HALİME ALTUĞ, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Adolf Hitler’in vejetaryen olduğu bilinir hatta Almanya’da hayvanları koruma kanununun onu isteğiyle çıkartıldığı da. 20. yüzyılın en büyük dram yazarı, absürt tiyatro muharriri Eugene Ionesco’ya bir öğrenci, ‘’Seyirciler, bir tiyatro yazarı olarak size ne anlam ifade ediyoe?’’ diye sormuş. O da ‘’Le puplic c’est moi!’’ yani ‘’Seyirci benim!’’ diye cevap vermiş. Hitler’i görseydim ona, ‘’Milyonlarca insanın ölümünün müsebbibi olarak bir hayvan size ne anlam ifade ediyor?’’ diye sorardım, muhtemelen o da, ‘’Ich bin das Tier!’’ yani, ‘’Hayvan benim!’’ diye cevap verirdi. İşte ben Hindistan’dan kaçıp bizim köye sığınan fareleri bu yüzden katlettim. Evvela sağ elimdeki uzun ve kalın sopayı Hitler selamı gibi havaya kaldırdım, sonra içlerinden biri Hitler’in ruhunu taşıyor olabilir diye o selamı beyinlerine indirdim. Sanırım görmek istediğimiz şeyler, her yerde yerçekiminin o inanılmaz hafifliğiyle karşımıza dikiliyor. Sayılar, işaretler, sıfırlar, virgüller, hiçler, pi-slikler, şakalar, absürtler her yerde yerin bitmek tükenmek bilmeyen yerçekimine maruz kalıyor. Bu çekim kuvveti, Tüm’den gelen benim, Tüm’e tekrar varamamam için elinden geleni yapıyor. Beni cehennemin yedinci katına çekebilmek için önüme güzel elmalar düşürüyor. Cehennem, şeytanlarıyla beraber seyahat ediyor, şeytan nereye giderse orayı cehenneme çeviriyor. Yer cehennemi çekiyor ve cehennemdeki yerçekimi Sisifos’un yuvarladığı kayayı hep seviyor. Ve Goethe’nin Mephistopheles’ine Marlowe’un Doktor Faustus’u şöyle soruyor: ‘’ Wyh, this is hell, no ram I out of it.’’

Şey ve Tan, Mehmet Sabri GençŞey ve Tan, Mehmet Sabri Genç
Tuba Taş, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okuyor

Yüzünde cılız, umut dolu bir gülümseme beliren Ron, kollarını kaldıracak oldu.
Hermione onun üstüne atlayıp ulaşabildiği her santimini yumruklamaya başladı.
“Ah — uf — brrak! Ne —? Hermione — UF!”
“Seni — koca — hıyar — Ronald — Weasley!”
Ağzından çıkan her sözcükten sonra noktalama işareti niyetine bir yumruk savuruyordu: Ron geriledi, Hermione üstüne gelirken başını korumaya çalıştı.
“Haftalar — haftalar — sonra — kuyruğunu —kısıp
— buraya — dönüyorsun — of, asam nerede benim?”

Harry Potter ve Ölüm Yadigarları, J. K. Rowling (Robert Galbraith)Harry Potter ve Ölüm Yadigarları, J. K. Rowling (Robert Galbraith)

'As soon go kindle fire with snow, as seek to quench the fire of love with words.' - William Shakespeare
(Kar ile ateş yakmak, aşkın ateşini söndürecek sözcükler aramak gibidir.)

Özkan SARIDAĞ, Game of Thrones Bulmacaları'ı inceledi.
12 saat önce · Kitabı okumayı düşünüyor · Beğendi · 10/10 puan

Kitap güzel ve hareketli.
Okuyun bence.ihjhhbjjjhvfffffff hadisinde dizi dudu sustukça size sık iz am iç ak öz en ki iş dj ki if en kg FT TM ki if en bu if

Delinin Aşk Mektubu - 1
Merhaba.
Sana diyebildiğim en yakın söz bu. Oda genelde kısık, durağan ve belki de biraz soğuk bir sesle. Ama ben o "Merhaba" yı çıkarmak için neler çekiyorum bir bilsen. Kaç sinir hücresine dert anlatıyorum, kaç karar milyonlarca olasılıktan “asla” seçiyor. İsyan eden uzuvlarıma, kalbimi tehdit ederek söz geçiriyorum.
- Gönlümde bir kelebek var, ne kanadını kıracak kadar gücüm, ne de serbest bırakacak kadar cesaretim var.
Seviyorum Ulan, hoyrat biraz, biraz hesapsız ama epeyce titreteninden. Böyle soğukta vurur ya dişlerin birbirine, hah öyle düşün benim gönlümü de. Sen gözümün içine baktığın her an.
“Yaşı olmaz” demişti biri sevmenin, doğru gibi. “Bir kere sevilir” demişti başkası demek ki önceki sevgi değilmiş sanki. Sanki mi? Ne diyorum ben.
Konuşursam susturamayacaksın inan. Boş konuşucam, ağzım alışageldiği gibi üretirken birbirinden bağımsız cümleleri, ben ya öfkeyle ufka bakıcam, böyle ağır abi gibi, böyle efendi adam gibi… Gibi işte.
Sanki sana tavırlıymışım gibi dönüp bakmıycam. Sonunda da dünya dilleri içinde var olan, kelime hazinelerinde en olmayacak, en saçma kelimeyi bulup. Şak diye ortaya koycam. Sonra mı? sonrası uzay boşluğu, yerin dibine kurban olayım.
Ya sana bakarak konuşursam, ya peki daha fenası sen konuşursan;
Düşün insanlık suyu bilmiyor ve şelaleyle tanışıyor ilk kez. Gürül gürül bir hoşluk, serinliğin verdiği o muhteşem sarhoşluk. Saçların gibi, dalga dalga yüreğimin çukuruna doluyor. Boğuluyorum bile isteye, seve seve.
Zamanı durduramasan da yavaşlatan bir yanın var. Böyle dalıp gidiyorum, dudakların ağır çekimde, belki bir hece saatler gibi yavaş yavaş akıyor. Gözlerinde çocuk kıskandıran bir heyecan, kulaklarımda sadece rahatsız etmeyen ve anlamadığım bir uğultu. Kısık, olağan. Yavaşça başka bir yerden, gözlerime odaklıyorsun gözlerini. Gözlerini gözlerime örtüyorsun. Göz kırpman aylar alıyor gibi. Yaşlanıyoruz umurumda değil. Gözlerinin koyusundaki kuyuya düşüyorum. Artık gönüllü Yusuf’um. Artık beni buracıkta, bu ucu bucağı olmayan ama daracık kuyucukta bıraksınlar. Artık beni, ben olan beni bilmeyenin göz koyusunda, hapsetsinler istiyorum. Kâinata vakıfım, gezegenler umurum değil. Işığı Azad, zamanı terk ediyorum. Gözlerinin hapsinde, o koyu kuyuda varsın sürsün bu güzel mahkûmiyet. Huzurum, saadetim, aradığım ne varsa, senden gayri sen olan ne varsa, hepsi aha şuracıkta yanımda. Nasılda susamışım, o acıyla dem olduğum yıllarda. Nasılda kanmış yüreğim bu karanlığa.
Ey İnsanlık alın ışığınız, ateşiniz, aleviniz ne varsa sizin olsun. Ben yârin bu koyu kuyusunda, bu habersiz tarafında, bu göz pınarlarının arasında, bu kurban olduğum kocaman dar-lıkta mesudum.
Yanaklarına ne sürdüysen umurum değil, ne taktıysan kulağına yeminle görmüyorum, ne şehvetle boynundan gerdanına kaymış lığı var bu günahkâr gözlerimin, ne ellerin, ne sözlerin.
Varsa yoksa beni bu Dünya’ya bırakmayan, gel hadi yurdun burası, sonun, mezarın, azabın, cennetin ve cehennemin burası diyen o güzelim, o kıyamam dillendirmeye, ufacık, daracık, şefkatli bir karanlık kuyum. Koyu kuyum.
Derken, ayağıma mı ? Elime mi? bir darbe, belki bir öksürük sahteden ama maksat dolu. Ne bileyim işte bir ikaz ışığı, bir uyarı sinyali…(İçimde bir noluyor ulan çığlığı….)
Kendine gel diyor bana. Gelmek istemiyorum. Ben orda mesudum, etmeyin. Damlayı denizinden, külü közünden ayıyorsunuz, günahtır… Etmeyin.
Nicedir Mecnunun çaresiz çölüyüm, nicedir Ferhat’ın sessiz dağı. Hayli zamandır, zenginin kırık oyuncağıyım, fakirin bitmeyen masalı. Etmeyin Züleyha’nın hatasıdır bu, Eyyüb’ün sabırsızlığı. Yapmayın Zebur ateşsiz, İncil aysız, Kuran Aşksız okunur mu, okumayın dervişin canına. O ki sahibinden emanettir. Bu yaptığınız yedi katın yedisine de ihanettir.
Bir tokat yiyorum kendimden, ruhumun orta yerine… Dudakların hızlanıyor, kafanı çeviriyorsun, hayır hayır kaçırıyorsun başka yere gözlerini sanki hızlıca. Şelale saçların dalgalanıyor. Hâlâ umudundayım ama ben. Hâlâ o küçük kuyumdayım diyecekken, kuyunun dibi yokmuş meğer kayı veriyorum aşağı bu dayanılmaz hakikatler diyarına. Bu mahpus hücresine, bu pranga işkencesine… Bedenime.
Bir tokat daha, yetiyor bakışlarımı önüme almama. İstemsizce, hiç bakmadan, suya uzanıyorum ve istemeye istemeye, boğazımı bir diken gibi parçalaya parçalaya yutuyorum bir yudum.
Yani işte “Seven gelsin söylesin, terslemem demişsin” ya. Terslesen ne olur ki, nasıl anlatayım bunca şeyi yüzüne, nerde, hangi zaman, hangi ruh haline. Hangi kalabalığın görmez yanında, hangi yabancılığın samimiyetinde, hangi cesaretin ardında… Hangi.
Sanma. Korkaklığım yokluğundan, yokluğunla tanıştırılmaktan. Sensizlikle uzun bir zamandır müşerrefim, koymaz yani bana;
“ Ya teşekkür ederim yalnız ben aynı hisleri beslemiyorum sana.”
Ya da
“ Gerçekten ne diyeceğimi bilemiyorum şimdi ama hayatımda biri var.”
Olmadı mı?
“ Hah. Sen mi? benim le mi? Gerçekten bugün güldüğüm en güzel espriydi.”
Hadi iyimser olalım;
“ Hım. Ne bileyim böyle birden bire şey olunca, ya ben bunu biraz düşüneyim.”
“ Ciddi mi, bu söylediklerin. Bunca şey. Yani daha tanışmıyoruz bile. Ama sen, bu kadar anlattığın. Galiba ben de, yani şimdi tam olarak, of dağıldım resmen.”
Şakaydı sonuncu. Elbette her delinin acıtan şakaları olur kendine. Kendi de güler acınacak haline.
Yok demenin yollarıydı bunlar, bunlar korkmadığım kısımları, bunlar üstünde düşünmeden ardımda bırakacağım, O yüksek ihtimalin cevapları.

Senden önce telaşlarımı Gökkuşağı renklerine boyuyordum belki sonunda bulacağım altından bir hazine bunlara çözüm olacaktı.

Carnival of Rust.

Murat Söylev, bir alıntı ekledi.
20 saat önce

Ey insan! Fâtır-ı Hakîm'in senin mahiyetine koyduğu en garib bir halet şudur ki: Bazan dünyaya yerleşemiyorsun. Zindanda boğazı sıkılmış adam gibi "of, of" deyip dünyadan daha geniş bir yer istediğin halde, bir zerrecik bir iş, bir hatıra, bir dakika içine girip yerleşiyorsun. Koca dünyaya yerleşemeyen kalb ve fikrin, o zerrecikte yerleşir. En şiddetli hissiyatınla o dakikacık, o hatıracıkta dolaşıyorsun.
Hem senin mahiyetine öyle manevî cihazat ve latîfeler vermiş ki; bazıları dünyayı yutsa tok olmaz. Bazıları bir zerreyi kendinde yerleştiremiyor. Baş, bir batman taşı kaldırdığı halde; göz, bir saçı kaldıramadığı gibi; o latîfe, bir saç kadar bir sıkleti, yani gaflet ve dalaletten gelen küçük bir halete dayanamıyor. Hattâ bazan söner ve ölür. Madem öyledir; hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem'a, bir işarette, bir öpmekte batma! Dünyayı yutan büyük letaiflerini onda batırma. Çünki çok küçük şeyler var, çok büyükleri bir cihette yutar. Nasıl küçük bir cam parçasında; gök, yıldızlarıyla beraber içine girip garkoluyor. Hardal gibi küçük kuvve-i hâfızanda, senin sahife-i a'malin ekseri ve sahaif-i ömrün ağlebi içine girdiği gibi; çok cüz'î küçük şeyler var, öyle büyük eşyayı bir cihette yutar, istiab eder.

Lem'alar, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 136)Lem'alar, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 136)
MaGeLLaN, Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler'i inceledi.
Dün 03:00 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Centilmen Piçler Serisi'nin ilk kitabı Locke Lamora'nın Yalanları,bu kitabın incelemesini daha önce sunmuştum,Locke'un akıl almaz kurnazlığı,çok çok usta bir şekilde kurduğu yalanlar onu ve arkadaşlarını öyle zor durumlardan kurtarmıştı ki hayretler içinde ve büyük bir merakla kitap kendisini zevkle ve zorla elden bırakmamacasına okutmuştu.

Geldik serinin 2.Kitabı Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler'in de sonuna,yine Locke Lamora,Jean Tennan ve yeni bir çok karakterle birlikte maceradan maceraya zıpladık durduk.Eksilen karakterleri aradık mı,emin olun ben aradım ;)

Locke'un aklı,Jean'ın cüssesi ve gücü ve yeni edindikleri dost ve düşmanlarla birlikte yine son derece lezzetli ve sürükleyici maceraların içine daldık daldık çıktık.

Daha öncede söylediğim gibi inanın bu kitaptan ve karakterlerden çok hoşlandım,vakit kaybetmeden serinin 3.kitabına başlayacağım.

Locke'un akıl almaz zekası yine 694 sayfa boyunca yakamızdan tutup bizi sürüklüyor,karakterler yine ustaca düşünülmüş,olay örgüsü yine ustaca örülmüş,her okur kitlesinin ama hepsininde hoşlanacağından emin olduğum harika bir kitap daha çıkmış ortaya.

2.kitap sonlara yaklaştıkça 3.kitap nasıl şekillenecek?Nelere şahit olacağız?Nerelere sürükleneceğiz? diye düşünmeden ve kitap bitiyor diye üzülmeden edemiyor insan.

Game of Thrones serisini takip eden arkadaşlar varsa,bu seriyi mutlaka okumalı.(Bence bu maceralarda en az onun kadar sürükleyici ve hatta ondan daha eğlenceli)

Scott LYNCH bu türün çok çok usta bir kalemi olduğunu Centilmen Piçler Serisi ile kanıtlıyor.

Bu kitabı tavsiye ederim,okuyun,çok eğlenecek,çok hoşlanacaksınız.Sayfa sayıları sizi korkutmasın 300-350 sayfa okumussunuz gibi kolaylıkla sizi sürüklüyor.(Keşke çok daha uzun olsaydı)

Okunması gereken tavsiye kitaplar arasına koyalım.Hem macera,hem eğlence arıyorsanız tam size göre.4.kitabında önümüzdeki sene içinde çıkması bekleniyormuş.

Hepinize Bol Kitaplı,Keyifli okumalı Günler Dilerim.Teşekkürler.

sinan kaan, bir alıntı ekledi.
Dün 01:24 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Asıl sorun ben değilim, bunu benim dışımda bir yerde aramak gerekir. Ama nerede? İşte bunu bir türlü çözemiyorum. Of, kafam çatlayacak gibi! Gidip yatayım bari...

Uysal Kız, Dostoyevski (Sayfa 28 - Mutena yayınları)Uysal Kız, Dostoyevski (Sayfa 28 - Mutena yayınları)