• Üzerinde bulunan evrende dönem olayların farkındalığı, yalnızlığa itiyor bizi fakat büyükte bir dünyayla tanıştırıyor. Ve dünyadan olmayan hiç kimse cazip gelmemeye başlıyor. Fakat mutluluk hep baki çünkü dahasını öğreniyorsun, öğrenmeyi sevmeye başlıyorsun.
  • İyi yazmak, iyi konuşmak, iyi bir hafızaya ve yaşına göre iyi bir kelime haznesine sahip olmak, kitap okumayı başkalarına göre daha çok sevmek, öğrenilen yeni kelimeleri anlamlarına uygun olarak hemen kullanmak/kullanmaya istekli olmak ve dinleyerek öğrenmeyi sevmek... bu gibi tutum ve beceriler; “Sözel-dil zekası” kuvvetli olan kişilerde bulunur.
    1K, çoğunluğu bu zeka türüne sahip üyelerden oluşuyor sanırım ama benim hafızam oldukça zayıftır, kelime haznem; TDK’ca “eskimiştir” yazan hiçbir kelimeyi içerisine kolay kolay almaz, bu sözcükleri gereğinden fazla kullananları itici bulurum, içinde çokça bu tür sözcükler geçen kitapları da sözlükle okurum😆 Beni böyle sevin☺️
  • “Öğretmen deyince aklımıza ilk gelen, neden sınıf öğretmenleridir?”

    Öğretmen olsun olmasın, çoğumuz –hatta hepimiz– sınıf öğretmenlerimizi ayrı bir yere koyarız. Sınıf öğretmenlerinin diğer öğretmenlerden farkı nedir ki onların yeri gözümüzde, gönlümüzde diğer öğretmenlerimizden çok daha farklı bir üstünlüğe sahiptir? Hele de beş yılı bir öğretmenle geçirmişseniz bu üstünlük katlanarak artar. Demek ki sınıf öğretmeni deyip geçmemek, bilakis durup düşünmek gerekiyor. Çünkü sınıf öğretmenlerinde tılsımlı bir güç var. Unutulmamalarını, öğretmenlerle ilgili anılarımızda, izlenimlerimizde baş tacı edilmelerini başka neyle izah edebiliriz ki?

    Aile ocağından sonra gözümüzü, gönlümüzü, zihnimizi açan, ailemizle birlikte bizi biz yapan bu insanlara borçlu olduğumuz, aslında hayatımızdır. Eğitimin önemi hakkında çocuklara çok basit; ama çok çarpıcı bir soru sorarım: “Bugüne kadar hiçbir okula gitmemiş, hayatınıza hiç öğretmen girmemiş olsaydı acaba bugün nasıl olurdunuz?” Cevaba gerek yok, şöyle bir düşünmek bile yeter de artar. İşte bu dağlar, denizler kadar farkı oluşturan insanların başında sınıf öğretmenleri geliyor. Sonradan öğrendiğimiz her şeyde onların izi, eseri var. Bir şarkıda geçtiği gibi: “Bu kalp, seni(sizi) unutur mu?” Çünkü “Öğretmek, kalbe dokunmaktır.” Bizim kalbimize, zihnimize annelerimizden sonra dokunmak ne kelime, kalbimizi okşayanlar öncelikle sınıf öğretmenlerimiz oldular. Ailemizden sonra tanıdığımız ilk yetişkinler onlardı ki bu bile okula gitmek istemeyenler için ne büyük bir tecrübedir. Ağlamaktan sevgiye giden unutulmaz, unutulamaz bir yolun başlangıcı oldular. Sokağımızdan önce okula, sonra da dış dünyaya açılan bir pencereydiler ve onlar sayesinde neler neler gördük, öğrendik. Sadece öğrettikleriyle zihnimizi değil, sevgileriyle gönlümüzü de açtılar. Anne-babamızdan sonra hiç abartısız ikinci anne-babalarımız oldular. Onun için de gönüllerimize dışarıdan kalıcı olarak ilk yerleşenler, onlar oldular. Çocukluğa dair unutulmayan tatlı hatıraların bir yerinde muhakkak ki öğretmenlerimizin olması sebepsiz değildir yani. Bu kadar sevmeseydiler onları böylesine sevmeyi öğrenir miydik? Öğrenmesek onları böylesine baş tacı yapar mıydık?

    Evet, aslında sınıf öğretmenlerine dair her şey, o iki kelimede toplanıyor: “Sevmek” ve “öğretmek”. Daha doğrusu önce sevmeyi öğretmek, sonra da öğrenmeyi sevdirmek. Başta okuma-yazma ve dört işlem olmak üzere öğrenmenin en az sevgi kadar önemli olduğunu, sevginin bilgiyle buluştuğunda neleri değiştirebildiğini onlar sayesinde yaşayarak öğrendik ve öğrendikçe sevdik, sevdikçe öğrenmeye devam ettik. Sonradan bunu “İnsan, sevmediği bir şeyi öğrenemez. Bir dersi sevmek için öncelikle öğretmenini sevmek lazım.” diye hem öğrencilik, hem de öğretmenlik hayatımızda bizatihi tecrübe ettik. İşte bu sevgili bilgi yolunun en başında, sınıf öğretmenleri var. Kendisi vasıtasıyla öğrenmeyi sevdiren öğretmenlerin başarısı, karşılığını önce sınavlarda değil, öğrencilerin kalplerinde, gözlerinde bulur; sonra da yıllar geçtikçe unutulmayacak hatıralarda ve ilk öğretmenimizi arayıp bulduğumuzda, elini öptüğümüzde duyduğumuz o tarifsiz sevinçte. Öğretmen olmama rağmen elimi genellikle öptürmem; ama eli öpülecek, öpüldükçe hem o elin, hem de öpen dudakların, eğilen başların karşısında değer kazandığı insanların ilk sırasında hiç şüphesiz ki öğretmenlerimiz; ama özellikle de sınıf öğretmenlerimiz gelir. Sonradan öğrendiğimiz her şeyi onların öğrettiklerinin sayesinde öğrendik. Kitap okumayı, yazı yazmayı veya işlem yapmayı seviyorsak, dünyaya farklı bir gözle bakmayı deniyor ve kendimize değer katmayı hava gibi, su gibi bir ihtiyaç olarak hissediyorsak bu aslında ilk etapta sınıf öğretmenlerimizin başarısı değil midir?

    Kalplerden beyine giden yolu, en iyi bilenler sınıf öğretmenleridir. Bunun için de sevmedikten sonra yapılmayacak, yapılamayacak işlerin en başında sınıf öğretmenliği gelir. Çünkü çocukları sevmezseniz bu iş gerçekten katlanılmaz bir eziyettir; ama harcayacağınız emeğe ve vereceğiniz sevgiye bağlı olarak gözlerde ışıltı, yüzlerde gülümseme, kalplerde sevgi, zihinlerde bilgi olmak sevmesini ve severken öğretmesini bilenlerin işi. Sınıf öğretmenlerinin en büyük sermayesi de sevgileri, daha doğrusu sevgilerini bilgiye dönüştürme becerileri.

    Öğretmen olmama rağmen hâlâ bir çocuğa sıfırdan okuma-yazma ve dört işlemin nasıl öğretildiğini merak eder dururum. Muhakkak ki metodu, programı var. Benim merak ettiğim, metodun hangi incelik ve sevgiyle sarıp sarmalandığı, öğrencide iz bıraktığı. Yani arının bal yapmasındaki sır dolu yetenek gibi ben de sınıf öğretmenliğindeki sırlı yeteneğe hâlâ hem şaşırırım, hem de hayran olurum. O yeteneğin bende olmadığına inandığım için de hiçbir zaman sınıf öğretmenliğine yeltenmedim, çünkü benim haddim değildi. Üstelik çocukları çok sevmeme rağmen. Onun için her zaman “Allah özellikle sınıf öğretmenlerine yardım etsin.” derim. Öğretmenliği şahı, bunun için sınıf öğretmenliğidir. Çünkü diğer bütün öğretmenlerin yaptıkları, sınıf öğretmenlerinin öğrettiklerinin üzerine inşa olur. Onlar olmasa bizler de, diğer öğretmenler de olmazdık.

    Bu vesileyle çok; ama çok şeyler borçlu olduğum ilkokul öğretmenim Sayın Ayla Akkan’a teşekkür ediyor, ellerinden öpüyorum. Öğretmenim olduğu için ne kadar talihli olduğumu, yıllar sonra bir öğrencimin bana gönderdiği mesajda yaşayarak anladım: “Öğretmenim olduğunuz için teşekkürler.”

    “Öğretmenimiz olduğunuz için teşekkürler” diyecek öğrenciler yetiştirmek ümidiyle.

    Bu teşekkür ile birlikte ne de çok şeyi borçlu olduğumuz ilk öğretmenler, tabi ki sınıf öğretmenlerimizdir. Ve gelin görün ki onların borcu hiçbir zaman ödenemeyecektir.
  • "Şayet birey kendini sevmeyi öğrenmeyi beceremezse, komşusunu sevmeyi de öğrenemez. . . . Kendini doğru biçimde sevmek ve bir dost için sevgi beslemek tamamıyla örtüşen konulardır, hatta temelde aynı şeydir.. . . Kural şudur: Komşunu severken kendini seveceksin çünkü ona değer verirken aslında kendine değer verdiğini bileceksin."
  • Bu kitabı okumaya geç kaldığımı düşünüyorum ve hâlâ okumadıysanız hemen okumanızı tavsiye ediyorum.
    Öncelikle kitap mükemmel bir dille yazılmış, hiç sıkmadan okumanızı sağlayan kelimeler seçilmiş, araya sıkıştırılan illüstrasyonlar kitap üzerine daha çok düşünmenizi sağlamış.
    Evet bu kitap Küçük Adam'a bir eleştiri, aşağılama, kendine gelmesini sağlama amacıyla yazılmış. Yani Küçük Adam'ın Büyük Adam olması için yazılmış. Peki kimdir bu Küçük Adamlar?
    * Hakikati aramayı ve öğrenmeyi bankadaki para hesaplarından daha az önemseyenler
    * Gösterilen doğruyu inatla görmeyen, gerçeklere kulaklarını tıkayanlar
    * Bir amaç için her türlü alçaklığı, aşağılığı yapanlar ama yine de Büyük Adam'ın boyunduruğunda kalanlar
    * Kitap okumanın boks maçından, iyileştirmenin öldürmekten, özgüvenin ulusal bilinçten daha önemli olduğunu yadsıyanlar
    * Savaşlar, açlık, susuzluk yüzünden binlerce insan ölürken hâlâ ineklerin kutsallığını tartışanlar
    * Çocuklarını sevmek yerine hırpalayan, yok sayanlar; çocuk gelinleri alkışlayanlar
    * Karısına sarılıp güveni hissettirmek yerine yumruklarının sıcaklığını hissettirenler
    * Hayattan bol kepçe almayı bilen, eşine çocuğuna sevgi kırıntısı bile veremeyenler...

    Kendinizi bulabildiniz mi bu maddelerin içinde? Ya annenizi, babanızı, öğretmeninizi, patronunuzu, otobüs şoförünü, mahalledeki bakkalı?
    Evet! Hepimiz Küçük Adam'larız. Ve görünen o ki asırlarca da •küçük• kalacağız.
  • Kendilerine kusursuz olmanın yöntemlerini, sistemlerini ve gizli yollarını anlatmamı isteyen senden başka pek çok kişi var, ve onlara söyleyebileceğim tek şey, bu sırrın sadece yürekten bir Tanrı sevgisi olduğu, bu sevgiye ulaşmanın tek yolunun da sevmek olduğudur. Konuşmayı konuşarak öğrenirsin, öğrenmeyi öğrenerek, koşmayı koşarak, çalışmayı çalışarak; ve aynı şekilde Tanrı'yı ve insanı sevmeyi, severek. Herhangi başka bir yoldan öğrenmeyi düşünenler kendilerini kandırırlar.
    Jean Pierre Camus
    Aldous Huxley
    Sayfa 129 - İthaki yayınları