İnsan zihni dönüp dolaşıp hep aynı iki sorunun çıkmazında kayboluyor: 'Neden mutlu değilim?' ve 'Nasıl mutlu olurum?' Oysa bu sorular, bizi sürekli bir şeylerin eksik olduğuna inandıran birer yanılsamadan ibaret. İnsan, bu amansız arayışın ötesine geçip kendine daha yalın, daha cesur sorular sorabilmeli: 'Şu an mutsuz olmak için gerçekte ne sebebim var? Eğer bir sebebim varsa, bunun ne kadarı benim elimde ve ne kadarını değiştirebilirim?'
Gerçek bir akıl yürütme, zihni mutluluk peşinde koşturarak yormak değil; mutsuzluk diye adlandırdığı şeyin haritasını çıkarabilmektir. Stoacıların yüzyıllar önce söylediği gibi; bizi üzen şeyler olayların kendisi değil, o olaylara yüklediğimiz anlamlardır. İnsan, acısının ve huzursuzluğunun sınırlarını mantık süzgecinden geçirip onun 'halledilebilir' düzeyini gördüğünde, zihnin kendi kendine ördüğü o görünmez duvarlar da yıkılmaya başlar. Mutluluk, dışarıda aranıp bulunacak bir ödül değil; zihnin kendi yarattığı gölgelerden kurtulduğu o berrak uyanış anıdır."