• 19/11/2018
    Öğretmen,
    Hiçbir şeyi öğretiyordu,
    Geri alıyordu çift katlı korkudan
    Bilme sevincini.
    Naylon bir peruka saç yerine -kafası kazılıydı-
    Naylon bir hayat ve plastik korku.
    İnce kolları ince bacaklarıyla düğümlenmiş,
    Tebeşire tahtaya ve harflere.
    Öğretmemek için geliyordu sınıfa,
    Kapatmaya ve öğrenme arzusunu
    yargılamaya; bir kitap tıkayıp
    boğazlara, susturmaya zaman hakkını.

    Korkuyordu, çoğunluk sandığı
    bu azınlıktan.
  • Kitabın önsözü, "Bu kitap, özellikle dokuz ile on üç yaşları arasında ilkokul öğrencilerine yöneliktir ve ... " diye bir cümle ile başlıyor olsa da Çocuk Kalbi'ni her yaştan bireylerin okuması gerektiğini düşünüyorum. Hayatımızda anne, baba, öğretmen, öğrenci, abla, abi, kardeş, arkadaş gibi farklı farklı rollere sahip olsak da kitabı okuyan herkes kendine dair bir şeyler bulacaktır. Ben Çocuk Kalbi'nde bazen yıllar öncesine gidip minik bir öğrenciydim, bazen birkaç yıl sonrasına gidip öğretmen ve bazen de biraz daha ilerisine gidip anne oldum. O duyguları hissettim.
    Kitap, üçüncü sınıfa giden Enrico'nun günlükleri, anne ve babasının Enrico'ya hitaben yazdığı öğütler ve sınıflarında her ay okudukları hikayelerden oluşuyor. Kitabın genelinde; farklılıklara hoşgörü, yardımseverlik, sevgi, saygı, paylaşma, gibi kavramları görebiliyoruz ve bunların üzerinde düşünüp biz de o nasihatlerden hikayelerden dersler çıkarıyoruz. Enrico ile beraber onun ailesini, öğretmenlerini, arkadaşlarını, arkadaşlarının ailelerini tanıyor; farklı şartlar altında yaşayan hayatlar ve farklı hikayelerle karşılaşıyoruz. Bunları Enrico'nun gözünden okuyarak bir çocuk kalbinin hassaslığını, naifliğini, saflığını, sevgisini derinden hissedebiliyoruz. Keyifli okumalar...
  • Ruhun korkaklığı insan iradesinin zayıflığını gösterir.
    Grigory Petrov
    Sayfa 69 - İlkgençlik yayınları
  • Hoca öğretmen oldu, talebe öğrenci. Öğretmen ne demek? Ne soğuk, ne haysiyetsiz, ne çirkin kelime. Hoca öğretmez, yetiştirir, aydınlatır, yaratır. Öğrenci ne demek? Talebe isteyendir; isteyen, arayan, susayan.
  • İnancının ölçüsü, katlanabildiğin acılardır, demişti ona Öğretmen.
  • Üzmüşler çocuğu, diğer çocuklar. “Senin baban çöpçü, sen de pis kokuyorsun” demişler. Vicdan duygusu tam gelişmemiştir okul öncesi çocuklarında. Zaman zaman böyle acımasız olabilirler. Sonuçta hepsi çocuk işte. Kırmışlar yavrucağın kalbini. Çocukların güzel yanıdır gönülleri, kırılsa da çok, hemen toparlanmaya meyillidir. Yetişkinlere benzemez, kin gütmezler.

    Konuştum babayla. Çok üzüldü, çocuğunun üzülmesine. Dağ gibi adam gözyaşlarını ilk kez ayırdı gözlerinden belki de. “Üzülmek yetmez dedim, bir planım var. Dahil olur musun?” Kabul etti seve seve.

    “Pis ülke” oyunu oynattım çocuklara bir gün. Türetilmiş (uydurma) bir oyun. Ne bulduysak attık yerlere. Bu arada “kötü koku spreyi” sıktık sınıfa, çocuklar görmeden tabi. Birazdan sınıf dayanılmaz bir kokuya karıştı. Dedim niye böyle oldu* Dediler öğretmenim çöplerden, pislikten. Durun dedim, bakın kapıya, biri gelecek, kurtaracak bizi bu pislikten, kokudan.

    Pür dikkat kapıya bakıyor hepsi. Yepyeni sıfır çöpçü kıyafetleri, süpürgesi ve faraşı ile giriyor kapıdan kahramanımız. Çocuklar büyüleniyor sanki. Bak bak bitiremiyorlar. 1.90 boy. Heybetli mi heybetli çöpçümüz.

    Başlıyor hemen temizliğe. Bende pencereleri açıyorum hemen. Temiz hava nüfuz edince etkisini kaybediyor kötü koku spreyi. Yardımcı öğretmenimiz de yasemin kokulu oda spreyini sıkıyor birkaç fıs. Çocukların gözü bizi görmüyor zaten. Ama içlerine doluyor mis gibi çiçek kokusu.

    Sonra yarım ay düzeninde oturuyoruz çöpçünün karşısına. Konuşuyor prova ettiğimiz gibi. “Çöpçüyüm ben” diyor. “Siz sabahları uyurken daha, yada gece yarısı mahallenizin çöplerini topluyorum. Arkadaşlarım da var. Onlar da topluyor. Çöpler toplanmasa sokaklardan, her yer bugün sınıfınızın koktuğu gibi kokar. Çöpçülük zordur çocuklar. Çok zor iştir.”

    Anlatıyor uzatmadan. kısa, öz, keskin. Anlattıkça daha da büyüyor adam. Nasıl dinliyorlar anlatamam. Gözlerini hiç ayırmadan. Hele oğlu. Gurur duyuyor babasıyla ve her sözünde hayran oluyor ona. O bakışa ömür verilir inanın bana.

    Sonra fotoğraf çektiriyoruz hepimiz kahramanımızla. Alkışlarla ve aşkla uğurluyoruz çöpçümüzü. Bir baba, bir oğul. Tedavi edilmiş iki yürek. İşimiz bu. Yüreğe dokunmak. Hanımlar, beyler! Bir çocuğun alın teriyle para kazanan babasının mesleğinden utanmasına dayanamam. Dayanırsam, öğretmen olamam.

    Ertesi sabah soruyor birkaç veli. “Bizim çocuk akşamdan beri büyüyünce çöpçü olacağım diyor. Siz ne öğretiyorsunuz bu çocuklara Allah aşkına?”

    Gülümseyerek cevap veriyorum. “İnsan olmayı öğretiyoruz”

    ALINTI
  • ZAFER
    Düşmüş baktı bir gün
    Aynada saçına kırlar
    Geçmişti kaybolmuştu
    Mazide kalan yıllar.
    Bir de baktı başlamış
    Vücudunda sızılar.
    Dedi; gitti kayboldu
    Geri dönmeyen yıllar.

    33-A servisinden B…İ…

    Prot. No. 962/6277

    Not: 13 Salı 1963 Ağustos tarihli “Son Saat” gazetesinde, kitabı derleyen öğretmen Bedia Tuncer’le yapılan (personelleri yetiştiren hastane) başlıklı röportaj’da bu şiir neşrolunmuştur.