Emir Can Ceylan, Aşkın Gözyaşları 3 - Kimya Hatun'u inceledi.
3 dk. · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hayatımda okuduğum en güzel kitaplardan birisiydi gerçekten son bölümde gözyaşı dökmemek elinizde olmayan bir şey. Kesinlikle okunması gereken bir kitap insanı insana hatırlatıyor.

Emir Can Ceylan, Sevgili'nin Yol Arkadaşı Hz. Ebu Bekir'i inceledi.
5 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Sevgilinin yol arkadaşı ve Sevgilinin arasındaki en güzel dostluğu en güzel şekillerle bize gösteren ve Hz.Ebu Bekir'in hayatını konu alan çok güzel bir kitap.

Oğuzhan Özturgut, Cep'i inceledi.
8 dk. · Kitabı okudu · 28 günde · Beğendi · 8/10 puan

Kitabın ilk yarısı gerçekten soluksuz okuyacağınız şekilde muhteşemdi. Walking Dead'i andıran bir dünya ve olayların nasıl gelişeceğine duyulan merak... Tamam dedim bu kitap olmuş. Derken ikinci yarısında kitap ilk heyecanını barındırmamaya başladı. Kitabın sonunu inanın zor getirdim ve sonunda da bir yere bağlanmaması beni derinden üzdü. Frekansı kim başlattı, niye başlattı hiç bahsetmedi. Hırpani adam bunları niye öldürmedi o kadar insan neden frekoya dönüştü bunlardan hiç bahsetmeden sadece hayatta kalma üzerine bir hikaye kurgulanmış. Devam kitabı var mı bilmiyorum ama yoksa da kesinlikle gelmeli cevaplanmayan bir sürü soru var. Efsane olabilecekken iyi bir hikaye olarak kaldı maalesef. Bir de sen Alice'i niye öldürüyorsun ya zaten 4 tane karakter var. Kız için o kadar betimleme yaptıktan sonra kitabın yarısından fazlası geçmişken benimsediğimiz bir karakteri amaçsızca durduk yere öldürmesi hoşuma gitmedi. Sonradan giren karakterlere de ısınamadım. Her neyse ilk okuduğum Stephen King romanı Yeşil Yol'du. Kitap ilk yarısıyla onun kadar iyi olmayı vaadetmesine rağmen 2.yarısı ve sonu yüzden ondan aşağıda kaldı.Puanım 8 ilk yarısı hatırına.

Hakime Hanım, Empati'yi inceledi.
12 dk. · Kitabı okudu · 6/10 puan

Olasılıksız' ın çok satmasını yayıncısı ve menajerine bağlayabilecek kadar dürüst bir tüccar, pardon yazar olan Adam Fawer'ın 2. kitabı yazmaması sürpriz olurdu elbette. Ne var ki bu ikinci kitap, para için yapılan tüm devam serileri gibi ilkini arattı. Zaten bir Terminator, bir Geleceğe Dönüş, bir de Baba filmlerinin devamı haricinde edebiyatta da sinemada da ticari kaygıyla yapılan devam işlerinin, ilk işe oranla başarılı olduğu bir örneğe ben hiç rastlamadım.
İlk kitap ne diyordu? ''Bitirmek için yarını, birilerine anlatmak için ise bitirmeyi beklemeyeceksiniz.'' Haklı çıktı mı? Çıktı. Kendi türünün iyi örneklerinden biriydi bana kalırsa ama kendi türü derken de gerilim/macera türünden bahsetmiyorum. Öyle bir sınıflandırma yapmaya kalkarsam Wilbur Smith ezer geçer bu tarz kitapları mesela ya da Michael Connelly' nin ana karakterinin(Harry Bosch) derinliğinde boğulur Adam Fawer' in karakterleri, hikayeleri. Macera/gerilim türleri arasında çerezlik kitaplar alt başlığında değerlendirirsem Olasılıksız 4 yıldız alır benden, ki aldı da. Yoksa genel olarak gerilim/macera diye bakarsak Wilbur Smith' in Bir Avuç Kum kitabına 4 vermişken Olasılıksız' a 3 yeter de artardı bile. İşte bu bakış açıma göre 3 yıldız veriyorum bu kitaba.
Kitapta muhteşem bir kurgu var diyeceklere şunu söyleyeyim daha önce de bir yerde yazdığım gibi: Eğer muhteşem kurgu bir kitabı mükemmel kitap yapıyorsa Hollywood yapımı her macera filminin senaristi aynı zamanda muhteşem bir yazardır bu mantıkla. Kitapta da muhteşem bir kurgu yok ayrıca, sadece iyi bir kurgu var.
Evet sürükleyici kitap, evet elinizden bırakamıyorsunuz, merak ediyorsunuz ama söyler misiniz lütfen eğer merak etmeyecek, sıkılacaksanız bu tür bir kitap okur musunuz zaten? Bu kitapların birinci amacı, görevi zaten okuyucuyu merakta bırakmak değil midir? E olması gereken bir şeyi yapıyor diye bir kitaba muhteşem denir mi? Yoksa muhteşem olması için olması gerekenin üzerinde bir şeylere sahip olması mı gerekli? Bence ikincisi.

Hasan Suphi, Beyninize Hoş Geldiniz'i inceledi.
22 dk. · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 9/10 puan

Doğa bilimleri çok hızlı gelişme gösteren bir alan olduğundan, okunan bilim kitaplarının özellikle yakın zamanda yazılması yani güncel bilgiler içermesi oldukça önemli. Kitap 2008 yılında kaleme alınmış ve ilk defa 2011 yılında Türkçe'ye çevrilmiş. İçerdiği bilgiler bilgi sahibi olduğum bazı güncel çalışmalarla gayet uyumlu. Kitabın dili oldukça basit, içerisinde ilginç bilgiler ve beyin ile ilgili hurafeler konusunda ayrı başlıklar var. Sonuç olarak giriş için gayet keyifli ve güzel bir kitap.

Gökhan Aktaş, Eristik Diyalektik'i inceledi.
24 dk. · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

İkili tartışmalarda haklı çıkmak Arthur Schopenhauer'e göre bir sanat. Eserinde diyalektik tarzı tartışmaları inceleyerek, bizlere tartışmalarda üstün çıkan taraf olmak için gerekli hileleri açıklamıştır. Eserde Schopenhauer'in keskin zekasına tekrar tanıklık ettim. Keşke kitap biraz daha uzun olsaydı demekten de kendimi alamadım. Eserin başlangıcında tartışmanın doğası ve genel mantıksal çıkarımlar yapıldıktan sonra doğrulayıcı önermeler yer alıyor. Schopenhauer eserinde Aristoteles'den de faydalanmış ve bunu örneklemelerinde açıklıyor. Sonra ise bize haklı çıkmak için gerekli hileleri paylaşmış. Verilen tüyoları kendi gündelik tartışmalarımızı aklımıza getirerek, üzerinde düşünerek okuduğumuzda gayet kolay bir şekilde kavranıyor. Ben biraz daha genel düşünerek günümüz politik figürleri üzerinden baktığımı ve pek çok kısımda gülümsediğimi söyleyebilirim. Kısa sürede okuyabileceğiniz ince bir eser. Keyifli okumalar dilerim.

Hakime Hanım, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'yu inceledi.
25 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Orijinal adı 'Brief einer Unbekannten' olan öykünün tamamı bir mektuptan oluşuyor. Karakterlerimizin ismini vermemiş belki ama çektiği acıyı fazlasıyla hissettirmiş Stefan Zweig.

Kitabımız yazar R.'ye gelen bir mektupla başlıyor. Üzerinde bir hitap dışında bir şey yazmayan bir mektupla.

"Sana, beni asla tanımamış olan sana."


Mektubu okumaya başlamasıyla acı veren tesadüflerle karşılaşıyoruz. Bir çocuğun, komşusu olan yazara koşulsuz bağlılığının büyüyüp vazgeçilemeyecek bir keşmekeşe dönüşünü genç bir kadının mektubunda yeniden yaşıyoruz. Bazen büyük bir serzenişle sesini yükseltiyor sonra da küçük bir kız çocuğu gibi suskunlaşıp geçmişe dönüyor. Okurken kendinizi bu kadının yerine koyuyorsunuz ister istemez. Her zaman bilinmeyen bir kadın olmanın acısını her satırda yeniden yaşıyorsunuz. Aşağıdaki satırları kaç kez okudum bilmiyorum ancak her okuyuşumda daha da derinden etkiledi beni. Buradaki çaresizlik bile kalp kırıcı...

"Sabret sevgilim; sana her şeyi, hepsini en baştan anlattığım için, anlatacağım için, senden rica ediyorum, beni dinleyeceğin bu çeyrek saat yüzünden yorulma, çünkü ben seni bütün bir hayat boyunca sevmekten yorulmadım."


Burada hovarda yazara duyulan hislere aşk mı demeli yoksa saplantı mı bunu bir türlü çözemedim. Her zaman yazara olan hislerinin önünü geçemeyen kadın bilinmeyen olmaya razı geliyor ve bu yine sizi düşünmeye itiyor. Bir cümle okuyunca saf bir aşk görüyor buruk bir şekilde gülümsüyorsunuz sonra kadına seçimleri yüzünden kızıyorsunuz. Belki bunu okuduğunuz diğer kitaplarla da yaşadınız ama böylesine acı bir ikilemi belkide hiç bir karakter size yaşatmadı.Bir tarafta bir annenin yaşayabileceği en büyük acı diğer tarafta bir aşığın paramparça olmuş kalbi...

Fazlasıyla içten karşılıksız sevmenin belkide en başarılı aktarımı bu kitap.Karşı cinsini olan birinin iç dünyasında hislerini mercek altına alan Stefan Zweig kendine hayran bırakıyor doğrusu. 68 sayfa olmasına rağmen her cümle arkasında büyük bir etki, yoğun bir anlam bırakıyor böylesine sade bir dille yazılmış olmasına rağmen oldukça etkili. Olayları tüm incelikleri ile anlatmak istesem bile okumak isteyenleriniz için bunu mahvetmek istemediğimden kısa kesiyorum. Son bir şey söylemem gerekirse kitabın son satırını okuduğumda böyle bir sevmek görülmemiştir belki diye düşünmekten alamadım kendimi.