhameti gördün mü? Tamam söyleme bili­yorsan yerini. Bari hayatta olduğunu haber ver. "Mer­hamet ölmedi. Değil mi?" Sayfa: 178

    Madem kulakları­mız yenildi.
    Kalbimizle dinleseydik. Sayfa: 184

    İnsanların beni tanımamış olmalarından dolayı müteessir olmam. Ben onları tanımadığım için üzülürüm. Sayfa: 191

    Gülümseyin ve örtün yaşadıklarınızı.
    Sayfa: 194

    Dudaklarımızın bir kenarına iliştirilen te­bessümler hep acı vermiştir bana. Gülümsemek insan­lara yakışır elbet. Bundan neden mi acı duyuyorum?
    Çünkü insanlar gerçek hayatlarında birbirlerine çok az gülümsüyorlar.
    Sayfa: 194

    Lütfen gülümse fotoğrafın çekiliyormuş gibi her an. Sayfa: 195

    Sadi, "Bir özrün varsa bugün söyle.
    Yarın söyle­yemezsin." diyor. Sayfa: 198
  • İkimizde gülümsüyoruz,iyi olun ve gülümseyin dendiği zaman çocukların üstüne gelen o çekingen ifadeyle,sanki iyi olmak ve gülümsemek aynı şeymiş gibi. Onaylanmama korkusunun zorladığı bir gülümseme bu.
  • Bir, iki, üç
    Gülümseyin çekiyorum
    Sizi değil hanımefendi
    Arkanızda duran çiçeklere söyledim
    Size gülmek yakışmıyor
    Lütfen çekilin önümden
    Neden ağlıyorsunuz
    Kötü birşey mi söyledim size
    Kırdım mı sizi yoksa
    İstemeden oldu
    Özür dilerim sizden
    Kırdığım kalbinizden

    Görüyorum yüzünüzde ki
    İnce kederi
    Üzdüler sanırım sizi
    Çok mu üzdüler
    Anlıyorum hanımefendi
    Lütfen kusurumu affedin
    Hadi sizde geçin
    Çiçeklerin yanına
    Birlikte resminizi çekeyim
    Yakışıyorsunuz çiçeklere
    Bakmayın siz onların güldüğüne
    Ağlıyor onlarda aslında
    Göstermiyorlar yalnızca
    Sizin gibi gözyaşlarını
    Onlar toprağa döküyor
    Tuzlu gözyaşlarını
    Besleniyorlar aslında
    Kendi gözyaşlarıyla

    Üzgünüm siz öyle değilsiniz
    Siz ağladıkça yok oluyorsunuz
    Görüyorum bunu kolaylıkla
    Gözyaşlarınız aktıkça
    Canınızdan parçalar dökülüyor
    Siz çiçek değilsiniz hanımefendi
    Siz insansınız
    Ve insanlar ağladıkça
    Yok eder kendini
    Bazen bir hiç uğruna

    İyi misiniz hanımefendi
    Yüzünüz sararıyor
    Sanırım kalbinize gömdüğünüz
    Acılarınızı tekrar uyandırdım
    İstemezdim böyle olsun
    Ama siz hanımefendi
    Benim çiçeklerimin önüne geçtiniz
    Sakladınız onları
    Kendini ardınızda
    Oysa onlar görünmek istiyor
    İnsanların gözüne
    Sebebini bilmiyorum
    Ama öyle istiyor kendileri
    Kıramıyorum bende onları
    Evet sizi kırdım biliyorum
    Öyle olsun istemedim aslında
    Çiçekler değerli benim için
    Onlar için yaşıyorum ben aslında
    Mutlu etmek istiyorum çiçekleri
    İnsanları mutlu edemiyorum artık
    Daha fazlasını istiyorlar benden
    Ama benim buna gücüm yok
    İnanın bana

    Yoruldum hanımefendi
    İnsanları mutlu etmekten
    İnsanlar mutlu oldukça
    Ben üzülüyorum
    Mutluluklarında beni istemiyorlar
    Sevmiyorlar beni
    Çirkin olduğum için
    Kalbim de güzel değil
    Merak etmeyin
    Zaten kimse umursamıyor
    Güzel olan kalpleri
    Farklı insanlar evet
    Ama ben onları anlayamadım
    Bu yaşıma kadar
    Her gün farklı yüzlerini gördüm
    Bazen çok duygusallar
    Bezen çok duygusuz
    Bazen çok mutlular
    Bazen çok mutsuzlar
    İnsanların duyguları değişebilir
    Evet anlıyorum sizi
    Bana garip geliyor ama
    Nedenini bilmiyorum
    Yani bugün ağlayan insan
    Yarın nasıl gülebilir
    Ben öyle olamadım
    Ya hep ağladım
    Ya da hep güldüm
    Günden güne değişmedi
    Hiç bir duygum
    Öyle demeyin lütfen
    Bende insanım
    Var işte benimde
    Bir kaç kırık duygum
    Kalbimde var evet
    Karalar bulaşmış biraz
    Temizleyeceğim onuda
    Çıkaracağım bir gün onu
    Sol tarafımdan
    Çiçeklerin yapraklarıyla
    Güzelce temizleyeceğim

    Deli değilim hanımefendi
    Şaka yapmıyorum
    Gülmeyin bana
    Biliyorum çok saçma geliyor size
    Siz daha önce böyle bir şey
    Duymadınız belki de
    Ben yapacağım ama
    Siz o zaman görün beni

    Neredemi bulacaksınız beni
    Dünya küçük hanımefendi
    Bilmez misiniz
    Bulursunuz muhakkak beni
    Çiçeklere bakın
    Ben onlara sakladım kendimi
    İçlerine girdim onların
    Nerde bir çiçek görseniz
    Yada sarı papatyaları
    Muhakkak ben varım
    Onların ışıldayan yapraklarında

    Gidiyor musunuz
    Benim içinde güzel bir sohbetti
    Mutluluk duydum kendi adıma
    Sizin gibi bir hanımefendiyle
    Tanıştığım için
    Bende hanımefendi
    Bende sizi sevdim
    Sizde iyi birisiniz aslında
    Yalnızca size çok kötülüğü dokunmuş
    İnsan denen varlıkların
    Üzülmeyin lütfen
    Bir gün sizde mutlu olursunuz
    Güler yeniden solan yüzünüz
    Açar elbette
    Gönül bahçenizde solan güller
    Yitirmeyin umudunuzu
    Aramaktan vazgeçmeyin

    Mutluluğu bulamazsınız
    O sizi bulmak istemedikçe
    Üzülmeyin lütfen
    Biliyorum yanıyor canınız
    Ölmek istiyorsunuz belkide
    Ama unutmayın ki
    Hayat devam ediyor
    Tüm kötülüklere rağmen
    İntihar iyi bir şey değil
    İnsan kendi canını almaya
    Korkmalı
    Emanete sahip çıkmalı
    Aslında ölmek kolay
    Yaşamaktır asıl zor olan
    Hayatın karanlık ve pis yüzüne
    Her gün yeniden katlanamaz insan
    Sıkılıyorsunuz evet
    Kimseler yok yanınızda
    Bıraktı sizi
    Tüm sevdikleriniz
    Son kez dönüp arkalarına bakmadan
    Yalnız kaldınız şimdi
    Kimsesiz bir başınıza yaşıyorsunuz
    Yaşadıklarınız kolay değil
    Unutmayın ki
    Herkesin yaşadığı
    Acılarla dolu bir hayatı vardır

    Alışırsınız zamanla
    İnsan bu değil mi
    Nelere alışmadı ki
    Neler gördü
    O pis gözleri de
    Yine de anlamaz oldu
    Yaşadıklarını

    İnsanlar böyledir
    Bir gün sizin yanınızda olurlar
    Mutlu olduğunuz zamanlarda
    Mutsuz oldunuz mu
    Böyle kaçarlar işte sizden

    Neyse hanımefendi
    Bu kadar konuşmak yeter bana
    Fazla geldi hatta
    Konuşmadım şimdiye kadar
    Hiç bir insanla
    Sizinle konuştuğum kadar
    İnsanlarla pek konuşmam ben
    Genelde çiçeklerle konuşurum
    Onlara anlatırım her şeyimi
    Onlar dinler yalnızca beni
    İnsanlar hep sağır oluyor bana
    Ben ne zaman ağzımı açıp
    Konuşmak istesem
    İzin vermiyorlar
    Ben saçma konuşuyormuşum
    Dediklerimden bir şey anlamıyorlarmış
    Alıştım merak etmeyin

    Görüşürüz hanımefendi
    Sizde iyi bakın kendinize
    Allah'a emanet olun
    Zaten ondan başka
    Emanet olacağım kimse yok

    İyi günler hanımefendi
    İy günler sizede
    Görüşürüz elbette
    Buralardayım ben her zaman
    Gidecek bir yerimde yok
    Çiçeklerin yanında kalıyorum
    Onlar bana bakıyor

    Beklerim hanımefendi
    Ömrüm son bulmayana kadar
    Beklerim sizi burada
    Gelemezseniz canınız sağolsun
    Bulursunuz beni muhakkak
    Aramak isteyen bulur
    Yeter ki arasın insan insanı

    Güle güle hanımefendi
    Güle güle
    Hüzün kokan
    Güzel hanımefendi

    mavi kırlangıç
  • Sıfırı tükettiğimde kayboldum. Kaybolduğumda aklıma geldi kendimi aramak. Aramaya başladığımda buldum her bin parçamı bir yüzümden düşerken. Düşerken gördüm kendimi kıyısında ölümü beklediğim uçurumdan uçarken buldum kendimi yere yapışmaya ramak kala havalandığımı gördüm. Çok sert düştüm sonra. Toz pembe hayallerim morardı. Çok ağrıdım. Umursamamayı öğrendim. Ölü bildim kendimi. Ölüler hissetmez. Hissizleştim. Kendimi buldukça içimden çıktım. Olmadığım yerlerdeyim şimdi. Içimden çıktım şimdi evet. Bedenim serbest, ruhum özgür, siyah benim, yeri geliyor renksizim, pembe benim, gri ben... beyaz sizin olsun. Tüm renkler benim. Kendimi seviyorum. Bir ölüden nefret etmenin anlamı yok. Ama bir ölüyü sevin. Ondan sessizi yok! Sessizliği seviyorum. Beni ziyarete gelirseniz gülümseyin. Ben ölürken gülümsüyordum. Dünya kabristanında yaşıyorum şu an. Adresim belli. Gelin. Gidin de isterseniz. Fani bedenimde ruhum için sonsuzluk şimdi başlıyor. Siz de, ölmek için ölmeyi beklemeyin o çok geç geliyor. Gelmiyor bile. Kendinizi öldü bilin. O zaman siliniyor tüm korkularınız. Siliniyorsunuz ve baştan yazılıyorsunuz her azaptan sonra yeniden doğuyorsunuz.

    .

    FATMA ZEHRA AKYIGIT 

    FZA
  • 1. Aktif kalın, emekli olmayın. Sevdiği şeyi yapmaktan ve iyi yaptığı şeylerden vazgeçen kişi yaşam gayesini kaybeder. Bu yüzden en önemli göreviniz, değerli bulduğunuz işleri bilirseniz de yapmaya devam etmek, ilerlemek, güzellik katıp yarar sağlamak, yardım etmek ve dünyanızı şekillendirmek olmalıdır.

    2. Ağırdan aim. Aceleci olmak yaşam kalitesi ile ters orantılıdır. Eski bir deyişin belirttiği gibi, “Yavaş yürüyün, çok ilerleyin.” Telaşı arkanızda bıraktığınızda, yaşam ve zaman yeni bir anlam kazanır.

    3. Midenizi tıka basa doldurmayın. Konu, uzun bir yaşam için beslenmek olunca da azı karardır. Sağlığınızı uzun süre koruyabilmek için yüzde 80 kuralına uymalı, tıka basa yemek yerine açlığınızı tamamen bastırmayacak şekilde yemelisiniz.

    4. Çevrenizde iyi arkadaşlarınız olsun. İyi bir sohbetle kaygıları yatıştırmak, gününüzü aydınlatacak hikâyeler paylaşmak, tavsiye almak, eğlenmek, hayal kurmak... Başka bir deyişle, yaşamak için en iyi ilaç arkadaşlardır.

    5. Bir sonraki doğum gününüze kadar şekle girin. Su hareket eder, en iyi haliyse pırıl pırıl aktığı ve durağan olmadığı zamandır. Hayatınız boyunca hareket ettirdiğiniz bedenin de uzun süre çalışmaya devam etmesi için biraz günlük bakıma ihtiyacı vardır. Ayrıca egzersiz yapmak mutluluk hormonu salgılamanızı sağlayacaktır.

    6. Gülümseyin. Neşeli bir tavır sadece rahatlatmakla kalmaz arkadaş kazandırmaya da yarar. Bir şeylerin o kadar harika olmadığını kabul etmek iyidir ama olasılıklarla dolu bir dünyada şimdi ve burada olmanın bir ayrıcalık olduğunu asla unutmayın.

    7. Doğayla tekrar bağlantı kurun. Günümüzde insanların çoğu şehirlerde yaşasa da, insanoğlu doğal dünyanın bir parçası olarak yaratılmıştır. Şarj olmak için sık sık doğaya dönün.

    8. Teşekkürlerinizi sunun. Her gün bir dakikanızı ayırın ve atalarınıza, soluduğunuz havayla ve yediğiniz yemekle sizi destekleyen doğaya, gününüzü aydınlatan ve hayatta oldu

    ğunuz için kendinizi şanslı hissettiren arkadaşlarınıza ve ailenize teşekkürlerinizi sunun. Mutluluk stokunuzun ne kadar arttığını görün.

    9. Anı yaşayın. Geçmişten pişmanlık duymayı ve gelecekten korkmayı bırakın. Sahip olduğunuz tek şey bugün. Tadını çıkarın. Hatırlamaya değer kılın.

    10. Ikigainizi takip edin, içinizde bir tutku, günlerinize anlam katan eşsiz bir yetenek ve en iyi yönünüzü sonuna kadar paylaşmaya götüren bir şey var. Henüz ikigainizin ne olduğunu bilmiyorsanız Viktor Frankl’ın söylediği gibi göreviniz onu keşfetmek olsun.