• Genç kız duruşunu dikleştirdi. Burnunu gururlu bir şekilde havaya kaldırmıştı. “Aramızda…” diye başladı yavaşça. “Aramızda size kırılacağım ve de sizi affetmemi gerektirecek kadar önemli bir samimiyet yok, Salih Bey! O yüzden rahat olun.” Yine özellikle sizli bizli konuşmuştu.
    Salih bunu hemen fark etmişti tabii. “Kızdın ama yine de!” dedi gülümseyerek.
    “Aniden bozan havaya, kırılan tırnağıma, sabah erkenden okula gidiyor oluşuma ve arabamın mazotuna sürekli gelen zamma da kızıyorum ama inan bana, bunlarla rahatça baş edebiliyorum.”
    Fatih Murat Arsal
    Sayfa 35 - Ephesus Yayınları
  • Salih ile Aydan’ın hikayesini uzun süredir bekliyordum. Yazarımız yine güzel bir aşk hikayesi ortaya çıkarmış.
    Aydan ile Salih’in yolları altı yıl önce tatil yaptığı pansiyonda kesişiyor. Aydan ilk aşkında hamile üstelik aşık olduğu adamın baba olmayı bırak evlenmek gibi bir niyeti bile yok. Tam o sırada yakışıklı kurtarıcı Salih Aydan’ın yardımına koşuyor.
    Göstermelik başlayan evlilik
    İnişli çıkışlı bir ilişki
    Ve gereksiz üçüncü şahıslar

    Yazar yine öyle ince ince işlemiş ki kitabı bir solukta okudum.
  • Tek bir şey diyeceğim bu kitabın yazarının elinden kalemi biri alsın yav. Adam aşk ve romantizm üzerine kitap yazma adına el atmadığı şey kalmadı. Zoraki Gelin - Ismarlama Bebek - Şahane Gelin... Adam ne kadar klişe Turk dizisi senaryosu varsa kitaplaştırmak uzere bir kariyer ciziyor. Ustelik kitaplarinin buyuk kisminda aşk temasını ergen kızların mafyatik adamlarla sevişmesi uzerine kuruyor. Bu adama kitap yazdırmayın nolur...

    Not* Kitabı almadım. Hakkında olumlu eleştiri yazmam için bir arkadasım verdi. Sanırım beni bookstagram falan sandılar. Bebegim kusura bakmayin ama fikirlerimi kiraya cikarmadim henuz. kotuyse kotu derim. bu kitap cok kotu
  • AYN RAND HAYATIN KAYNAĞI
    Uzun aradan sonra yaşıyorum.Bir filozof olan yazarımız objektivizmi savunuyor . Mutlak yaşantımızın mantık üzerine yerleştirildiğini savunuyor. Tabi ki yazar bu düşünceye sahip olduğu için yeteneklerinizin enlerini görmenizi bekliyor . Yazardan tam bir Türk kafası çıkarımı yapın derseniz mutlak bir eşitlik beklentisi oluyor . Tabii olmuyor beklentiler üZer .Yazar tam olarak benim isteğimi duyar gibi hissediyorum ve mutlak eşitlikte it ile atı aynı torbaya koymak üzerlerine yılanı salmak gibi bir şey olduğunu ifade eden anlatımlarda bulunuyor. Lütfen bu beklentideyseniz yavaşça kitabı bırakıp elinize bir aşk romanı alın 🤓 devam edecek olursak peter keatıng den bahsetmek istiyorum bu toplumun insanı televizyonların radyoların adamı . Bu adam teknik açıdan yoksun ezbere okuduğunu uygulayamayacak zekada ama var olanı satacak biridir . Bu adam toplum gözünde mevkin yükselecek desen ve aşağılık bir iş versen seninle anlaşacak biridir . Toohey ise bu insanların zaaflarını bilen parazittir .Bit gibi düşünelim kanını emer bu insanların ve bu insanlar oldukça yaşayacaktır . Toplumun salaklığı bunlara nimettir .gail ise köprüdür fikirlerini ucuza kapatanlarla fikir açları arasında .. bir güçtür .Roark ise doğruların adamıdır hayırı yerinde ve zamanında kullanan vasıflı insandır . Fakir olanın yeteneksiz olandır bu kişilere acımak doğal seleksiyona burnununu sokmak demektir. Üretken gece gündüz çalışan bir bireyle karnını kaşıyan bir sığır aynı olabilir mi..ahh yine eşitlik .. sokak sokak cafe arayıp yemeğini soğutup yıyen bır insanla kitabı bulmak için kütüphanenin deposuna giren ayni olur mu .. ayni olacaksa nerede bu adalet ‍️ ben müslüman olarak güvenmiyorum böyle bir sisteme çalışanın yahudı olsa dahi kazanacağını biliyorum.Müslüman on dönüm bostan yan gel yat Osman zekasından çıkmadıkça kaybedeceğini biliyorum. Alttakinin üstte olanın maaşını hesaplanacağını tatilini sayacağını tahmin edebiliyorum .Ama sizde ve o sizin içine şahsımı da ilave ediyorum bu deha adamlar sayesinde ilerleyebiliyoruz. Bunların yeteneklerini sömürerek yasıyoruz. Roark olup ise sıkı sıkı bağlanan değil keating gibi kullanan az para ve emek çok iş bekliyoruz . Bencillik kavramını tekrardan düşünmenizi sağlıyor ve eski bencillik anlayışını rafa kaldırıyor bir süre ayn rand. Söyle alıntı yapmak istiyorum :”insanlara EGO’nun kötülük demek olduğu öğretilir sevabın ideali benliksizliktır “ hatta şunu da söyleyelim “eco nun alık budala aptal delı dörtlüsünü bile kullanabiliriz yetenekliler delilerdir ve kendini belirli seviyeye kadar göz yumarlar . Sonra ustaca Roark gibi son mahkeme konuşması gayet tatmin edici olur havuç 🥕 hayatı kendi istediği özgürlük anlayışı ıle Yaşar . Bizler hangi kısımdayız yorum yapamıyorum galiba duygusal rezervlerini ziyan eden kaygılılar toplumundayız 🥳🥳@gecegececemredemirelıkeşfetmek #ikisaatvıdeoizlemek #kafirvebencilrayndınadıyla 🥳🥳🥳
    Alıntılar
    Düşünmek ödünç alınabilecek ve rehine koyulabilecek bir şey değildir.
    Başkaları için yaşamaya kalkan kişi bağımlıdır .
    Ama onlara Kendilerini başkalarının içinde aramaları öğretilmistır .
  • Kızıl saçlı idealist bir kadının çalıştığı kütüphane kapatılmasın diye verdiği mücadelenin hikâyesi..

    Maura Beth, bilgi yönetimi bölümünden mezun olduktan hemen sonra küçük bir kasabanın küçük kütüphanesinde çalışmaya başlar. 6 yıl boyunca sıradan bir yaşam sürdürür. Belediye başkanının kütüphane için ayrılan bütçenin endüstriyel park inşası için harcanması gerektiğini söylemesiyle sıradan hayatı bambaşka bir hale bürünür. Tercih yapması gerekmektedir: ya sessizce aralık ayını bekleyip kütüphanenin kapatılmasını seyredecektir ya da tüm bilgi ve becerisiyle kütüphaneyi kasabalılar için bir cazibe merkezine dönüştürüp meclis üyelerini kütüphaneyi açık tutmaları için ikna edecektir. İşini seven her insan gibi ikincisini seçer.

    Birkaç kitapseverle Kirazlı Kola Kitap Kulübü’nü kurar. Okuduklarını yaşadıklarıyla bağdaştırıp analiz ettikleri okuma günleri düzenlerler kütüphanede. Bu sırada dostluklar kurulur, beklenmedik aşklar doğar. Kahramanlarımız kimileyin umutsuzluğun karanlığında sessizleşir, kimileyin okudukları kitaplara göndermeler yaparak yeniden umutla, coşkuyla harekete geçerler. Ve karşınızda bibliyoterapi; yani kelimelerin sihirli gücüyle iyileşmek, yaşama tutunmak…

    Kitabı halk kütüphanesinde ödünç alırken yazar ya da yayınevi hakkında en ufak fikrim yoktu. Beni cezbeden şey kitabın adıydı: Kitaplar Aşkına!

    Okurken en çok Maura’yı kendime yakın buldum: kızıl saçları (kızıl önemli:)), okumanın büyülü bir deneyim olduğuna inanması ve aşk konusundaki biraz umutsuz/ karamsar bekleyişi…

    Şu soğuk günlerde gülümsemenizi sağlayacak, içinizi ısıtacak satırlar arıyorsanız Kitaplar Aşkına karşınızda :)

    Okurken Eleni Karaindrou Hanım'ın to vals tou gamou eserine kulak verebilirsiniz
  • ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
    yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
    oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
    Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

    imrendiğin, öfkelendiğin
    kızdığın ya da kıskandığın diyelim
    yani yaşamışlık sandığın
    Geçmişim
    dile dökülmeyenin tenhalığında
    kaçırılan bakışlarda
    gündeliğin başıboş ayrıntılarında
    zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
    Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha
    fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.

    Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki
    gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan ,
    benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin.
    Ve hala bilmiyordun sevgilim
    Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
    Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
    Bütün kazananlar gibi
    Terk ettin


    Yaz başıydı gittiğinde. Ardından, senin için üç lirik parça
    yazmaya karar vermiştim. Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
    Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
    Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.


    Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
    yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
    kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
    çerçevesine sığmayan
    munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
    lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu


    Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti
    Mayıs. Seni bir şiire düşündükçe kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
    uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, belki de
    ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
    Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. Aşk mıydı,
    değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? "Eylül'de aynı yerde ve
    aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda. Altına saat: 16.00
    diye yazmıştın, ve saat 16.04'tü onu bulduğumda.

    Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
    Takvim tutmazlığını
    Aramızda bir düşman gibi duran
    Zaman'ı
    Daha o gün anlamalıydım
    Benim sana erken
    Senin bana geç kaldığını


    Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
    Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı. Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay, alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik
    kalmıştı.
    Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış
    arkadaşlığımıza. Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi bakışıyorduk.
    Sanki ufacık birşey olsa birbirimizden kaçacaktık.

    Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
    Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.

    Gittin.şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.


    Şimdi biz neyiz biliyor musun?
    Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
    Birbirine uzanamayan
    Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
    Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
    Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
    Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
    Ne kalacak bizden?
    bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim
    Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
    Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
    Bizden diyorum, ikimizden
    Ne kalacak?

    Şimdi biz neyiz biliyor musun?
    Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları
    gibiyiz. Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada bir
    şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi.
    Artık hiçbir duygusunu anlamayan çocuklar gibi
    Ve elbet biz de bu aşkla büyüyecek
    Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz

    kış başlıyor sevgilim
    hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
    bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
    oysa yapacak ne çok şey vardı
    ve ne kadar az zaman
    kış başlıyor sevgilim
    iyi bak kendine
    gözlerindeki usul şefkati
    teslim etme kimseye, hiçbir şeye
    upuzun bir kış başlıyor sevgilim
    ayrılığımızın kışı başlıyor
    Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.


    Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak, yazıya oturup sonu
    gelmeyen cümleler kurmak, camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak...

    Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
    çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
    içinizdeki ıssızlığı doldurmaz hiçbir oyun
    para etmez kendinizi avutmak için bulduğunuz numaralar
    Bir aşkı yaşatan ayrıntıları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
    çıplak bir yara gibi sızlar paylaştığınız anlar, eşyalar
    gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
    korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
    çağrışımlarla ödeşemezsiniz
    dışarıda hayat düşmandır size
    içeride odalara sığamazken siz, kendiniz
    Bir ayrılığın ilk günleridir daha
    Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkla

    Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
    kulak verdiğiniz saatin tiktakları
    kaplar tekin olmayan göğünüzü
    geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
    suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
    bakınıp dururken duvarlara
    boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çiçek, unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani, unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
    kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar
    gibi
    yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutukluluk haline, bir trafik
    kazasına, başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye, ameliyata
    alınmaya
    kendimizi hazırlar gibi
    yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
    ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
    ve kazanmış görünürken derinliğimizi
    Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
    bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
    o tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
    hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar


    denemeseniz de, bilirsiniz
    hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar


    Bana Zamandan söz ediyorlar
    Gelip size Zamandan söz ederler
    Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden. Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden. Hepsini bilirsiniz zaten, bir ise yaramadığını bildiğiniz gibi. Dahası onlar da bilirler. Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,
    öyle düşünürler.
    Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden
    karşılaşmak kolay değildir elbet. Kolay değildir bunlarla baş etmek,
    uğruna içinizi öldürmek. Zaman alır.
    Zaman
    Alır sizden bunların yükünü
    O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar
    dibe çöker. Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir. Bir
    yerlerden
    bulunup yeni mutluluklar edinilir.
    O boşluk doldu sanırsınız
    Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir

    gün gelir bir gün
    başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
    o eski ağrı
    ansızın geri teper.
    Dilerim geri teper. Yoksa gerçekten
    Bitmişsinizdir.

    Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır, anlamları
    önemi kavranır. Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini
    kazanır. Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.

    Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
    Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
    Herşeye iyi gelen Zaman sizi kanatır


    ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
    günlerin dökümünü yap
    benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
    kim bilebilir ikimizden başka?
    sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
    bir ilişkiyi, duyguların birliğini, bir aşkı beraberlik haline getiren
    kendiliğindenliği
    yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi
    bir düşün
    emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
    şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor orada
    ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
    Bunlar da bir ise yaramadıysa
    Demek yangında kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda


    Bu şiire başladığımda nerde,
    şimdi nerdeyim?
    solgun yollardan geçtim. Bakışımlı mevsimlerden
    ikindi yağmurlarını bekleyen
    yaz sonu hüzünlerinden
    gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
    geçti her çağın bitki örtüsünden
    oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
    bakarken dünyaya
    yangınlarda bayındır kentler gibiyim:
    çiçek adlarını ezberlemekten geldim
    eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
    unuttuklarını hatırlamaktan
    uzak uzak yolları tarif etmekten
    haydutluktan ve melankoliden
    giderken ya da dönerken atlanan eşiklerden
    Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
    Bütünlemeli çocuklarla geçti
    gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
    dokunmaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

    Bu şiire başladığımda nerde,
    şimdi nerdeyim?
    yaram vardı. bir de sözcükler
    sonra vaat edilmiş topraklar gibi
    sayfalar ve günler
    ışık istiyordu yalnızlığım
    Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
    İlerledikçe... Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
    Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü
    daha şiir bitmeden. Karardı dizeler.
    Aşk... Bitti. Soldu şiir.
    Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden


    Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
    Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
    Aşk yalnız bir operadır, biliyordum: Operada bir gece
    uyudum, hiç uyanmadım.
    barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
    her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
    el kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
    birlikte çıkılan yolların yazgısıdır:
    eksiliyorduk
    mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
    her otelde biraz eksilip, biraz artarak
    yani çoğalarak
    tahvil ve senetlerini intiharla değiştirenlerin
    birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
    ağır ve acı tanıklıklardan
    geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
    Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
    maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
    linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
    korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
    ve açık hayatları seviyordu.
    Buraya gelirken
    uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
    atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
    ödünç almadım hiç kimseden hiçbir şeyi
    çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için
    panayır yerleri... panayır yerleri...
    ölü kelebekler... ölü kelebekler...
    sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.
    Adım onların adının yanına yazılmasın diye
    acı çekecek yerlerimi yok etmeden
    acıyla baş etmeyi öğrendim.
    Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?

    ipek yollarında kuzey yıldızı
    aşkın kuzey yıldızı
    sanırsın durduğun yerde
    ya da yol üstündedir
    oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
    ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
    ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı

    AŞKIN BİR YOLU VARDIR
    HER YAŞTA BAŞKA TÜRLÜ GEÇİLEN
    AŞKIN BİR YOLU VARDIR
    HER YAŞTA BİRAZ GECİKİLEN
    gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
    gözlerim
    aşkın kuzey yıldızıdır bu
    yazları daha iyi görülen
    Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
    ilerlerim
    zamanla anlarsın bu bir yanılsama
    ölü şairlerin imgelerinden kalma
    Sen de değilsin. O da değil
    Kuzey yıldızı daha uzakta
    yeniden yollara düşerler
    düşerim
    bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
    ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
    Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
    yaşamsa yerli yerinde
    yerli yerinde her şey

    şimdi her şey doludizgin ve çoğul
    şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
    şimdi her şey yeniden
    yüreğim, o eski aşk kalesi
    yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden


    Dönüp ardıma bakıyorum
    Yoksun sen
    Ey sanat! Her şeyi hayata dönüştüren



    Murathan MUNGAN
  • Jane, 4 yaşındayken babasının ailesini terk etmesiyle aşka inancını kaybeder üstelik aynı gün gözleri rahatsızlanır ve geçici süreliğine görme kaybı azalır ve etrafı bulanık görmeye başlar. Bu nedenle yıllardır nöroloğa gider. 29 yaşına bastığı gün garip bir mektup alır. Mektubu gönderen kişiyle tanıştığında aslında gözlerinde bir problem olmadığını sadece özel bir yeteneği olduğunu söyler. Bu yetenek aşkı görebilmektir. Etrafında aşık bir çift olduğunda görünüşünün bulanıklaştığını fark eder. Önünde 1 yılı vardır. Bu bir yıl içerisinde kendisine verilen kitaba 6 tane aşk türünü yazmak zorunda verilen görevi yerine getirmezse aşkı sonsuza kadar kaybedecektir. Jane gorevini başarıyla yerine getirmiştir.

    Pragma : kalbin değil , aklın kontrol ettiği aşk. Agapi : Koşulsuz , bencil olmayan aşk. Mania: İnişler ve çıkışlarla dolu obsesif aşk. Storge : Arkadaşlıktan doğan aşk. ️ Eros : Tutkulu aşk. Ludus : Aşk oyunu.



    1 k da yükselen yazarlar kısmında ' Sarah jio 'ismini hep görünce bir kitabini okuyup bu yazarla tanışmak istedim. Arkadaşımda Agapi' yi gorunce ödünç alip okudum. Kitap başta hiç sarmadı baya sıkıldım okurken, o kadar cok karakter ismi vardi ki bu kimdi şu kimdi diye eski sayfalara gidip geldim. Kitabin yarisini 5 günde (hiç sarmadı için okumak istemedim) diger yarısını biraz sarınca bir günde bitirdim. Pek begendigim bir kitap olmadi ama fena da değildi. Bu tarz aşk konulu kitaplari pek sevmiyorum bu kitabida Sarah jio'nun kalemiyle tanışmak icin okumuştum. Keşke yazarla bu kitapta tanışmasaymışım :)