• Kötücüllüğümle şişko kocayı parasından etmiştim, bir anda taşkın ruh halim geri döndü, şimdi yaptığım kötü şakanın ona kaça mal olduğunu öğrenme isteği duyuyordum.
  • Yaşamı doğal ve iyi öğrenmekten daha ateşli bir öğrenme isteği bulunmamalıdır.
  • Onun kitaplardan oluşan dünya üstü aleminde savaş yoktu, anlamazlik yoktu, sadece sonsuz bilgi ve her zaman daha fazla sayı, sözcük , başlık ve isim öğrenme isteği vardı.
    Stefan Zweig
    aylak adam toplu öyküler 1
  • 339 syf.
    Cemil Meriç gibi hakikat peşinde koşan hayatı öğrenmek ve öğretmek olarak özetlenebilecek bir duayenin kitabını yorumlarken kaygıya kapıldım, doğal olarak. Umuyorum ki hakkını verebilmişimdir okurken, anlarken ve onu yanlış anlamadan, dosdoğru anlatabilirim.
    Kitabın ilk cümlesi Kimim ben? sorusuyla karşılıyor bizleri. Bir adamı tanımak için, düşüncelerini, acılarını heyecanlarını bilmemiz lâzım hiç değilse diyor yine kendisi.
    O halde neydi Cemil Meriç’in düşünceleri, acıları ya da heyecanları? Sorusunun devamında bu malzemeyi açıkça veriyor aslında. Hayatını, Türk irfanına adayan, münzevi,
    mütecessis bir fikir işçisi.
    İlk perde Batı düşüncesini tanımak ve tattırmak için çırpınıyor belli bir müddet. Daha sonraları miskinler tekkesi olarak gördüğü fildişi kulesinde kitaplarıyla inzivâya çekiliyor. Kelimeler dünyasının sultanı olmak, kendi sanatının ve düşüncesinin gökdelenlerini inşa etmek için. Kaderdir ki, istikbâle doğru kanat çırparken karanlık bir kuyuya dönüşür hayatı. Acımasızlaşan, sevdiklerine yabancılaştıran, istediğini yapamamak acizliğine yakalanan ve bu acizliğine tahammülsüzleşen iç dünyası da dışı gibi hasta, kâbus gibi bir hayat oluyor bir anda.
    60’lı yıllara kadar Avrupa düşüncesi hakimken Hint Edebiyatı ışık oluyor, düşünce arayışına. Bu ışığı arayan adama, aydınlanmak ve aydınlatmak işin uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve her şeyi kapsayan öğrenme isteği, merak lâzımdır. Oysa ki ülkede problemler üzerine kimsenin kafa yorduğu yoktur. Sağ kabuğuna çekilmiş, sol elinde manâsını bile bilmediği reçeteye bakmaktadır. Bu yüzdendir ki kendini ne soldan uzakta görür ne de sağın kucağında.
    Ona göre düşünce şüpheyle başlar, ve düşünce tezatlarıyla bir bütündür. Zıt fikirlere kulak tıkamak, hataya götürür. Hakikat ise her düşünceye saygıdır. Nitekim hiçbir izm’e bağlılığı yoktur onun, hiçbir ideolojinin boyunduruğu altına girmememiştir.
    Onun gayesi; Türk insanını, Türk toplumunu, Türk aydınını ve Türk düşüncesini aklın ve imanın kılavuzluğu ile her kesim okuyucuya nakşetmek, onların bi nebze olsun ufkunu açabilmektir. Bu Ülke kitabını şekillendiren de tam olarak bu düşünceleri olmuştur.
    Bunları dile getirirken öyle veciz cümleler kurmuş ve çarpıcı bir üslup kullanmıştır ki, birçok tartışmalara mahal verecek nispettedir. Öncülleri de yargıları da kesindir. Kültürel bakımdan zengin bir birikime sahip olması onu ukala ve biraz da küstah olarak nitelemeye sebep olabilir.
    Dipnotlarına bile kaneviçe diyen bu adam, düşüncelerini şekillendiren kişileri, eserleri özene bezene işlemekten geri kalmamıştır.
    Kısacası düşünce dünyanızı altüst edecek, tesirini uzun süre hissedebileceğiniz sarsıcı bir kitap. Ayrıca yazarın kalemiyle tanıştıktan sonra ister istemez hem kişiliğine hem de eserlerine hayran kalacaksınız, okuduğunuz tek eseri olmayacağı aşikâr. Ertelemeyin, okuyun!
  • JACK LONDON
    MARTİN EDEN

    Roman,övüldüğü kadar varmış,ben de etkilendim.Özellikle Martin in azmi,hırsı,zorluklara karşı dirençli,hedefine olan inancı ve kararlılığı...son derece etkileyici.İnsan' bu hırs ve azim ben de olsa şimdi nerelerde olurdum' demeden geçemiyor.
    Ah Martin ;Ferhat a dağları deldiren aşk Martini de bir kavkada koruduğu kişinin evine yemeğe davet edilmesiyle başlıyor.Aşkı yani Rud arkadaşının kız kardeşi oluyor .Zengin kız ,fakir oğlan hikayesi.Kızı ilk gördüğü anda kararını veriyor ve hedefini çiziyor.Kendinin yetiştiği kaba saba ağzı bozuk ,eğitimsiz ,fakir sınıftan ,Kültür seviyesi yüksek ,nazik ,kibar,eğitimli,zengin elit takıma geçme kararı.Peki bunu nasıl yapacak .Tabi eğitimle.Rut un teşviki ve yönlendirmesiyle eğitim düzeyini artırmaya başladı .Öğrenme aşkı o kadar kuvvetliydi ki yemeden, içmeden ,uyumadan büyük bir hırsla kendisininde şaşacağı düzeyde kitaplar okudu ve araştırmalar yaptı.Bu aşk zamanla yazma isteği doğurdu .'Ben , bu okuduklarımdan daha iyisini yazarım' diyerek yazmaya ve yazdıklarını dergi ,gazete ve yayın evlerine göndermeye başladı.Hem geçimini sağlamak hem de kendini kanıtlamak adına,kendinin asıl mesleği olan gemicilkte tecrübe edindiği hikayeleri yazmaya başladı.Ve kime gönderdiyse yazıları geri çevriliyordu .o ise inadına yazıyor ve yine birçok yayınevi ,dergi ve gazatelere gönderiyordu.Bu arada eğitim düzeyi o seviyeye geldi ki kendisiyle alay eden bir ucube gibi davranan insanlarla en derin konular hakkında tartışmaya ve onları mars etmeye başlıyor.Bu tartışmaların birinde bir gazeteci tarafından 'Sosyalistlerin lideri'gibi bir başlıkla gazetelerde tanıtılıyor.Her ne kadar ben böyle bir insan değilim desede herkes tarafından dışlandı.Rut bile artık onunla görüşmek istemiyordu.Artık hayata pesbdiyecek bir seviyeye gelmişti.Açlık ,yokluk,borçlar son haddindeydi.Artık adı hükümet karşıtı olarak, isyancı olarak çıkmış,en önemlisi yaşam sebebi Rut nişanı bozmuştu.Tam da bu durumdayken yayınevlerinden yazılarının kabul edildiği haberi gelmeye ve hatta başka yazılar talep edilmeye başlamıştı.Büyük bir ün kazanmıştı .Yazıları yabancı dillere bile çevriliyordu.Artık hedefine ulaşmıştı ama bu kendine hiç zevk vermiyordu.Hatta Rut bile kendinden beklenmeyecek teklifle Martin e gelmişti.Martin eski Martin degildi.Kazancının büyük kısmını ailesi ve hayatında kendine yardımcı olmuş ihtiyaç sahiplerinin hayallerini gerçekleştirmek için harcadı ve yeni bir hayat kurmayı planladığı yere giderken hayatına son vermişdi.
    Okumanızı tavsiye ederim.iyiki okumuşum.
  • “Aksine, sadece kitap, film vb’lerinin isimleriyle insanları biraraya getirmek özel dili, terimleri ve içerisinde verili bir problem ya da bir gerçeğin vurgulandığı çerçeveyi belirlemeyi yazara bırakmakta ve uygulamaya başlamayı bekleyen kişilerin kendilerini bir başkasına tanıtmalarına imkân tanımakladır. Örneğin, insanları ‘kültürel devrim’ fikri etrafında biraraya getirmek genellikle ya karışıklığa ya da demagojiye yol açar. Diğer yandan Mao, Marcuse, Freud ya da Goodman tarafından yazılan bir makaleyi anlamak amacıyla birbirlerine yardımcı olma isteği duyan kişileri biraraya getirmek Lombardiyalı Peter hakkında Aquinas’ın yorumlarına Sokrat tarafından yapıldığı farkedilen açıklamalar etrafında kurulan Platon’un Diyalogları’ndan gelen özgür öğrenme geleneği vazifesi görür. Bir konu başlığı etrafında insanları biraraya getirme fikri temelde, örneğin ‘Büyük Kitaplar’la ilintili olarak kurulmuş kulüplerle ilgili teoriden farklılık arzetmektedir. Chicago’lu bazı profesörlerin seçimine güvenmek yerine, ortak ilgilere sahip iki kişi daha geniş analizler için herhangi bir kitabı seçebilir.”
  • 325 syf.
    ·8 günde·10/10
    ''Ben akıllı olmak istiyorum. Benim adım Charlie Gordon. Donnerin fırınında çalışıyorum. 32 yaşındayım.''
    Bir fırında çalışırken mutlu, öğrenme isteği ile dolu bir adam. Çocukluğuna götürüyor bizi. Charlie, babası ve Alice bu kitabın en güzide karakterleri. Çünkü insanı olduğu gibi kabul eden bir yapıları var.

    Kitabı okumaya başladığımda ilk dikkatimi çeken şey kitabın konusundan ziyade kurgusu gereği sayfalar boyunca yapılan yazım yanlışları, eksik olan noktalama işaretleriydi.Bunun sebebini sonradan anlayacaksınız .
    Bilimsel bir deney için kobay olarak seçilen Charlie'nin ıq seviyesi yükseldikçe, eskiden yaşadıgı aşağılanmaları farketmesi ve akıllandıkça giderek yalnızlaşması cok etkileyici. Zekâ ve sosyal ilişkiler, ahlak ve cinsellik, birey ve toplum ilişkileri olağanüstü bir doğallıkla kaleme alinmis.Zekâ geriliği olanlara karşı toplumun yanlış önyargılarını silip atıyor. Ahlâkî konularda çocuk gözü ile başlayıp bir yetişkin gözü ile yerinde tespitlerde bulunuyor.

    Seni çok sevdim Charlie, tüm anlama kabiliyeti zayıf olan insanlara çok saygı duydum.
    düşük bir IQ ile dünyaya gelmiş kimseyi düşlerime kattığımı, onları anlamaya çalıştığımı hatırlamıyorum. Bu zamana kadar engelli insanlar için empati yapmış iken “kör,sağır,uzuv eksiği olan için” IQ geriliği olanları nedense hiç hesaba katmamışım ! yaşadığı zorlukları , ötekileştiriliyor olmalarını , alay konusu olduklarını ve bunun farkına bile varmamaları etkileyici ve açık bir şekilde dile getiriliyor ...
    Üzülecek,
    Ağlayacak
    Ve sonunu tahmin edebiliyor olmanıza rağmen öyle olmaması için içten içe ümitle sayfaları çevireceğiniz bir kitap .
    Okuyun , okutun ....